Vahşi Doğadaki Hayvanlar ile Hayvanat Bahçesi Hayvanları Arasındaki Farklar

Yazdır Vahşi Doğadaki Hayvanlar ile Hayvanat Bahçesi Hayvanları Arasındaki Farklar

Sayfamız üyelerinden Sayın Ali Serdar Pektaş bize şöyle bir soru sordu:

 

Sevgili Evrim Ağacı , neden insanlar kas sistemini düzenli egzersizlerle bariz bir şekilde geliştirebiliyorken , diğer kas sistemine sahip hayvanlar için aynı şey mümkün değildir. Örk, hayvanat bahçesinde doğup büyüyen bir aslanla afrika savanında antilop avlamak için aşırı derecede kas sistemini çalıştıran bir aslan aynı kas gücüne sahiptir.

 

Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle:

 

Sayın Ali Serdar Pektaş,

 

Bu güzel ve önemli sorunuz için teşekkür ederiz. Gerçekten de iyi düşünülmüş ve ince bir soru. Ancak sorunuzun temelini oluşturan düşüncenin doğru olmadığını söylemek durumundayız. Hemen açıklayalım:

 

New York'ta bulunan Doğa Enstitüsü'nün (The Nature Institute) yayınladığı bir makalede de belirtildiği gibi, doğal ortamlarındaki hayvanlar ile hayvanat bahçelerinde bulunan kapatılmış hayvanlar arasındaki farkları inceleyen ilk ve en kapsamlı araştırma 1917 yılında N. Hollister isimli bir hayvanat bahçesi görevlisi tarafından yapılmış. Hollister, Ulusal Müze'deki aslan iskeletleri üzerinde bir araştırma yapmıştır. Bu iskeletlerin sayısı 100'ün üzerindedir ve Hollister, araştırmanın sonunda vahşi doğada öldürülen örneklerle uzun yıllardır Washington Hayvanat Bahçesi'nde yaşayan türler arasında ciddi farklılıklar görmüştür. Bu farklar, onu daha kapsamlı bir karşılaştırmalı analiz yapmaya itmiştir.

 

Afrika'da yaşayan aslan popülasyonları arasında çok ciddi farklar bulunmaktadır. Bu sebeple Hollister, tek bir alt türe, Panthera leo denen Doğu Afrika Masai aslanına odaklanmıştır. Hollister, Kenya'nın Nairobi bölgesinde öldürülen 5 farklı Masai aslanı kafatası ile aynı bölgeden yakalanıp da yıllar önce hayvanat bahçesine yerleştirilen kafatası örneklerini  almıştır ve bunlar üzerinde analizlerini yapmıştır. Bu sayede, hem genetik olarak çok farklı olmayan bireyleri kıyaslayabilmiştir, hem de coğrafi olarak çok fazla izole olmamış canlılar seçebilmiştir.

 

Kenya'dan Washington Hayvanat Baheçesi'ne getirilen aslanların soluk grimsi tüyleri vardı. Bu, vahşi Masai aslanları için normal bir renkti, ancak hayvanat bahçesindekilerle tamamen zıttı: Hayvanat bahçesindeki aslanların çok daha koyu renkleri vardı. Hayvanat bahçesinde geçen yıllarda, aslanların renkleri oldukça koyulaşmıştı. Ve çok ilginç bir şekilde, bu yeni getirilen aslanların da birkaç on yıl içerisinde renkleri koyulaşmaya başlamıştı. Üstelik, eskiden, ilk getirildiklerinde doğan aslan yavruları çok fazla büyürken, birkaç nesil sonra meydana gelen türler, hayvanat bahçesi koşulları dahilinde eski hallerine göre çok daha az büyümekte ve irileşmekteydiler.

 

Hollister, tüylerin koyulaşmasının ardındaki sebebin Kenya'ya göre çok daha fazla nemli olan Washington'ın havasının etken olabileceğini düşündü. Zaten tüy renginin nem ile ilgisi uzun yıllardır bilinmektedir; kuşlarda da bu gözlenmektedir. Aynı şekilde, aslanlara düşen ışık miktarının da tüy renginde etkili olabileceğini düşünmüştür.

 

Tüy rengi doğrudan çevre ile ilişkili olduğu için bu değişimleri anlamak çok zor değildir. Ancak Hollister'ı büyüleyen nokta, kafataslarının birbirinden olan farkıydı. Üstelik sadece kafatası değil, kafatasına bağlanan kaslar da birbirinden çok farklıydı. Aşağıda, iki kafatası arasındaki farkı gösteren resmi görebilirsiniz:

 

 

Resimde, sol taraftaki hayvanat bahçesindeki bir aslanın kafatasıdır; sağ taraftaki ise vahşi doğadan alınan kafatası örneklerinden biridir. Dikkatli incelerseniz göreceksiniz ki, iki kafatası arasında ciddi farklılıklar vardır. Yeri gelmişken söyleyelim ve altını tekrar çizelim: Sıradan bir göz, bu iki resme bakıp, "Kafatası işte!" diyebilir. Ancak bilim, sıradan gözlere sahip insanların harcı olan bir alan değildir. Bu konudaki farkları görebilmek için insanlar yıllarca eğitim almaktadırlar. Bu çalışmalara ve bilim insanlarına saygısı olan biri, aradaki farkları göremiyorsa, bilime çamur atmak yerine kendisini sorgulamalıdır. Zira kafataslarına bakıldığında, yapısal farklar kolayca görülür:

 

Hayvanat bahçesindeki aslanların kafatasları, vahşi doğadakilere göre çok daha kısadır ve sıkışmıştır. Aynı zamanda, hayvanat bahçesinden alınan örneklerin kafatasları sadece geniş değildir, aynı zamanda da kemikleri daha kalındır. Ayrıca, sol taraftaki resimdekinin elmacık kemiklerinin ne kadar çıkık olduğunu görmek zor değildir. Ayrıca aynı bölgedeki kemik yapısı çok daha sert ve yuvarlaktır.

 

Aşağıdaki fotoğrafta ise, aynı aslanların elmacık kemeri denen bölgesinin kesit alanının bir görüntüsünü görmekteyiz:

 

 

Burada ise sol taraftaki resim, vahşi örneğe aitken, sağ taraftaki hayvanat bahçesindeki örneğe aittir. Bu defa, cahil bir göz bile farkı kolayca görecektir. Vahşi örneğin elmacık kemeri çok daha dardır ve kemikte çok daha az süngersi doku bulunur. Ayrıca oldukça sivri yapıdadır. Hayvanat bahçesindeki bireylerin ise kemerleri çok daha geniş ve bol süngersi dokuludur.

 

Son olarak, kafataslarının arka kısmına bakarak da bazı farklar görebiliriz:

 

 

Burada da, yukarıdaki örnek vahşi doğadaki aslandan alınmıştır, aşağıdaki ise hayvanat bahçesindeki aslanlardan. Yine, oldukça kolay bir şekilde, aradaki farklar görülebilir. Vahşi doğadaki aslanın kafatasındaki geçişler çok daha sivri ve sertken, hayvanat bahçesindekilerin kafatasları daha yassı ve yumuşak geçişlidir.

 

İkisi arasındaki bir diğer fark da, kafatası büyüklüğünden gelmektedir. Vahşi doğadaki aslanların kafatasları, hayvanat bahçesindekilere göre küçükken, beyin genişlikleri 40-50 cc daha büyüktür. Bu, ilk bakışta bir çelişki gibi gözükebilir. Ancak, bilim insanları, bu sorunu da çözmekte zorlanmamıştır: Kemik kalınlığının, iki canlıda, birbirinden farklı olduğunu hatırlayın. Hayvanat bahçesindeki aslanların kemikleri, vahşi doğadakilerden daha kalındır. Bu, sorunumuzu çözer, çünkü kafatası dıştan bakıldığında daha büyük gibi gözükse de, kemikler kalın olduğu için içeride daha az boşluk bırakırlar.

 

Peki bu farklara sebep olan etmenler nelerdir? Bunların başında, hayvanat bahçesindeki aslanların asla deneyimleyemediği; ancak vahşi doğadakiler için bir ölüm kalım savaşı olan konu gelir: Avlanma ve öldürme. Aç bir savana aslanı, sürünür, kovalar, ısırır, parçalar, tekrar kovalar, düşer, kalkar, koşar, durur, sıçrar vs. Avını indirmek için güçlü pençelerini saplar, dişlerini kullanır, vb. Eğer avlanan bir dişiyse, avını uzun metrelerce yavruların yanına kadar sürükler.

 

Tüm bunlar, hayvanat bahçesindeki aslanlarca asla yapılamaz. Ve bu, doğrudan kafatası yapısını etkiler. Aslan, avını yakalayıp, ısırıp, yere indirmek için güçlü kaslarını kullanır. Masseter (çiğneme) kası denen bir kas, özellikle çiğneme aktivitesinde son derece aktif olarak çalışan çok önemli bir kastır. Bu kas, doğrudan elmacık kemerine ve alt çeneye bağlıdır. Güçlü bir kas, güçlü kemiklerle desteklenmelidir. Bir aslan, kaslarını çalıştırdığında, kaslar sadece gelişmez, aynı zamanda kemikler üzerine gerilim ve güç bindirirler. İşte bu yüzden vahşi doğadakilerin elmacık kemerleri ince ve sivridir; masseter kası, bu yoğun aktivitede güçlü bir şekilde çalışabilmek için böyle bir yapıya mekanik olarak ihtiyaç duyar. Hayvanat bahçesindeki aslanların yassı ve geniş kemikleri ise, egzersiz eksikliğini gözler önüne sermektedir. Bu aslanların kasları gelişir; ancak kullanılmadığında geriler ve kemiklere düşen yük azalacağından veya hiç bulunmayacağından, kemiklerin yapısı gereksiz bir hal alır. Bu sebeple hayvanat bahçesindeki aslanlar, bir süre sonra yetişkin olsalar bile, vahşi doğadaki yavru bir aslanın görünümünde olabilmektedirler.

 

Benzer şekilde, kafatasının arkası da aslanlar arasındaki farkı ortaya koyar. Ense ve boyun, aslanların avlarını tutmasında, çekmesinde, sallamasında ve sürümesinde çok önemli rol oynar. Bu sebeple, kafatasına, boyundan tam 7 kas bağlanır. Vahşi doğadaki aslanlarda, tıpkı çene kasları gibi, bu kaslar da sivri ve güçlü kemiklere ihtiyaç duyar. Hayvanat bahçesindeki aslanlar ise bu kasları kullanamadıkları için, nesiller içerisinde kemikler gevşemiş ve yumuşaklaşmıştır.

 

Dolayısıyla, toparlamak gerekirse, aktivite, sadece insanlar için değil, doğadaki tüm hayvanlar için çok önemlidir. Hareketsiz bir vücudun kasları gevşeyecek ve vücut kaslar yerine yağ bağlamayı tercih edebilecektir. Bu da, insanlar da dahil tüm hayvanlar aleminde ciddi sorunlara sebebiyet verecektir.

 

Umarız açıklayıcı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)

 

Not: Kaynağın bulunmasına yardımcı olan ekip arkadaşım GB'ye teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Hollister, N. 1917. Some effects of environment and habit on captive lions. Proceedings U.S. National Museum 53: 177-193.

http://www.natureinstitute.org/pub/ic/ic6/lionskulls.htm

 


6 Yorum