Ahmaklık Hipotezi: İnsan Türünün Zekası Giderek Azalıyor Mu?

Yazdır Ahmaklık Hipotezi: İnsan Türünün Zekası Giderek Azalıyor Mu?

2012 yılında Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Bölümü profesörlerinden Dr. Gerald Crabtree'nin Trends in Genetics dergisinde yayınladığı akademik makale, bilim camiasında oldukça yankı uyandırdı; ancak aslen popüler bilim ve halk üzerinde büyük etki yarattı. Crabtree, makalesinde insan zekasının evrimsel süreç içerisinde günümüzden 6.000-2.000 yıl kadar önce tavan yaptığını, o zamandan beriyse kademeli olarak azaldığını ileri sürmekteydi. Crabtree'nin iddiasına göre bunun suçlusu tarımın icadı ve şehirleşmenin giderek artmasıydı. 

Bu belki yeni bir tez değildi; ancak Crabtree'nin üst düzey akademik kimliği ve iddiasını somut bir genetik temele bağlıyor olması, makaleyi kısa sürede meşhur etti. Crabtree, insanların zekalarındaki gerilemeyle ilgili iddiasını nesilden nesile biriken zararlı genetik mutasyonlara bağlıyordu. Türümüz üzerinde seçilim baskısının büyük oranda kırılmış olduğu gerçeğinden yola çıkarak, vahşi hayatta mücadele veren avcı-toplayıcı atalarımızın aksine olumsuz mutasyonların ölüm yoluyla popülasyonumuzdan elenemediğini ileri sürüyordu. Buna bağlı olarak evrimsel süreçte kazandığımız zekamızın giderek köreldiğini iddia ediyordu. 

Ahmaklık Hipotezi adı verilen bu tezin temelinde, modern bilim dahilinde sahip olduğumuz metotlar sayesinde insanlığın hem geçmişini, hem de geleceğini isabetli bir şekilde tahmin edebileceğimiz iddiası yatmaktadır. Crabtree'ye göre insan zekası ve duygusal yetenekleri, evrimsel süreçte oldukça kırılgan bir biçimde özelleşmiştir. Güncel çalışmalar, zekayla ilgili birçok genin X kromozomu üzerinde taşındığını; ancak buna rağmen zekamızı belirleyen genlerin tüm genomumuza yayılmış halde bulunduğunu göstermektedir. En güncel araştırmalara göre insan zekası üzerine etki eden 2000-5000 gen bulunduğu düşünülmektedir. İşte Crabtree'nin iddiası, eğer ki bu genlerin bir kısmı mutasyona uğruyorsa, zekamızı olumsuz yönde etkileyebileceği yönündedir. Yaptığı hesaplamalara göre, insan tarihindeki son 120 nesilde (yaklaşık son 3000 yılda) bu genlerin her birinde 2 veya daha fazla zararlı mutasyon meydana gelmiştir. Bir diğer deyişle, her 20-50 nesilde bir bu genler zararlı mutasyonların hedefi olmuşlardır. Crabtree'nin tezine göre bu mutasyonlar popülasyon içerisinden doğal seçilim yoluyla elenemediği için, insanlar da giderek ahmaklaşmaktadır.

Ne var ki bu tezin modern bilimde dikkate değer bir geçerliliği bulunmamaktadır. Zira 1930'lardan bu yana yapılan IQ testlerinde, birden fazla toplumda dikkate değer bir IQ artışı gözlenmiştir. Crabtree, bu argümana karşı olarak bu IQ artışının sebebinin genetik değil, çevresel olduğunu söylemektedir. Çevre ve halk sağlığı koşulları son 80 küsür yılda ciddi anlamda iyileştiği ve insanların ortalama eğitim düzeyinde de artış olduğu için, IQ testlerinin hatalı bir şekilde insanların zekileştiğini gösterdiğini söylemektedir. Crabtree'ye göre IQ düzeylerindeki artışın sebebi zeka artışı değil, insanların IQ testlerini daha eğitimli bir şekilde yapabiliyor olmasıdır.

Buna rağmen akademik camia Crabtree'nin argümanlarını oldukça temelsiz bulmaktadır. Örneğin, Dublin'deki Trinity College Smurfit Genetik Enstitüsü'nden Dr. Kevin Mitchell her ne kadar insan zekasını etkileyen genlerde zararlı mutasyonların birikebileceği argümanına katılsa da, Crabtree'nin doğal seçilim baskısının gücünü fazlasıyla görmezden geldiğini söyleyerek onu eleştirmektedir. Mitchell'in belirttiğine göre doğal seçilim, insanların zekasını ciddi anlamda olumsuz etkileyen genleri halen kolaylıkla eleyebilmektedir. Bu bakımdan Mitchell'e göre Crabtree, konsept safsatasına düşmekte ve kavramlar hakkında hatalı düşünmektedir.

Dünyaca ünlü bir evrimsel biyolog olan, University College London Genetik Bölümü'nden Dr. Steve Jones ise Trends in Genetics dergisinin böyle bir makaleyi nasıl yayınladığına hayret etmektedir. Jones'un eleştirisi, oldukça serttir:

"Crabtree'nin makalesi tipik bir Sanat Fakültesi'nden çıkmış bilim örneğinden ibarettir. Hipotezi boşver, bize verileri göster. Ortada herhangi bir veri yok."

Crabtree, bu eleştiriyi yerinde bulmaktadır. Çünkü gerçekten de, elinde somut veriler bulunmamaktadır. İddiasına göre bu verilerin var olmama sebebi, zekamızdaki aşırı yavaş gerilemenin günümüzdeki insanların genlerine bakarak tespit edilemeyecek olmasıdır. Crabtree, argümanını desteklemek için halihazırda var olan veri ile tamamen matematiksel argümanları birleştirerek, insanların zihinsel gelişimini olumsuz etkileyecek mutasyonların genlerde meydana gelme olasılığının dağılımını hesaplamaktadır. Dolayısıyla amaç geçmişten bugüne değişimi göstermek değil, bugünden geleceğe doğru olan değişimi öngörmektir.

Öte yandan Oxford Üniversitesi'nden Robin Dunbar'ın söylediğine göre Crabtree'nin temel argümanı alet kullanımının zeka üzerindeki etkisine dayanmmaktadır ve bu hatalıdır. Dunbar'a göre alet kullanma becerimiz değil, sosyal çevremiz zekanın evriminin ana itici gücüdür. Dunbar şöyle söylüyor:

"İnsan ve primat beyinlerinin evrimini gerçekte iten güç, sosyal dünyalarımızın karmaşıklığıdır. Bu karmaşık dünya hiçbir yere gitmemektedir. Kiminle çiftleşeceğimiz ya da çocuklarımıza nasıl bakacağımız gibi kararlar her zaman bizimle var olacaktır."

Dolayısıyla Dunbar'a göre zekanın gerilemesi için bir neden bulunmamaktadır. Çünkü zekamızın evrimine neden olan söz konusu seçilim baskıları halen yerli yerinde durmaktadır. Gelecekte de bu durum değişmeyecektir.

Bu duruma farklı bir açıdan bakan Andrew Brown ise, Crabtree'nin iddiasının hiç de yeni bir iddia olmadığını, söz konusu "zeka gerilemesi" olgusunun bir bilim dalı olarak evrimsel biyoloji sahasında da, bilimkurgu ve fantezi yazınında da sıklıkla karşımıza çıktığını belirtmektedir. Brown, şöyle yazıyor:

"Modern insanların, vahşi atalarının çarpık ve kendi kendini evcilleştirmiş bir versiyonu olduğu fikri kısmen kültürel bir kinayedir. Bu, endüstriyelleşen yaşantımıza yönelik endişelerimizin bir yansımasıdır."

Modern insanın ahmaklaştığına dair fikirler 20. yüzyılın başlarında E. M. Forster tarafından yazılan The Machine Stops (Makina Durdu) ve Jack London tarafından yazılan The Scarlet Plague (Kızıl Veba) gibi kitaplarda görülmektedir. Sadece edebiyat alanında da değil, Ronald Fisher'ın 1930 yılında yazdığı The Genetical Theory of Natural Selection (Doğal Seçilimin Genetik Teorisi) gibi bilim şaheserlerinde de benzer konseptler karşımıza çıkmaktadır. Fisher'ın 1930'lardaki endişesi, daha düşük sosyal sınıfların üreme hızının, aristokratların üreme hızından yüksek olmasıdır. Bu nedenle insanların giderek ahmaklaşacağından korkulmaktadır. Keza büyük evrimsel biyolog W.D. Hamilton'ın bazı yazılarında da "modern tıbbın hayat kurtarıcı yöntemlerinin" insan genomu için tehdit oluşturduğu fikri üzerinde durulmaktadır.

Uzun lafın kısası, Crabtree'nin Ahmaklık Hipotezi'nde kısmen doğruluk payı olabilecek olsa da, şu anda insan zekasının zararlı mutasyonların birikimi sebebiyle gerilediğini iddia etmek için yeterli miktarda bilimsel veri olmadığını söyleyebiliriz. Belki evrimsel biyolojiye ve genetiğe yönelik analiz yeteneklerimiz arttıkça ve genomu daha iyi tanımayı başardıkça, bu konudaki geçmişimizi ve geleceğimizi de daha güçlü bir şekilde aydınlatabiliriz.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Trends in Genetics
  2. New Scientist
  3. The Conversation
  4. NBC News
  5. Popular Science
  6. The Independent
  7. The Guardian
  8. Wikipedia
6 Yorum