Evrenden İnsana Bir Masal: Carl Sagan ve Kozmik Bağlantı

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Bir zamanlar, on ya da on beş milyar yıl önce evren daha biçimlenmemişti. Galaksiler ortaya çıkmamıştı. Yıldızlar parlamıyordu. Gezegenler yoktu.  Her yer karanlıktı. Evrende sadece hidrojen ve helyum vardı. Evreni yarattığını ya da eski evrenin küllerinden yeniden doğmasını sağladığını söyleyebileceğimiz Büyük Patlama olup bitmiş ve bu patlamanın alevi zamanla sönüp gitmişti.

Ancak hidrojen ve helyum atomları tamamen dağılmamıştı. Büyük karanlığın orasında burasında şans eseri biraz gaz toplanmıştı. Bu gazlar kütlesel çekimleriyle çevrelerindeki gazları da kendine çekerek büyüdüler. Gaz bulutları büyüdükçe yerçekimi kuvveti ve açısal momentum yasaları doğrultusunda sıkışıp yoğunlaştılar ve giderek hızlanan bir biçimde dönmeye başladılar. Bu dönen büyük topların içindeki nispeten yoğun parçalar yüzeyde toplandı, sonrada parçalanıp milyarlarca küçük top haline geldi.

Yoğunlaşma gaz toplarının merkezinde şiddetli atom çarpışmalarına neden oldu. Isı öyle yükseldi ki sonunda hidrojen atomlarındaki elektronlar protonlardan ayrıldı. Protonlar artı elektrik yüklüdür ve aynı kutuplar birbirlerini iter. Ama merkezdeki ısı öyle yüksekti ki protonlar olağanüstü bir enerji ile çarpışmaya başladı. Bu enerji, protonların çevresindeki itici elektriksel kalkanı delecek güçteydi.

İtici kuvvet bir kere aşıldı mı sıra nükleer güçlere, atomun çekirdeğini bir arada tutan güçlere gelir. Basit bir hidrojen atomundan biraz daha karmaşık bir yapıya sahip olan helyum oluşmuştu. Dört hidrojen atomundan bir helyum oluşurken az bir enerji açığa çıkar. Gaz topunun yüzeyinden sızan bu enerji uzaya yayıldı. Gaz topu aydınlanmış, ilk yıldız oluşmuştu. Artık büyük karanlıkta ışık vardı.

Yıldızların evrimi milyarlarca yıl sürdü. Ufak bir kütle farkını enerjiye çevirerek, hidrojenden helyum üreterek boşluğu ışıkla doldurdular. O zamanlar ne bu ışığı yansıtacak bir gezegen, ne de evrenin parlaklığını görebilecek bir canlı vardı.

Hidrojenin helyuma dönüşmesi sonsuza kadar süremezdi. Nitekim zamanla yıldızların merkezinde, yüksek ısının elektriksel itme kuvvetlerini yenebildiği yerde, hidrojen tükendi. Yıldızların ateşi küllenmeye başladı. Merkezdeki basınç artık üst tabakaların ağırlığını taşıyamaz olmuştu. Ve yıldızların sönüşü milyarlarca yıl önce nükleer patlamalarla engellenmişken, şimdi gerçekleşiyordu.

Bu çöküş sırasında oluşan sıkışmayla daha yüksek ısılara çıkıldı. Bu ısılar öylesine yüksekti ki bir önceki tepkimelerin külü olan helyum yakıt olarak kullanılmaya başlandı. Genişleyen ve büyüyen bu kırmızı devlerde daha karmaşık tepkimeler meydana geldi. Helyum karbona, oksijen neona, magnezyum silikona, silikon kükürde dönüştü. Sonsuz çeşitlilikte ve anlaşması güç nükleer tepkimeler bazı çekirdekler yarattı. Bunların bir bölümü daha değişik çekirdekler oluşturacak biçimde birleşti. Bazıları önce ayrışıp sonra birleşerek az farklı başka çekirdekler oluşturdu.

Yüzey içerinden dışarıya doğru genişlediği için kırmızı devlerin yüzeyindeki çekim gücü düşüktü. Böylece en dıştaki katmanlar uzay boşluğuna yayılarak yıldızın çevresinde hidrojen ve helyum daha ağır karbon, oksijen, magnezyum, demir gibi elementlerden oluşan bir ortam yarattılar. Bazı durumlardaysa dıştaki yüzey soğanın soyulması gibi yıldızdan kat kat ayrıldı ya da korkunç bir nükleer patlama yıldızın tüm dış katlarını büyük bir hızla ya da yavaş dağılmalarla yıldızların oluştuğu madde yine yıldızları oluşturan karanlığa yayıldı.

Fakat şimdi ileri yıldız kuşakları doğuyor, dönen gaz bulutları tekrar yıldızlara dönüşüyordu. Ama ikinci ve üçüncü kuşak yeni yıldızlar atalarından miras kalan ağır elementler yönünden zengindi. Bu yeni yıldızların yanlarında nükleer patlamalar yaratmayacak kadar küçük yoğunlukları bulunan ve yıldız olmayan kütleler ortaya çıkıyordu. Bunlar dönen bulutlardan oluşmuş, soğuk, madde çökeltileriydi. Kendileri nükleer enerji üretemedikleri için en yakın yıldızdan aldıkları ışığı yansıtıyorlardı. Bu madde topakları gezegenlerdi: Bazı büyük ve gaz durumunda, genelde hidrojen ve oksijenden oluşan, soğuk ve ana yıldızdan uzaktı; diğerleri ise daha küçük ve sıcak olup hidrojen ve helyumun çoğunluğunu uzaya sızdırmıştı; kaya ve metalden oluşmuştu.

Bu daha küçük kozmik enkazlar, oluşumları sırasında içlerinde hapsolmuş bulunan hidrojen yönünden zengin gazları serbest bıraktı. Bazı gazlar hemen yüzeyde yoğunlaşarak ilk okyanusları oluşturdu. Diğerleri yüzeyin daha yükseğinde kalarak şimdikinden farklı, insanların soluyamayacağı metan, amonyak, hidrojensülfit, su ve hidrojenden oluşan bir atmosfer yarattı. Masalımızda henüz insan ortaya çıkmadı.

Atmosfere yıldızların ışığı düştü. Güneşin etkisiyle sürüklenen fırtınalar, şimşekler, yıldırımlar geldi. Volkanlar patladı, fışkıran sıcak lavlar yüzeye yakın olan atmosferi ısıttı. Bu süreç içerisinde ilkel atmosferin molekülleri parçalandı. Fakat  parçacıklar daha karmaşık moleküller halinde tekrar bir araya geliyordu. Bunlar okyanuslara düştü, birbirleri ile ilişki kurdu, fizik ve kimya kuralları doğrultusunda daha büyük ve karmaşık molekülleri oluşturdular. Bir süre sonra okyanuslar sıcak “ et suyu” haline gelmişti.

Bir gün, bu “et suyu” içindeki sayısız karmaşık organik molekülden bir tanesi kabaca kendisinin benzeri moleküller yapmayı başardı. Yakın çevresi içerisinde, kendi gibi moleküller oluşturacak kimyasal olayları düzenleyen, üreyen, örnek fakat çokyetkin olmayan bir moleküldü. Kopyaları kendisinin tam aynısı değildi. Yine de bu erken devir sularında kendine büyük bir avantaj sağladı. Kendilerini kopya edebilen moleküller şanslıydı. Böylece çoğalabilen moleküller arttı.

Zamanla kopyalama yeteneği mükemmelleşti. Sulardaki diğer moleküller üreyebilenlerce kullanıldı. Böylece okyanuslardaki en önemli olay moleküllerin kendi benzerlerini üretmesi oldu.

Daha yetkin ve gösterişli üreme sistemleri gelişti. Daha iyi kopya üretebilen sistemler daha çok üredi. Bir süre sonra moleküller, kendi kendileri çiftleştiren topluluklar olarak organize oldu. Üremek öyle çok büyük bir amaç, parlak bir düşünce ya da ilahi bir dürtü değildi. Yalnızca üreyebilenler ürüyordu. Bu olayların etkisiyle gezegenin yüzeyi de yavaş yavaş değişmeye başladı. Denizler,oluşan, metabolize eden, gelişen, bozulan, üreyen moleküler topluluklarla doldu. Daha gösterişli sistemler gelişti. Ortak davranan moleküler topluluklar bulunmaya başladı. Doğal seçilim moleküler bir elek rolü oynadı, ortama en uygun moleküler kombinasyonları kendilerini kopyalamaya devam ettiler.

Aynı zamanda en yakın yıldızın etkisiyle (güneş ışığı, şimşekler, yıldırımlar) gelecek kopyalar için yapı taşları, gıda ürünleri oluşturuyordu. Yıldızın merkezindeki nükleer tepkimeler gezegendeki süreçleri etkiliyor ve hayatı destekliyordu.

Gıda hammaddesi giderek azalmaya başlayınca hava, su ve güneş enerjisinden yapı taşları geliştiren bir cins türedi.Bu ilk bitkilere daha sonra ilk hayvanlar katıldı. Hayvanlar bitkiler üzerinde birer parazit oldular. Bitkiler atmosferi değiştirmeye başladı. Hidrojen yok oldu, amonyak azota, metan karbondiokside dönüştü. İşte o zaman atmosferde hatırı sayılır bir ölçüde oksijen oluştu. Fakat oksijen, tüm bu üreyen organik molekülleri yeniden karbondioksit ve su durumuna getirebilecek özelliğe sahip tehlikeli bir gazdı.

Yaşam bunun da üstesinden geldi: Bazı durumlarda oksijensiz ortamlara sığındı ama daha başarılı örnekleriyle oksijenli atmosfere uyum sağladı ve onu gıda metabolizmasında kullanılan faydalı bir madde olarak kabullendi.

Ölüm ve seks ortaya çıktı; bunlar doğal seçilimin işini kolaylaştıran süreçlerdi. Bazı organizmalar sert organlar geliştirerek karaya çıktı. Uçma başladı. Kocaman dört ayaklı hayvanlar ormanlarda koşuşturdu. Küçük hayvanlar, sert kabukların içinde oluşmak yerine canlı doğdular. Ömürleri uzadı; bu süre içerisinde kendini kopyalayan moleküllerinde önceden programlanmış halde bulunan bilgilerden daha fazlasını atalarından öğrendiler.

Tüm bunlar olurken iklim de devamlı değişiyordu. Güneşin enerjisindeki ufak bir değişme, gezegenin yörüngesinde bir oynama, bulutlar, okyanuslar, kutuplardaki buzullar hepsi iklime etki ediyordu. Bir grup canlı yok olurken bir diğeri üreme-çoğalma şansı kazanıyordu.

Sonra.. Dünya aniden soğudu. Ormanlar ortadan kalktı. Ağaçlarda yaşayan küçük hayvanlar yaşayabilecekleri bir ortam bulmak üzere savanlara yöneldiler. Dik durmayı ve alet kullanmayı öğrendiler. Yeme ve soluk alma organlarıyla havada sıkışma dalgaları üreterek iletişim kurma yolunu buldular.

Ateşi keşfettiler. Sosyal ilişkiler sonucu öğrenme hızlandı. Ortak avlanma başladı, yazı bulundu, politik yapılar oluşturuldu. Batıl inançlar ve bilim, din ve teknoloji…

Ve bir gün bu gezegen üzerinde, genetik maddesi kendi kopyasını üretebilmiş bir ilkel moleküllerden çok farklı olmayan bir yaratık ortaya çıktı. Yıldız hammaddesinden kendi türünün başlangıç noktasına kadar süren uzun, çileli oluşum yolunu araştırabilecek nitelikteydi. Kozmik maddeden oluşmuştu. Geleceğine ilişkin soruları düşünebiliyordu. Kendine insan adını verdi. 

O bir yıldızlıydı ve yıldızlara dönmek için bekliyordu.

Yazan: Carl Sagan, Kozmik Bağlantı, 32. Bölüm

Aktaran: Cömert Yakarışık

Yapay Kan: Nedir, Nasıl Üretilir, Ne İşe Yarayacaktır?

İnsansıların Evrimi: Hominoidea, Hominidae, Homininae, Hominini, Hominina ve Homo (sapiens)

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim