Elmaslar, Düşündüğümüz Kadar Nadir Olmayabilir!

Yazdır Elmaslar, Düşündüğümüz Kadar Nadir Olmayabilir!

Elmaslar düşündüğümüz kadar nadir taşlar olmayabilirler fakat Johns Hopkins Üniversitesi tarafından hazırlanan bu araştırma raporu çevrenizdeki kuyumcuların büyük indirimlere gideceği anlamına gelmiyor. 

''Dünyanın derinliklerindeki, çok derinlerindeki, elmas oluşum süreci düşündüğümüzden daha sık gerçekleşen bir süreç olabilir!' 

Bu tez, jeokimyacı (yerkimyacısı) Dimitri A. Sverjensky ile doktora öğrencisi olan Fang Huang tarafından yazılan bir makalede, Nature Communications üzerinde dile getirildi. Araştırma raporunun sonuçları 'elmas oluşumunun sıklığıyla ilgili yeni bir teori’ yi gözler önüne seriyor fakat bu, mücevher niteliğindeki elmasların daha kolay elde edileceği ve bunların tüketiciye sunulabilecek seviyeye getirilebileceği anlamını taşımıyor.

Her şeyden önce, dünya yüzeyine yakın mesafede bulunan elmasların miktarı, onları oluştukları derinliklerden çıkartan ve hala nadiren gerçekleşen magma püskürmelerine bağlı. Ayrıca, yapılan bu bilimsel araştırmada bahsedilen  'elmas' sözcüğü, çıplak gözle görülemeyen, sadece 'mikroskopla görülebilen elmas' niteliğini taşımakta. Yani pırlanta yüzükleri oluşturan 'elmas' kavramı ile bahsedilen 'elmas' kavramı birbirinden bağımsız kavramlar aslında...

Bir kimya modelini kullanarak, Sverjensky ve Huang bu değerli taşların, elmas oluşumu için şu ana kadar bilinen iki temel süreçten daha basit olmak üzere, doğal bir kimyasal tepkime ile oluşabileceğini keşfettiler. Spesifik olarak, (henüz gerçek malzemelerle denenmemiş olsa da) buldukları metot, taş ve su arasındaki etkileşim sırasında oluşan fazla asidik ortamda elmasların şekillendirilebileceğini gösteriyor.

Günümüze kadar gelen yaygın kanıya göre elmaslar, metan gazının oksidasyonu veyahut karbondioksit miktarında yaşanan kimyasal indirgenmeler sonucu meydana gelen sıvı hareketi içerisinde şekillenir. Oksidasyon, daha fazla oksidasyona, ya da elektron kazanımına, sebep olur.  Buradaki 'indirgenme' ise daha düşük oksidasyon tepkimeleri yaşanması demektir. Bu iki reaksiyon bir arada 'redoks' reaksiyonları olarak bilinen reaksiyon türünü oluştururlar.

Sverjensky, ''Redoks reaksiyonların niçin meydana geldiğini açıklamak her zaman için zor olmuştur'' cümlesini adı geçen üniversitenin Dünya ve Gezegen Bilimleri bölümünde çalışmalar yapan biri olarak sarf ediyor. 

"Tepkimelerin meydana gelmesi için taşların arasında dolaşan farklı türde sıvıların farklı ortamlarda farklı oksidasyon koşullarıyla karşılaşmaları gerekmektedir."

Bu yeni araştırmayla birlikte suyun, pH değerinin düşmesiyle bağlantılı olarak elmas üretimi yapabileceği saptandı. Sverjensky şöyle söylüyor:

“Farklı taş türleri arasında dolaşan su, daha asidik bir hale geldikçe elmas üretimine elverişli hale geliyor”.

Sverjensky beraberinde şu sözleri de söylüyor:

“Bu keşif, bilim insanlarının elmasların ne kadar yaygın bir şekilde var olabilecekleri konusundaki algısını değiştiren pek çok bulgudan sadece biri. Araştırmalar arttıkça, çok değişik kaya türlerinde elmas bulmak mümkün hale geliyor. Bence bu konuda insanların benimle hemfikir olacağını düşünüyorum: keşfedilecek daha pek çok elmas oluşumuna izin veren ortam var.”

Şimdilik hiç kimse bir elmas bolluğu yaşanması ihtimaline olanak vermiyor fakat Sverjensky'nin söylediğine göre bilim insanları kimya modelleri üzerinden bu konu hakkında çalışmalarını yürütmeye devam ediyor. Fiziksel olarak yerin 150 ila 200 kilometre altındaki muhtemel 'elmas bolluğu'nu keşfetmemiz mümkün değil. Tabi, 1650 ila 2000 fahrenayt arasında değişen sıcaklıkları da hesaba katmak gerekir. Şu ana kadar yerin altına doğru gidilen en fazla uzaklığın 12 veya 14 kilometre arasında olduğunu da belirtelim.

Eğer bu bilimsel çalışma mücevher sektörünü sarsmaz ise, dünyanın derinliklerinde gerçekleşen sıvı hareketlerini, ve dolayısıyla dünyamızda gerçekleşen karbon döngüsünü anlamamız konusunda bizlere ışık tutacak... Sverjensky şöyle söylüyor: 

''Sıvılar, Dünya’nın sığ noktaları ile derinlikleri arasındaki ilişkiyi anlamamızı sağlayacak temel bağlantıdır. Bu  yüzden, önemlidirler.”

 

Çeviren: Emir Ali Açılan

Düzenleyen: Ayşegül Şenyiğit

Kaynak: ScienceDaily

0 Yorum