Dyslexia (Kelime Körlüğü)

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Dyslexia (Kelime Körlüğü)

Milles'in (1974), “Yeteneksizlikler Kümesi” olarak nitelendirdiği “Disleksi” adıyla tanınan bir okuma bozukluğu vardır.

Bugün disleksi olarak adlandırılan bu okuma bozukluğunu ilk ele alanlar arasında Hinschelwood'u (1917) görebiliriz. Hinschelwood, “Kelime Körlüğü” (Word blindness - Cecité verbale) olarak ele aldığı bu spesifik okuma güçlüğünün, korteksteki bir arızadan, sinir sistemindeki bir bozukluktan ileri geldiğini ileri sürer (parietal veya oksipital lobda anormallik).

Orton (1937), “Strehosymbolia” (sembollerin çarpıtılması) olarak adlandırdığı disleksinin, beyin yapısındaki bir arızadan kaynaklanmadığını, beynin işleyişindeki bir anomaliden geldiğini, bu anomalinin de doğuştan olduğunu savunur. Bu nedenle, disleksili çocukların okurken “inversion” (kar rak gibi ters çevirme) hataları yaptıklarını, bazı harfleri aynadan görüyormuş gibi ters çizdiklerini, benzer harfleri de karıştırdıklarını kaydeder.

A. Rey, disleksiyi algısal ve zihinsel faaliyetlerin temelindeki görme, işitme ve sözlü ifade koordinasyonunu idare eden beyin yapılarındaki anomalilerin ve duyu bozukluklarının bir sonucu olarak ele alır (Limbosch, 1968).

Fransız Ekolü için disleksi, konuşma ve yazı dilinin temelindeki sembolik faaliyetlerin olgunlaşmamasından, algı ve hareket bozukluklarından, mekanı ve zamanı yapılaştırma yetersizliklerinden doğan bir bozukluktur (Limbosch, 1968).

Disleksi hakkında yapılan bu bilimsel tanımlamaları bir yana bırakırsak, uzmanların incelemelerine dayanarak, disleksili çocukların şu özelliklere sahip olduklarını söyleyebiliriz (Muchielli 1968: Naiddo 1973, Razon 1976, Roudinesco 1950, Tajan 1971).

Belirtilerine bakacak olursak:

  • Normal veya normale yakın bir zeka düzeyi, ancak analiz ve sentez yapamama, çağrışım kuramama,
  • Kendini rahat ifade edememe,
  • Hareketlerde istikrarsızlık,
  • Lateralleşme sorunu,
  • Yön tayininde bozukluk,
  • Görme algısında bozukluk,
  • İşitme algısında bozukluk,
  • Zaman ve mekanı yapılaştırma güçlükleri,
  • Duygusal bozukluk.

Disleksili çocukta bu özelliklerin tümünün veya birkaçının bulunması, okuma, yazı ve imla alanlarında birtakım hatalar yapmasına neden olur. Disleksili çocuk, okurken telaffuz hataları yapar, yanlış okur, kelime veya harfi atlar veya ilave eder, noktalama hatası yapar, doğru okuyabildiğini de anlayamaz. Yazı yazarken de harfleri deforme eder, yazıları doğru kopye edemez; yazdıklarını satıra ve sayfaya doğru olarak yerleştiremez. İmla hataları yapar (Razon, 1980).

Disleksi, okul çağında, çocuk okulu ve okumaya başladığı sırada ortaya çıkan bir bozukluk değildir, ancak çocuk okuma öğrenimine başlayana dek gizli kalabilen bir bozukluktur (özellikle zeki çocuklarda). Genellikle, disleksili çocuğun okulöncesi dönemde de dil gelişimi, hareket yeteneği ve mekanda yönelme açısından sorunları vardır, ancak bunlar dikkati çekmemiş olabilirler (Rheinold – Kocher) (Malmquist, 1976).

Yapılan araştırmalar, disleksinin erkeklerde kızlardan üç kat daha fazla görüldüğünü, disleksili çocukların % 70'inin de aile bireylerinden bir veya birkaçında konuşma özürleri veya okuma bozuklukları olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Delacato gibi uzmanlar disleksiyi, serebral dominans teorisi ile açıklamaya çalışırlar. Serebral dominansın kesin olmayışı veya nörolojik olgunluğun gecikmesi nedeniyle ortaya çıkan lateralleşme ve yönelme bozukluklarının disleksiye neden olduğunu ileri sürerler. Nörolojik olgunluk açısından duraklama görülen hallerde, konuşma ve okuma bozukluklarının belirdiğini hatırlatırlar. Araştırma bulguları bu açıklamayı doğrulayacak nitelikte ise de, uzmanlar kanıtlanmamış alan bu açıklamanın kısmen doğru olabileceğini ancak kesin olmadığını savunurlar. (Hallgreen, disleksili çocukların % 23'ünde konuşma bozukluğu olduğunu, Kagen de % 30'unun geç konuştuğunu belirlemiştir. Kocher ile Roudinesco, % 50'sinde solaklık saptamış. Ajuriaquerra ile Granjon da, iki eli kullanmanın yaygınlığına işaret etmişlerdir.)

Disleksili çocukların incelendiği yüzlerce araştırmada, nedeni konusunda kesin bir açıklamanın bulunmadığı dikkati çekmektedir. Oysa okuma bozukluklarının tedavisi açısından bozukluğun nedeninin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Disleksili çocukların yeniden eğitiminde gösterdikleri özelliklere göre tedavi programları hazırlanmaktadır. Diğer okuma bozukluklarının giderilmesi veya azaltılması konusunda yapılan çalışmalara gelince, her okuyamayan çocuk ayrı olarak ele alınmakta, okumasını engelleyen faktör veya faktörler araştırılmakta ve her çocuk için ayrı bir tedavi programı ve yöntemi hazırlanmaktadır. Okuma çok karmaşık bir süreç, insan da çok karmaşık bir organizma olduğundan, okuma bozukluğu yaratan faktörler de çok çeşitli olduğundan, her okuma bozukluğu ayrı bir vaka olarak ele alınmalıdır (Kocher 1962, R'eid 1972, Vernan 1976).

Kaynak: http://www.egitim.aku.edu.tr/norma1.htm

---

Konuyla ilgili bir vaka:

Kanadalı romancı Howard Engel, 31 Temmuz 2001 sabahı uyandı, kahvaltısını yaptı ve adeti olduğu üzere kapısına çıkarak abone olduğu gazeteyi kapı önünden aldı...

Hatıralarında, "Diğer sabahlardan farklı bir sabah olabileceğinin farkında değildim." diye anlatıyor.

Ancak, oldukça farklı bir sabahtı. Abonesi olduğu ve normalde İngilizce olan "Toronto Globe and Mail" gazetesinin birinci sayfasına baktığında, o güne kadar görmediği bir gazete ile karşılaştı. "Kiril, Arap ya da Kore gibi bir alfabe ile yazılmış gibiydi gazete."

Yakınlarının kendisine yaptığı bir şaka ile karşı karşıya olduğunu düşündü ve hemen gazetenin ikinci sayfasını açtı. Ama o sayfalar da okuyamadığı bir alfabeyle yazılmıştı.

Ne olduğunu anlamak için kütüphanesine gitti ve raftan İngilizce olduğuna emin olduğu bir kitap aldı. Ancak bu kitap da tuhaf bir alfabeyle yazılmış bir kitaba dönüşmüştü. Hiçbir şey anlaşılmıyordu. Bütün kütüphanesi bir anlamsızlık yığınına dönüşmüştü.

O anda sorunun kitaplarda ya da gazetede olmadığını anladı. Howard Engel, beyin felci geçiriyordu. Beynin, görme korteksinin okurken kullanılan bölümünde hasar oluşmuştu. Fransız nörolog Stanislas Dehaene’nin "KELİME KÖRLÜĞÜ" dediği rahatsızlığı yaşıyordu.

Uluslararası tıp literatürü "dyslexia" diyor. Biz Türkçede "disleksi" diyoruz bu oldukça nadir görülen rahatsızlığa. Hasta hem okuyamıyor hem de yazamıyorsa "agrafili disleksi", sadece okuyamıyorsa ama yazabiliyorsa "agrafisiz disleksi" deniyor.

Gözleri sapa sağlamdı Engel’in. Herşeyi aynı şekilde görüyordu. En ufak değişiklik yoktu...

Sayfalardaki karakterleri şekilleri de görüyordu. Ama gördüklerine bir anlam veremiyordu.

Hayatını yazdığı polisiye romanlarıyla kazandığı için bu hastalık onun için çok ekstra bir felaketti. "Yazar olarak buraya kadarmış diye düşündüm" diyor.

Engel’in sıradışı rahatsızlığını önceki sayısında, New Yorker dergisinde "A Man of Letters" başlığında etkileyici ve uzun bir makaleyle paylaşan ünlü nörolog Oliver Sacks, yurttaşı Howard Engel’ın oldukça tuhaf sağlık şikayetinden, 2002 Ocak ayında kendisine yazdığı mektupla haberdar olduğunu anlatıyor.

Hastalığının ilk şokuyla yazı hayatının bittiğini düşünürek üzülen Engel, çok geçmeden birşeyi farketti. Yazabiliyordu. 31 Temmuz günü gittiği hastanede, hemşire ona kimlik bilgilerini doldurması için bir form verdi.

Howard Engel o an, sadece okuyamadığını değil, kendi yazdığını da okuyamadığını farketti. Yazabiliyordu ama okuyamıyordu.

Sonraki rehabilitasyon döneminde garip alfabe olarak okuduğu metindeki şekilleri parmağıyla takip ettiğinde, hangi kelime olduğunu hatırlayabiliyordu. Buna "motor hafıza" diyor Doktor Sacks. Örneğin, 20 defa üst üste ‘kedi’ yazdıktan sonra parmağınızla boşlukta aynı hareketi yazdığınızda beyniniz hemen kediyi algılıyor.

Parmağınızın bu hareketi beyninizde "kedi" fikrini uyandırıyor.

Bu bize algılarken değişmez kurallara bağlı olmadığımızın net örneği. Eğer herkes doğduğu andan itibaren Engel gibi görseydi bizler için gerçeklik o olacaktı.

---

Evrim Ağacı Açıklaması:

Görülebileceği gibi, bu hastalıktan da görenin "göz" değil, "beyin" olduğunu ve tüm algılarımızın, düşüncelerimizin ve benliğimizin temelinde beyin ve beyne bağlı olan zeka olduğunu anlayabiliyoruz.

Daha fazla bilgi için:

https://www.facebook.com/note.php?note_id=212909945433755

Paranoid Schizophrenia (Paranoid Şizofreni)

Typhus (Tifüs)

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim