Gelecek ve Ölümsüzlük Hakkında Düşünceler...

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Geleceği düşünmek beni her zaman geçmişten çok daha fazla etkilemiştir. Tabi geçmişi bilmeden geleceği düşünmek ise faydasız olacaktır çünkü geleceğin getireceği her durum geçmişin analizi yapılarak en iyi şekilde tahmin edilebilir. 1970’li yıllardan bu yana günümüze hızla yükselen bilgisayar / işlemci teknolojisi bu analizin en iyi örneklerinden bir tanesi olabilir. Moore yasası gibi öngörülerin güvenilirliği gelecek hakkında yapılan tahminlerin ne kadar olası olduğunu kanıtlamaktadır. Hızla yükselen işlem ve transistör kapasitesi ile bilgisayar işlemcileri geleceğin makinesel işleme gücünü ortaya koyabilmektedir. 

Picasso'nun ünlü sözü “Hayal edilebilen her şey gerçektir.” bize özellikle bilim kurgunun ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Her ne kadar gerçeklik algısı sorgulanabilen bir kavram olsa da bilimsel anlamda kanıtlanabilir ve duyularımız tarafından ölçülebilen tüm elementleri gerçek saymaktan çekinmiyorum. Tabi ki gerçeklik üzerine yorum yaparken her zaman şüpheci yaklaşımımı koruyorum. Hayal edilen veya tahmin edilen tüm gelecek, elde ettiklerimiz ve mantık süzgecinden geçmek zorundadır, bu durum hayal edilen her şeyin olasılığını güçlendirmektedir.

Geldiğimiz en son noktada, edindiğimiz verilere göre, dünya yaklaşık 4,5 milyar yıl yaşında ve yaklaşık 3 milyar yıl boyunca canlılık var olmakta. Evrimsel süreç göz önüne alındığında Homo cinsi olan insan soyu yaklaşık 200.000 yıldır dünya üzerindedir. Kozmik zaman diliminde belki saniye bile tutmayacak olan bu zaman aralığında var olan insan ırkı, açıktır ki henüz bebeklik dönemini yaşamaktadır. Yapılan araştırmalara göre hayat enerjimiz olan güneşin yaklaşık 4 milyar yıl daha ömrü olsa dahi bunun 2.8 milyar yılı canlı organizmalar için ancak yeterli hayat koşullarını sağlayabilecek. Güneş ısınıyor ve genişliyor!. Tüm bu verilerin doğrultusunda hiçbir kurtarma planı uygulamadan insanlığın dünya üzerinde yaklaşık 2 milyar yıllık bir ömrünün kaldığını söyleyebiliriz.

Peki 200 bin yıl boyunca yaşanan bu gelişmeler ele alındığında, 2 milyar yıllık bir süreç size neleri düşündürüyor? Tarih boyunca peşinde koştuğumuz sorular, cevaplar, ölümsüzlük, canlılık, bilinç, kozmos, yapay-bilinç, robotlar, uzayda yolculuk bu süreçte ne gibi gelişmelere ve yeniliklere gebe?

Yakın tarihte hangi gelişmeler bizi bekliyor olacak? Tüm bu, birçok insanın merak ettiği sorular üzerine tahmin yürütmek belki de geleceği şekillendirmek adına yapılabilecek en güzel hareketler den bir tanesidir.

İnsanoğlu her zaman doğayı taklit etmeye çalışmıştır, doğal olarak ortaya çıkan materyalleri yapay olarak üretmek ve geliştirmek her zaman en büyük arzularımızdan oldu. Bununla birlikte yaşamımızı daha kolay hale getirecek olan araçların ortaya çıkması, her dönemim kendi imkanları doğrultusunda süregelen bir durum olmuştur. Ateş, elektrik ve tekerlek gibi kilometre taşı olan keşiflerden itibaren insanoğlu adım adım son geldiğimiz noktaya kadar araç üretimini geliştirdi. Çok basit merak ve hayallerle başlayan küçük maceralar günümüze kadar, arabalar, uçaklar, ev aletleri, telefonlar vs. ile hayatı en kolay hale getirebilecek şekilde evrildiler.

Peki tüm bu araçların dışında eksik olan neydi? 

Yarattığımız tüm araçlar günlük hayatımızı kolaylaştırmak adına devamlı gelişmeye devam etti. Tüm bunların yanında aslında en çok merak edilen ise en temel zihinsel işlemleri yapmamızda bize yardımcı olabilecek araçların yapılması olabilirdi çünkü insan zekası ne kadar gelişmiş olsa da özellikle işlem hızı açısından yetersiz kalıyordu. En basit hesaplama işleminden tutun en zor sayı kombinasyonlarını oluşturup algoritmik çözümler yapabilen araçlara ihtiyacımız vardı. Bu noktada, tarihte abaküsten başlayan basit hesaplama teknikleri,  1930’lu yıllardan itibaren ilk önce vakum tüpleri ve radyo temelli makinelerden daha sonra transistör temelli ve daha da sonra mikro çipin icadı ile günümüzdeki bilgisayarların atalarını oluşturan makinelerle güçlendi. 

Bilgisayarlar tıpkı beynimiz gibi işlem ve hafıza temelli çalışma prensibi olan gelişmiş bilgi işleme cihazlarıdır. Bilgi, programlanabilir bir ortamda herhangi bir mantıksal algoritmadan geçirilerek işlenebilir, buda bilgisayarların aslında insan zekasının yapay olarak üretilmiş basit bir kopyası olduğunu gösterir. Muhakeme yapan, öğrenen, iletişim kuran, planlayan bir bilgisayar programı düşünün, bu noktadan itibaren yapay-zeka kavramı robotların beynini oluşturmaya başlayabilir. Robotlar, insanoğlunun yaratma serüvenindeki en üst noktalardan bir tanesi, bizim zekamızın temel prensiplerine sahip, programlanabilir, vücudun zayıf noktalarından arındırılmış, geleceğin en merak edilen konularından. Küçük ev aletlerinden tutun, kullandığınız birçok günlük aletin fabrikalarda üretiminde, hastanelerde, bilimsel deneylerde, askeriyede kısacası hayatımızın hemen hemen her alanında değişik kapasitelerde robotlar ile baş başayız. 

Gelecekte üretilen robotların en büyük özelliği muhakeme ve öğrenebilme yetenekleri olacaktır, kaynaktan edindikleri veriyi hem işleyip hem depolayıp hem karşılaştırıp hem de sonuca varma yetenekleri ileri seviyede olacaktır. Sürekli olarak global bilgi ağı olan internetten sorgu yapabilecek ve edindiği sonuçları anlık olarak işleme potansiyeline sahip olacaktır. Hayatın her alanına girecekler ve insan gücü gereksinimi oldukça düşürecekler. Devlet yönetiminde, yargıda, ekonomide, hukuksal ve ahlaki değerlerde büyük değişiklikler yaratacaklar. Özellikle suç denetiminde robotların çoğalmasıyla birlikte siber suçlarda patlama yaşanacaktır. Askeri açıdan, güç dengesi çok daha bozulacak ve teknolojik birikimi yüksek ülkeler daha güçlü olacak. Bunların yanında yüksek işlemci gücüne sahip süper bilgisayarlar yardımıyla bilimsel gelişmeler ivme kazanacak, özellikle moleküler tıp ve parçacık fiziği alanında büyük gelişmeler yaşanacak, ölümsüzlük çalışmalarının başarılı sonuçları gündeme gelmeye başlayacaktır. Uzay teknolojisinde ise araştırılan gezegenlerdeki şartlarda daha uzun süre durabilen ve daha verimli araştırma yapabilen robotlar kullanılacaktır.

İlk bölümü 1984 yılında çekilen Terminator filmi için robot konusu üzerine çekilen en önemli bilim-kurgu filmi diyebiliriz sanırım. Filmde vurgulanmak istenen yapay-zeka gelişimi ve doğuracağı tehlikeler günümüzde de bilim adamları tarafından oldukça konuşulmakta. Robotların hayatımızı kolaylaştırmaktan öteye giderek, kendi benliklerini oluşturması ve insanları kendilerine karşı bir tehdit olarak görmesi, yapay-zekanın son derece gelişmesiyle birlikte hiç de zor gözükmüyor. Çağımızın en tanınan gelecekçilerinden Ray Kurzweil’e göre birkaç on yıl içinde yapay-zeka (robotlar) Turing Testi denilen, insan zekasını, kendisinin bir insan olduğuna dair inandırmasına dayanan testi geçeceğini savunuyor. Böyle bir durumda, robotların yapabilecekleri konusunda insandan aşağı kalır tarafı olmayabilir. Yine bu durumda, insanlığın yapay-zeka gelişimi konusunda çok dikkatli ve kontrollü adım atması gerekecektir, geliştirilen her sistem tamamen insan kontrolünde ve acil durumlar için hazır olmalıdır. 

Çok daha uzak gelecek hakkında konuşacak olursak, robotların, insanlarınkine çok yakın bir bilince sahip olabileceklerini düşünüyorum. Özellikle beynin çalışma sistemi ve bilinç üzerine keşiflerimiz arttıkça kendi bilincimizi yapay olarak rahatlıkla kopyalayabiliyor olacağız. Bununla birlikte günümüzde de yayılan Transhumanizm gibi uluslararası hareketlerin de yardımıyla, insanların kendi vücutları üzerinde birçok robotik uzuv ve organ değişimi yapılacağı görülebilmektedir ki son yıllarda gelişen, sinirlere bağlanarak beyinden gelen komutları okuyabilen robotik kol ve bacak teknolojisi gelecekte olacakların habercisi niteliğindedir. Kim bilir belki de çok uzak gelecekte, insan ile robot arasındaki ayrım ortadan kalkacaktır.

Tüm bu arayışlarını sürdürürken insanoğlu, yoluna çıkan en büyük engel olan ölüme ise zorlu bir savaş açmış durumdadır. Canlı organizmanın temek görevlerinden biri olan hayatta kalma güdüsünü bir aşama yukarı taşımak için canla başla çalışmaktayız. Günümüzde ki gelişmeler ile ölümsüzlük konusu çok daha fazla dillerde gezinip birçok insanı heyecanlandırmaktadır. 

Ölümsüzlük konusunu birkaç madde altında incelemek istiyorum:

 

Biyolojik Ölümsüzlük

Yaşlanmak diye tanımladığımız, kısaca hücre bölünmesinin durması ve kalitesinin düşmesi, bu durumun kolaylaştırdığı hastalık riskindeki artış, insanların en sık görülen ölüm nedenlerinden bir tanesidir. Gelecekte yaşlanmanın durdurulması ve geriye döndürülmesi üzerine büyük gelişmeler olacağına inanıyorum. Belirli bir bölünme sonrası kendi ölümünü sağlayan normal hücrelerimizin aksine kendi ölümsüzlüğünü ilan etmiş, durmadan çoğalan kanser hücreleri üzerinde yapacağımız araştırmalar sayesinde, kontrol altına alınmış kanser hücresi modeli belkide insanın biyolojik ölümsüzlüğüne ulaştıracak anahtar olacaktır.

Ayrıca hastalık tedavisine yönelik kullanılan nanoteknoloji, biyolojik mühendislik, kök hücre tedavisi gibi yöntemler ile kanser, kalp hastalıkları ve diğer organ hastalıklarında kalıcı çözümler sunacaktır. Örneğin laboratuvar ortamında programlanmış yapay nano-robotların vücuda enjekte edilerek kanser hücrelerini yok etmesi gibi yöntemler kullanılacaktır. 

3D bio-yazıcı sistemleri ise hali hazırda birçok insan dokusunu ve organını oluşturabilmektedir.  Gelecekte gerekli olan organ ve doku nakli kişiye uygun olarak 3D bio-yazıcı ile kolaylıkla hazırlanıp yapılabilecek.

 

Cryonics

Cryonics basitçe insan veya hayvanların düşük sıcaklık koşullarında (yaklaşık -200C) muhafaza edilerek ileri gelecekti potansiyel iyileştirme süreci için korunması işlemidir. 1960 yıllarından bu yana yaklaşık 300 kişi dondurulmuş durumda beklemektedir. Daha binlerce insan ise ölümünden itibaren dondurulması üzerine anlaşma imzalamış. En önemli iki kuruluş Amerika’da bulunan Alcor ve Cryonics Institute 23.000$ ile 150.000$ arası değişen ücretler karşılığında yasal ölümünüzden itibaren tam vücut yada sadece kafa olmak üzere sizi dondurabilmektedirler. 

Normalde doğal dondurma işlemi hücrelerinize zarar vereceği için Cryonics işleminde cyropreservation denilen ve CryoProtectant ajanlarının kullanıldığı hücreye minimum derecede zarar verecek özel işlem uygulanmaktadır. Yakın gelecekte (100 yıl içinde) özellikle nano-teknoloji sayesinde minimum derecede bile olsa zarar görmüş hücrelerin onarılarak, kişinin başta beyin olmak üzere diğer bütün organlarının tekrar çalışır hale getirileceğine inanılıyor. 

1 milyonda bir ihtimal olsa bile fikrimce denemeye değer.

 

Sibernetik Organizma

Dünya'daki ölüm nedenleri oranlarına baktığımız zaman, kalp-damar hastalıklarının başı çektiğini görebiliyoruz. Kalbin kas dokusunu besleyen damarlarda meydana gelen plaklaşma her yıl yüz binlerce kişinin ölümüne neden oluyor. Bu plak dokusu ise yaş, biyolojik yatkınlık, sigara vs. gibi etkenlerle oluşabiliyor. İnsanlığın geldiği bu noktada bu kadar basit gözüken bir nedenden dolayı bu kadar ölüm yaşamak size de bir sorunmuş gibi gelmiyor mu?

Bu noktada organlarımızı, aynı görevi gören fakat insan eliyle yapılmış kopyalarıyla değiştirmek kulağa mantıklı geliyor. Bir çok organımız çağımıza ve seviyemize göre bazen ilkel bile kalabilmektedir. 

Özellikle kaza sonucu uzuvlarını kaybetmiş insanlar için geliştirilen, son 5 senede ardı ardına birbiriyle yarışan bio-tech firmalarının yoğun çalışması sonucu üretilen, beynimizden gelen ve sinir yoluyla iletilen elektrik akımını işleyip hareket etmesini sağlayan protez el ve ayak sistemleri gelecekte sorunsuz el ve ayak ile değiştirilebilecektir. Bu protezlerin beyin tarafından hissedilmesini sağlayacak reseptörler ise içinde bulunduğumuz sene içerisinde ilk prototipleriyle ortaya çıktı bile. Hareket ettirmekten ziyade hissedilebilmesi gerçek uzuvların gelecekte yerini almasını sağlayacaktır.

Geçtiğimiz sene Fransız medikal şirketi CARMAT dünyanın ilk yapay kalbini üretip başarılı şekilde 3 hastaya nakil etmişti, henüz testlerine devam edilen yapay kalbin önümüzdeki 1-2 sene içerisinde satışa çıkması bekleniyor. Yüz sene içerisinde ise beyin dışında ki neredeyse tüm organlarımız yapay tasarımlarla değiştirilebilecektir. Kişi tamamen yapay bir beden içinde sadece beyin nakli ile yaşamına devam edebilecek.

 

Bilgisayara Zihin Yüklemesi

Beynimizin nasıl çalıştığı en çok merak edilen konulardan birisi olmuştur her zaman. Gelişen tıp ve teknoloji ile beynimizin çalışma mekanizmasını oldukça aydınlattık, beynin bölümlerini ve hangi temel görevleri üstlendiklerini biliyoruz, sadece 20 watt elektrik akımı ile çalıştığını biliyoruz, beynin içinde bulunan milyarlarca nöron bağının birbiriyle olan iletişimi ile hareket edip, konuşup düşünebildiğimizi biliyoruz. Fakat bilinç dediğimiz, var olduğumuzu fark etmemizi sağlayan mekanizmanın, beyinde tam olarak nasıl oluştuğu hala açık olarak gizemini korumaktadır. 20-30 yıl içerisinde özellikle bilincin beyinde nasıl oluştuğun ve nasıl kontrol edildiğinin keşfedebileceğine inanılıyor. Bu keşif bize yapay bilinç üretimini ve kendi bilincimizi herhangi bir dijital ortama aktarabilmemizi sağlayacaktır. Yine gelecekte bilincimizi, önceden hazırlanmış dijital ortamlara aktararak varlığımızı devam ettirebileceğiz.

Ölümsüzlüğe ulaşmış insanoğlu artık belki on binlerce yıl sürecek olan uzay maceralarına da hazır duruma gelmiş olacaktır. Güneş sistemimizde bulunan gezegenlerin tamamına araç gönderdiğimiz bu dönemde bile gelişmiş teleskoplarımız sayesinde yüz binlerce ışık yılı ötesini gözlemleyebilmekteyiz. 

Bilim insanlarının net olarak vurguladığı gibi uzak gelecekte dünyadan ayrılmamız gerecek. Mars’a yapacağımız ilk insanlı uçuş 2020 ortalarında gerçekleşecek ve Mars’da kolonimizin ilk adımlarını atmış olacağız. 

Fakat güneş sistemimiz dışına çıkmak istediğimizde, en yakın komşu yıldız Alpha Centauri bile dünyadan 4 ışık yılı uzakta bulunmaktadır, bu demek oluyor ki ışık hızında yolculuk yapacak bir araç üretsek bile 4 yıl sürecek bir yolculuk sonrası Alpha Centauri’ye varabilmekteyiz. Evrenin hız limiti olarak geçen ışık hızını aşmak bir yana dursun ışık hızına ulaşmak bile klasik fiziğe ve birçok fizikçiye göre mümkün değildir. Kısaca kütlesi olan hiçbir madde ışık hızına ulaşamamaktadır. 

İleri gelecekte üreteceğimiz çok daha hızlı uzay araçları ile yıllar veya on yıllar içerisinde galaksimizdeki diğer yıldız sistemlerine yolculuk yapabileceğiz. Bu yolculuklarla birlikte uzayı haritalandırıp, yeni koloniler kuracağız. Yapay zekanın neredeyse insan zekası seviyesine gelmesiyle, bu yolculuklar robotların ve insanoğlunun ortak çalışması olacaktır. Bu yolcular sırasında yeni uzak gezegenler keşfedip, belki de, yeni gelişen primitif medeniyetlerle, daha önce bilmediğimiz canlılık formları veya ilerlemiş üst medeniyetlerle karşılaşacağız.

Hayatta kalma arzusu ve merak duygusu ile alevlenen gerçeği arayışımız, milyonlarca ve milyarlarca yıl sürecek olan gelişim ve keşifler ile insanoğlunun “Evren nasıl oluştu?”, “Bir yaratıcı var mı?” gibi temel sorularına cevap verecek ve sonunda, gelecek, bize inanmak zorunda kalmayıp, bildiğimiz bir gerçek elbet getirecektir.

 

Hazırlayan: Utku Dalmaz

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Computer History (Wikipedia)
  2. After Core Hydrogen Exhaustion (Wikipedia)
  3. Machine Learning (Wikipedia)
  4. CARMATSA

Zürafaların Evrimi

Süt ve Meme Hatları: Evrimi Görmek İçin Fazla Uzağa Değil, Memelerinize Bakın!

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim