Uzaydan gelen radyo sinyalleri konusunu biraz kurcalayınca, bu ASKAP teleskobunun yakaladığı "J" serisi sinyallerinin neden bilim dünyasında ezber bozduğunu çok daha iyi anladım. Olayın mantığını kabaca şöyle açıklayabilirim:
Evrende ömrünü tamamlamış dev yıldızların kendi içine çökmesiyle oluşan "nötron yıldızları" veya "pulsarlar" var. Bu gök cisimleri normalde kendi etraflarında milisaniyeler veya saniyeler içinde, yani inanılmaz bir hızla dönerler. Dönerken de uzaya düzenli radyo dalgaları yayarlar; bunu bir nevi kozmik deniz feneri gibi düşünebiliriz. Biz de dünyadaki teleskoplarla bu ritmik sinyalleri yakalarız.
Fakat ASKAP’ın keşfettiği bu yeni sinyaller tüm bu kuralları altüst ediyor. Çünkü bu sinyaller saniyeler içinde değil, bazen 20 dakikada bir, bazen neredeyse bir saatte bir tekrarlıyor. Klasik fizik ve astronomi teorilerimize göre bir nötron yıldızının bu kadar yavaş dönerek bu kadar güçlü bir radyo sinyali üretmesi neredeyse imkansız; çünkü o hızda sinyal üretecek enerjiyi çoktan kaybetmiş olması gerekirdi.
Bilim insanları şu an iki ana ihtimal üzerinde duruyor: Ya karşımızda evrende ilk defa rastladığımız, "ultra uzun periyotlu magnetar" adı verilen, inanılmaz güçlü manyetik alana sahip ama çok yavaş dönen yepyeni bir ölü yıldız türü var; ya da bu sinyal iki farklı gök cisminin (örneğin bir beyaz cüce ile bir nötron yıldızının) birbirinin etrafında dönerken oluşturduğu nadir bir etkileşimden kaynaklanıyor.
İşin özü, bu sinyalleri bu kadar büyüleyici kılan şey sadece uzaydan gelmeleri değil; bizim mevcut yıldız modellerimizi ve fizik bilgilerimizi yetersiz bırakması. Henüz adını koyamadığımız, evrenin karanlık noktalarında çalışan yepyeni bir mekanizmanın fısıltılarını dinliyoruz.[1][2][3][3]