Alternatif Tıp Hakkında Bilmeniz Gereken 10 Şey

Bu yazı, Skeptic.com isimli kaynaktan birebir çevrilmiştir. Çevirmen tarafından, metin içerisinde (varsa) açıkça belirtilen kısımlar haricinde, herhangi bir ekleme, çıkarma veya değişiklik yapılmamıştır. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

[1] Alternatif Tıp Geleneksel Tıbba Karşı

Ben her görüşe eşit yaklaşan bir şüpheciyim. Alternatif tedavi yöntemleri, sözde-bilim ve şarlatanlık hakkında şüpheciyim. Ama aynı standartları geleneksel tıbba da uygularım. Geleneksel tıp hakkında fazla yazmıyorum, çünkü buna ihtiyaç duymuyorum. Bilimin kendisi zaten doğal olarak şüphecidir ve tıbbi uygulamalarda daha iyi yöntemler ortaya çıktıkça bilimi temel alan tıp sürekli olarak kendini eleştirir ve düzeltir.


[2] Domuz Gribi Aşısı Ve Korku Tüccarlığı

15 Nisan ve 24 Temmuz 2009 tarihleri arasında ABD’de 43,771 tane H1N1 Grip (Domuz Gribi) vakası doğrulandı, 5011 kişi hastaneye kaldırıldı ve 302 ölüm meydana geldi. Ölenlerin %39’u 25 ve 49 yaş arasındaki kişilerdi ve normal gribin aksine 65 yaş ve üstü kişilerin ölüm oranları %90’a ulaşıyordu. Aşı karşıtı fanatikleri korkunç idi. Deli değildiler belki ama sadece kendileri aldattılar ve yanlış yönlendirildiler. Umarım domuz gribi 1918’deki gibi yeniden yükselişe geçmez (o sefer 50-100 milyon arası insanı öldürmüştü!). Ama eğer geçerse, bu insanların yaydığı yanlış bilgiler ve bunlara kanarak aşılardan korkup bu aşıları yaptırmayan çok ama çok sayıda insanın acı çekmesine ve ölmesine sebep olacaktır. Bu insanlar sorumsuz korku tüccarlarıdır. Yanlış düşünceli ve tehlikeli insanlardır. Hiçbir bilim insanı, bilim kuruluşu ve hatta ilaç firması bile inanılmaz detaycı ve dikkatli denetimleri aşarak “kendi istediği virüsü” yayıp sonrasında bu virüsün ilacını pazarlayamaz. Bu, sadece korku filmlerinin etkisinde kalınarak yaratılmış, gerçek ile uyumlu olmayan bir iddiadır. Tek bir ilacın ya da aşının piyasaya sokulması için gerekli olan testlerin ve sonrasındaki takibin maliyeti, muhtemelen bu ilaçtan kazanılacak gelirden bile fazladır. Hiçbir firma insanları önce hasta edip, sonra iyileştirecek kadar zengin, güçlü ve aptal değildir.


[3] Kayropraktik: Biraz Fizik Tedavisi, Bolca Saçmalık

Bir bakkal ve aynı zamanda bir manyetik şifacı olan D.D. Palmer, 18 Eylül 1895’te kayropratiği icat etti. Sağır bir adamın sırtına bir şey yaptı. Adam tekrar duymaya başladığını söyledi. Bu oldukça ironiktir, çünkü kulağa giden sinirler omuriliğin yakınından bile geçmiyor ve bugün hiçbir kayropraktisyen sağırlığı tedavi edebileceğini iddia etmiyor. Kayropraktik teorisi, 3 temel prensip üzerine kuruludur: 

  1. Yer değiştiren (olması gereken yerde olmayan) kemikler her türlü hastalığa sebep olabilir;
  2. Yer değiştiren kemikler sinir fonksiyonlarını engeller; 
  3. Engeli kaldırmak, bedeni iyileştirmek için doğal (*vitalistik güç) bir gücün yolunu açar. 

Bahsedilen prensiplerin üçü de yanlıştır.

  1. Kayropraktik çıkıklar asla ve hiçbir klinik çalışmada gözlemlenmemiştir. 
  2. Kendiliğinden yer değiştiren kemiklerin sinir fonksiyonlarında azalmaya neden olduğu asla kanıtlanmamıştır. 
  3. Bahsedilen vitalistik güce dair hiçbir veri tespit edilmemiş; iddia sahipleri hiçbir zaman iddialarını ispatlayamamıştır.


[4] Aşı Ve Otizm: Ölümcül Bir Dedikodu

Ortada bir aşı-otizm tartışması yoktur. Kanıtlar eldedir. Her bilim kurumu, aşıların otizme sebep olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ancak ortada oluşturulmuş bir tartışma bulunmaktadır ve bu sözde-bilim, dürüst olmayan araştırmacılar, profesyonel yanıltıcılar, açık bir şekilde sahtekarlık yapanlar, yalanlar, yanlış beyanlar, sorumsuz haberler, talihsiz medya tanıtımları, yanlış yargılar, ünlüler ve daha iyi bilmesi gereken bazı başına buyruk doktorlar kendilerini tüm tıbbi bilimlerden ve bu alandaki on binlerce araştırmacıdan daha akıllı sanıyorlar. Binlerce ebeveyn çocuklarına aşı yaptırmaktan endişeye düşerek ya reddetmiş ya da ertelemişlerdir. Bunun sonucunda İngiltere’de endemik kızamığa ve ABD’de aşıyla önlenebilir çeşitli salgın ve hastalıklara karşı bağışıklık oranı bir hayli düşmüştür. Toplumsal bağışıklık kayboldu. Kamu sağlığında meydana gelen bu sonuçlar çok ciddidir ve daha kötüye gitmesi son derece olasıdır. Bir yığın bilim dışı saçmalıklar, hepimizi bir riske sokmuştur.


[5] Plasebo Etkisi

Bazı şeylerin Plasebolar ile olabileceğine dair kanıtlar var: Beklenti, motivasyon, şartlanma ve endorfin salgılaması. 

  1. Beklenti: Eğer bir acıyı hissetmeyi bekliyorsak, bu acıyı gerçekten hissetme olasılığımız artar. Eğer bize güçlü bir şekilde ağrının kesileceği söylenirse, ağrımızın kesilmesi daha olasıdır. Bu durumun nörolojik temelleri açıklanmıştır.
  2. Motivasyon: İyileşmek için yeterince motive olmuş hastalar daha uysaldırlar ve sağlık tavsiyelerini daha çok dikkate alırlar. Ve plasebo haplarını almaya meyilli kişiler genellikle bu plasebo haplarından daha fazla yanıt alırlar.
  3. Şartlanma: İnsanlar, bu ilaçları tıbbi tedaviyle eşzamanlı olarak aldıklarında daha çok rahatlama belirtisi gösterirler. 
  4. Endorfin salgılama: Beyinde üretilen ağrı giderici kimyasallar afyon, morfin gibi ilaçların etkilerine benzer etkilere sahiptir. Hastalar plasebolara yanıt verdiğinde beynin bu kimyasallardan daha fazla ürettiğine dair kanıtlar vardır. İnsanlara plasebo hapının bir ağrı kesici olduğu söylendiğinde, görüntüleme çalışmaları, beyindeki opioid reseptörlerin (uyuşturucu sinirlerin) aktif olduğunu göstermiştir.


[6] Ne Yemeli: Gıda Elbette, Ama Çok Değil. Genellikle Sebze…

Organik kelimesi, artık günümüzde çok anlamsız bir terim haline gelmiştir. Artık bir ürünün üzerinde gördüğümde çekiniyorum ve o ürünü almamaya meyilli oluyorum. Bizim esas istediğimiz; çevreye en az zararı veren, besleyici gıda üreten, tadı iyi ve içinde gereksiz hiçbir kirletici madde bulunmayan sürdürülebilir bir tarımdır. Ancak şu an tanımlanan organik gıda ile bu amaçlara ulaşmıyor. Üretimleri fosil yakıtlar kullanılarak kamyonlarda kilometrelerce taşınmış olabilir, yerel ürünlere göre daha az taze olabilirler, daha yüksek fiyatlara mâl olabilir ve daha kötü görünebilirler. Toprak verimli kullanılmayabilir. Eksik pestisid (böcek öldürücü kimyasallar) ile bitkiler kendilerini korumak için daha yüksek oranda doğal pestisid üretebilirler. Bu bizim için kötü olabilir mi? Bazen teknik olarak “organik” olmayan, ama yerel olarak yetiştirilmiş gıdalar daha iyi bir tercih olabilir. Refleks olarak her gıdanın organik olanını almaktansa bunları sorgulamalıyız.


[7] Homeopati: Bunca Yıl Sonra Hala Çılgıncadır

Homeopati 1700'lü yılların sonunda Samuel Hahnemann tarafından icat edilmiştir. Modası geçmiş “benzeri ile tedavi” yöntemine dayanır ve doz ne kadar seyreltilmiş ise homeopatinin etkisi o kadar iyidir. Peki, ne kadar seyreltilmiş? O kadar seyreltilmiştir ki, dünyadaki tüm suların içinde sadece bir damlacığın seyreltilmesi kadardır. Homeopatik seyreltilerde orijinal maddeden bir molekül bile kalmayınca, çoğu homeopatik kişi suyun ne ile temas ettiğini ''hatırlaması'' gerektiğini vurgulamıştır. Yani su kümelerindeki moleküller sözde şifalı maddeler ile kurdukları teması bir şekilde hafızalarında tutuyorlar. Maalesef, homeopatlar suyun hatırlaması gerekeni hatırlaması ile temas ettiği çeşitli iz atıklarını, elementleri, bakterileri ve yüzme esnasında başka ne olupbittiyse tüm anılarını unutma konusunda açıklama yapmakla başarısız kalmışlardır. Genel Soğuk Algınlığı makalemdeki reçeteden gayet memnunum: "Ördek karaciğeriyle başlayın, karaciğeri olmadan ördeği seyreltin ve suyun ördeği hatırlamasını bekleyin."den homeopatik Oscillococcinum'u hatırlayan su için umut etmeyi başlayın. Benim görüşüme göre bunların hepsi geriye sadece bir *''vakvak'' (quak) bırakır.


[8] Akupunktur

Başlangıçta 360 tane akupunktur noktası vardı (Burada anatomi yerine bir yıl içindeki gün sayısı temel alınmış). Şu anda insan vücudunda ‘keşfedilen’ 2000’in üzerinde akupunktur noktası olduğu söylenip, bir şakacının insan vücudunda akupunktur noktası olmayan derinin kalmadığını söylemesine yol açmıştır. Ya 9, ya 10 ya da 11 meridyen bulunuyordu, birini seçin. Herhangi bir sayı diğer kadardır, çünkü şimdiye kadar hiçbir araştırmada akupunktur noktalarının ya da meridyenlerin veya Chi’nin varlığı belgelenmemiştir. Akupunkturun, ağrı, bulantı ve diğer sübjektif semptomları hafifletmek için işe yaradığı söylenir, ancak şu zamana kadar herhangi bir hastalığın doğal seyrini değiştirdiğine rastlanmadı. Çalışmalar, akupunkturun beyindeki doğal opioid ağrı kesicilerin salgılanmasını sağladığını göstermiştir, yani endorfinler... Veterinerler, römorka yükleme sırasında bir atın, ya da sopa atınca bir köpeğin endorfin salgıladıklarına dikkat çekmişlerdir. Başparmağınıza çekiçle vurmanızla da endorfin salgılamış olursunuz ki bu da baş ağrınızın üzerinden dikkatinizi çekmiş olur. Yani akupunktur bir tedavi değil; acının veya ağrının başka bir acıya veya ağrıya yönlendirilmesi çabasıdır. Geriye kalan noktalar, tütsüler ve yüksek meblağlı tedavi masrafları ise işin şovu (ve “yeşil” kısmıdır).


[9] Ama Bu Doğal, Doğalsa İyidir!

Durup düşündüğünüzde, sizce bir şey sırf doğal olduğu için daha iyi bir ilaç olduğuna dair bir sebebin olması gerekir mi? Doğada Baldıran’dan Striknin’e kadar pek çok doğal zehir bulunmaktadır. Bitkiler de diğer düşmanlarından korunmak zorundadır ve bunun için bir dizi kimyasal savunmalar üretmişlerdir. Pestisidlerin yemeğimizin içinde olduğunu hiç düşünmeden, rahatlıkla organiğe yöneliriz, ancak aslında yediklerimizin %99’unda doğal pestisid mevcuttur. Bitkilerin bize yardımcı olma gibi niyetleri yoktur (tam tersine, bitki bizler gibi ot oburlara ve parazitlere karşı evrimsel süreçte zehirler üreterek kendilerini savunmaya çalışmaktadırlar). Dolayısıyla bir şeye “doğal” diye “sağlıklı” etiketini yapıştırmadan önce iyi düşünün. Unutmayın ki en azından 10.000 yıldır vahşi doğada değiliz ve hangi bitkilerin, nasıl tüketildiğinde bize ne gibi faydaları ve zararları olabileceğini doğal yollarla bildiğimiz zamanlar üzerinden çok geçti. Dolayısıyla, siz siz olun, doğalı seçmeden önce bilimsel testlerden geçmiş olan besinleri tercih edin. O besinler aynı zamanda “doğal” ise, ne ala!


[10] Detoksla Gitsin!

Detoksa başvurmak isteyen insanlar genel olarak "toksin" kelimesinin ne demek olduğundan bihaberler. Belli belirsiz bir şekilde modern hayattaki pek çok şeyin bizi kirlettiğini ve bunlardan kurtulmamız gerektiğini düşünüyor olabilirler. Bu durum dini oruç ile arınma ayinlerini andırıyor. Ortodoks kadınlar, doğum ve adet sonrasında tekrar saflık kazanmak için bir ritüel bir banyoya (Mikveh) girerler. Şamanlar dumanı arınmak için kullanırlardı. Oruç olayı sayısız dinde gözlemlenmiştir. Kızılderililer, arınmak için ve kutsal törenler için "ter alanları" (sauna gibi) kullanırlardı. Buna mistisizm denir, bilim değil.

Vücudumuz, evrimsel tarihimiz içerisinde ciğer, böbrek, mide, bağırsak, enzimler ve metabolik süreçlerle donatılarak bu tarz toksinlerle dışarıdan yardım almadan başa çıkabilecek şekilde özelleşmiştir. Günümüzde aldığımız besinler ve bulunduğumuz ortamlar da, bu organlar ile süreçleri eskiye nazaran biraz daha zorlasa da, halen güvenilmez ve asılsız yöntemlere başvurmamızı gerektirecek kadar tehlikeli düzeylerde değildirler. ''Detoksifikasyon''un faydalı olduğunu ya da diğer yöntemlerini destekleyecek hiçbir tıbbi kanıt bulunmamaktadır. Dolayısıyla sizi “arındıracağını” iddia eden şahıslara 5 kat şüpheyle yaklaşmanızı tavsiye ederiz. Çünkü bu o kadar da kolay bir iş değil ve muhtemelen bu kişilerin arındırmak istediği siz değil, cüzdanınızdaki "gereksiz" paralardır.

*Çevirmen Notu: Vitalizm, ilke olarak hem ruhtan hem de organizmadan ayrı bir hayatı kabul eden fizyolojik öğretidir. Quak ise ördeklerin çıkardığı bir sestir (vakvak) ancak bu yazıda "Quakery" yani kanıtlanmamış tıbbi uygulamaların promosyonuna yönelik denilen kelimeden bahsedilmiştir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

Neandertallerin Genomu Tamamen Çözüldü ve Yayınlandı!

Kulaklık Takmak Bakterileri Arttırarak Sizi Hasta Eder Mi?

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim