Türkiye Evrimle Tanışıyor: İstanbul Etkinliği ve Sunum Soruları

Yazdır Türkiye Evrimle Tanışıyor: İstanbul Etkinliği ve Sunum Soruları

Merhaba arkadaşlar,


20-21 Ekim 2012 tarihlerinde, büyük ve keyifli bir Türkiye Evrimle Tanışıyor etkinliğimizi İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü'nde geride bıraktık. Sunumların birçoğu gerçekten çok başarılıydı ve etkinliğin amacı olarak, halkımıza Evrimsel Biyoloji'nin bilimsel açıdan anlatılması hedefine ulaştı. Etkinlik, Evrim Ağacı olarak biz, İTÜ Sosyal Araştırmalar Kulübü Evrim Atölyesi ve İÜ Bilimsel ve Sosyal Araştırmalar Kulübü öğrencileri tarafından düzenlendi ve sunumlar bu ekiplerden kişilerce yapıldı. Evrim Ağacı 3 sunum ile etkinlikte yer aldı. Bunlardan biri benim yaptığım ve 3 saat civarında süren "Evrim Mekanizmaları ve Türleşme" ile ekibimizden 2 diğer arkadaşımızın yaptığı "Jeolojik Evrim ve Fosiller" ile "Evrim Tarihinin Devrik Hükümdarları: Dinozorlar" başlıklı sunumlardı.


Benim yaptığım sunum, hem temellere yönelik olması, hem de uzun olmasından ötürü birçok soru aldı ve malesef bunların tamamına etkinlikte yanıt verme fırsatım olamadı. Şimdi, bunların istisnasız hepsine, tek tek, Evrim Ağacı üzerinden cevap vermek istiyorum ki kafalarda hiçbir soru işareti kalmasın, bu bizler için çok önemlidir. Sahnede cevaplandırdığım sorulara da burada yeniden, kısaca değineceğim.


Soruların sahipleri, isimlerini paylaştılarsa ben de burada paylaşacağım; eğer ki paylaşmadılarsa doğrudan soruyu yazacağım. Ancak eğer ki soru sahiplerinden herhangi biri isminin bu nottan çıkarılmasını talep edecek olursa, memnuniyetle çıkarabilirim, hiç sorun değil. 


 Şimdi, sorulara başlayalım:


Atalay Ata:

Elektromanyetik kuvvet, zayıf nükleer kuvvet içerisinde ele alınıyor diye biliyorum son zamanlarda. Siz ne düşünüyorsunuz?

ÇMB: Bu sorunun gelme sebebi, konuşmam sırasında hipotez, teori ve kanunlardan bahsederken fizikten örnekler vermiş olmam ve 4 temel kuvvete değinmem. Açıkçası, teknik detaylarına çok hakim olduğumu söyleyemem ancak yaptığım araştırmalara göre halen NASA, Georgia State University, Nobel Ödülleri Resmi Sayfası bu kuvvetleri halen 4 adet olarak saymaktadır. Ancak 1979 yılında Fizik alanında Nobel Ödülü alan "Elektrozayıf Teorisi", bunlardan ikisi olan elektromanyetik kuvvet ile zayıf nükleer kuvveti birbirine matematiksel olarak bağlayabilmiştir. Açıkçası bu bağlama, temel kuvvetlerin sayısının 4'ten az olduğu anlamına gelmiyor, bunların birbirine matematiksel olarak bağlanabileceği anlamına geliyor. Zaten fiziğin amacı da "Büyük Birleşik Teori" olarak adlandırılabilecek olan, bu 4 kuvveti birbirine matematiksel olarak bağlayabilen bir kuram geliştirme üzerine kuruludur son dönemlerde. Bu gerçekleşse bile, tek bir kuvvetten değil, 4 kuvvetten bahsedeceğiz; ancak tek bir teoriyle bunları birbirine bağlayabileceğiz. Yani burada gördüğümüz yine doğa gerçekleri ile teoriler arasındaki ilişkidir. Doğa gerçekleri, teorilerden bağımsız olarak vardırlar, teoriler onları birbirine bağlayan ilişkiler ve açıklamalardır. Belki fizikle ilgilenen ekip arkadaşımız Emre, size daha fazla bilgi verebilir bu konuda.


İleri Okumalar ve Kaynaklar: 

NASA

Nobel Ödülleri

Tennessee Üniversitesi

Georgia Teknik Üniversitesi

Wikipedia



Denizhan Tutar:

"Kendi toplumsal sistemimizde uyumluluğu zenginlik ile ifade ediyoruz, buna çeviriyoruz." dediniz. Ama fırsat eşitsizliği hem topluluklar (Afrikalılar-Amerikalılar gibi) hem bireysel (ana baba zengin olan, fakir olan, okuma olanağı olan, vs.) düzeyde bu kadar fazlayken, zenginliğin büyük ölçüde şansa bağlandığını söyleyemez miyiz? Sadece şans demiyorum elbette ama farklı ulusların farklı zenginliği de toplumsal yasalarla açıklamak daha doğru değil mi? Öte yandan mesela Orta Çağ'da sadakat, iyi dövüşmek, vs. seçilirken şu anda bencillik, iyi kazıklama seçilmiyor mu? Veya insanın davranışsal varyasyonları ve zekası gibi özelliklerini tümüyle genetiğe bağlamak ne kadar doğru?


 İlk ifadenizin yanıltıcı olabileceğini düşünüyorum, yoksa yüksek ırkların aşağı ırkların yerini ve "başarılı" insanların "başarısız" olanların yerini alacağınızı iddia eden biri olmadığınızı biliyorum.


ÇMB: Bu güzel ve tartışmalı bir konu/soru. Net bir şekilde bildiğimiz gibi, insan popülasyonunun büyük bir kısmı günümüzde vahşi hayatta yaşamıyor, dolayısıyla Doğal Seçilim gibi çok önemli bir Evrim Mekanizması'nın etkisi büyük ölçüde kırılmış vaziyette. Üstelik, sadece insan türünde olmasa da, en üst düzeyde insanda görülür bir şekilde, derin bir kültürel evrimden geçiyoruz. Biyolojik evrimimiz, yerini olmasa da hızını kültürel evrime bırakmış vaziyette. Para da, insanın nesnelere değer biçme ve kategorize etme merakından ve kolaylık arayışından doğmuş bir yapıdır, sonradan ekonomik bir sistemin kalbinde yer almaya başlamıştır. Elbette ki para, tamamiyle Doğal Seçilim unsurunun yerine geçti denemez, bunu iddia etmek aptallık olur. Ancak dikkat edilecek olursa, insanın Doğal Seçilim etkilerini kırabilmesinin sebebi, ürettiği teknolojilerdir. Bu kadar zeki olup da, halen vahşi doğada yaşıyor olsaydık, yine Doğal Seçilim şiddetli bir biçimde üzerimize etkiyecekti. Ancak bugün bir doğal felaketten uzaklaşabiliyorsak, besin kaynaklarımızı kendimiz yaratabiliyorsak, hastalıklara ilaçlar üretebiliyorsak, bunun tek yolu teknolojidir. Günümüzde, bu teknolojiler para yoluyla kullanılabildiği için (paranız yoksa ilaçları alamazsınız, paranız yoksa uçağa binerek felaket bölgesinden uzaklaşamazsınız, paranız yoksa kaliteli besin kaynaklarından faydalanamazsınız, vb.), parası olmayan insanlar bunlardan faydalanmakta zorlanmaktadır. Benim konuşmam sırasında para sisteminin Doğal Seçilim gibi davranmasından kastım buydu, çok derin sosyolojik, ekonomik ve politik derinliklerinden bahsetmiyordum tabii ki. Ancak kesinlikle haklısınız ki, para, tamamen Doğal Seçilim ile eşdeğer değildir.


Bir de bu noktada, doğru bulmadığım bir yere değineyim: Ne yazık ki insanların eşit olduğuna inanmak istiyoruz, bunu ben de istiyorum. Ancak bu, daha biyolojik sebeplerle mümkün değildir, kaldı ki kültürel yollarla mümkün olabilsin. Genlerimiz, bizi belirleyen en önemli unsurlardır; bu unsurları çevre taçlandırır. "Haklar" bazında düşündüğümüzde, eğer ki haklar bir kurum tarafından (devlet gibi) veriliyorsa, elbette ki bütün insanlar eşit olmalıdır. Zira devletler, doğal unsurlar değildirler ve dolayısıyla tercih sebebi olarak var olmazlar (kimse doğacağı devleti seçemez). Bu sebeple hak dağıtıcı kurum, %100 eşit davranmak zorundadır. Öte yandan bu, yine de insanların eşit oldukları anlamına gelmemektedir. Bu, ırkçı ve faşist bir düşünce gibi gelebilir (ki sunumumda ırk diye bir şey olmadığından bahsetmiştim, dolayısıyla ırkçı veya faşist olduğumu düşünmek absürt olacaktır); ancak biyolojik gerçek budur. Varyasyon dediğimiz unsur, Evrim'in kalbinde yatan unsur olmakla birlikte, aynı zamanda eşitsizliğin var olmasının da temel sebebidir. Biyolojik olarak hiçbir birey birbiriyle aynı konumda değildir; arada kısa veya uzun vadede ortaya çıkabilecek, şiddetli veya zayıf etkide karşımıza çıkabilecek sayısız farklılık bulunacaktır. Varyasyonlar olmasaydı evrim olmadı, biz bugün burada olmazdık. Dolayısıyla bu eşitsizlikleri şansızlık veya şanslılık olarak görmek çok doğru olmayacaktır, bunlar doğal unsurlardır. Her ne kadar duygusal olarak duymak istediğimiz, "Evet, herkes eşit doğar." demek olsa da, bilim bize tersini söylemektedir.


Bunu iki düşünsel deneyle anlayabilir, böylece gen-çevre ikilisiyle ilgili son cümlenize de bir cevap vermiş olabilirim: Tek yumurta ikizleri bile, tıpatıp aynı çevrede yetiştirilmelerine rağmen, birbirlerinden farklı nitelikler geliştirebilirler. Bu farklılıklar, genlerin baskısından ötürü genelde biyolojik olamaz (zira genleri birebir aynıdır ve çevre de büyük oranda aynıdır); ancak kültürel açıdan farklılıklar biraz daha belirgindir; zira çevre kaotiktir ve dolayısıyla, tıpatıp aynı olma potansiyeli olan iki beyin üzerinde bile farklı etkiler yaratabilir. Bu, çevrenin gücüdür. Ancak çevre her zaman genlerle sınırlıdır, her zaman. Bunu da şöyle anlayabiliriz: Tamamen alakasız genlere sahip iki birey alınıp, %100 aynı çevrede yetiştirilecek olursa, aralarında çok ciddi farklar oluşacaktır, hem biyolojik, hem kültürel olarak. Zira kültürel farklılıklar, az önce bahsettiğimiz kaotik çevresel uyaranlardan kaynaklanır, tüm çevresel etmenleri kontrol etmeniz imkansızdır. Biyolojik farklılıklarsa genlerden kaynaklanacaktır, zira çevre, genlerimizi değiştirme gücüne sahip değildir, onları sadece belli sınırlarda, genlerin belirlediği sınırlarda şekillendirir. Yani kaslarınızı maksimum geliştirebileceğiniz düzey, genlerinizle belirlidir (ait olduğunuz tür ve ebeveynlerinizden aldığınız genetik bilgiyle sınırlanmıştır); ancak bu genetik kapasite dahilinde onları ne kadar geliştireceğiniz, çevrenin etkisidir, şekillendirmesidir.


Dolayısıyla ben, parasal sistem içerisinde eşitlik vaat edilmediğinin, üzülerek, farkındayım. Ancak bilmek gerekiyor ki, doğanın kendisi de eşit, adil değildir, hiçbir zaman olmamıştır, asla da olmayacaktır. Genetik varyasyonlar ve kaotik çevresel uyaranlardan ötürü her bir birey, her bir tür birbirinden farklı olacaktır ki bu, evrimi tetikleyen ana mekanizmadır. İnsan, kültürel evrimi sayesinde bu biyolojik farkları minimize etmek ister, bunu arzular, duygusal olarak da bu fikre bağlanır. Bunu başarabilisek, etik ve ahlaki anlamda başarılı olabiliriz belki ve faydalı da olabilir. Ancak başaramazsak da, bunu "kara bir lanet" olarak görmemek gerekiyor. Zira herkesin eşit olmasını gerektiren bir yasa yok doğada; tam tersine, doğadaki gücü türler ve bireyler arası farklılıkların doğurduğunu görürüz. Bu yüzden mitotik bölünme yerini çeşitlilik, farklılık, eşitsizlik yaratan mayoza bırakmıştır. Bu yüzden en adaptif ve adaptif olmayan bireyler diye kategoriler oluşturmamız mümkündür. Gelecekte ekonomik olarak başarılı bireyler, başarısızların yerini alır mı? Şahsen bilmiyorum ve sanmıyorum da, zira başarı sadece zengin olmayla ölçülebilecek bir unsur değil. Ancak şunu biliyorum ki, genetik olarak donanımlı bireyler (parasal açıdan zengin bireyler), genetik olarak zayıf olanlara karşı en azından belli bir avantaja sahiptir (bunu biliyoruz, görüyoruz). Bu demek değil ki onlar kesinlikle kazanacak, zayıflar kesinlikle yok olacak. Sistemin değişmesi durumunda örneğin, bireyler arası farkın etkisi azaltılabilir. Böyle bir durumda, farklı bir sistemden bahsetmemiz gerekir. Ancak şu andaki sistemin, doğadakine üç aşağı beş yukarı benzediğini söyleyebiliriz. Duygusal, sosyolojik, politik olarak tatmin edici mi? Tartışılır ve sayfamızın alanı değildir. Ancak ben genel hatlarıyla düşüncelerimi aktarmaya çalıştım. Umarım faydalı olmuştur.



Emrah Yücesan:

"Hangi canlıya bakarsak bakalım, bazal genler dediğimiz 400-450 gen var." denildi. Burada kastedilen 400 küsür nükleotid dizisi mi, yoksa gen mi? Ki sunumda gen denildi. Endosimbiyoz hipotezi ve mitokondrinin ilkel işlevini göz önüne alırsak (ilkel bakteri hali) sadece 37 gen içerir. Teşekkürler.


ÇMB: Gendir. Mitokondriyal DNA'nın az sayıda gen içermesinin nedeni, bu genlerin zaman içerisinde yitirilmesidir. Günümüzde mitokondri hücre olmaksızın yaşayamaz; çünkü temel genlerinin büyük bir kısmını yitirmiştir. Bu genlerin bir kısmı silinme tipi mutasyonlarla elenmiştir. Bazılarının ise çekirdek DNA'sına sıçradığı bilinmektedir.


Örnek İleri Okuma: 

The Genetic Core of the Universal Ancestor, Genome Research


 

İsimsiz Soru:


- Şimdi E. coli bakterileri sitratı neden hazmetmiyor? 


- İnsan beyni diğerlerine göre niye daha fazla gelişti?


ÇMB: İlk sorunuza cevaben birkaç şey söylenebilir. Örneğin, laboratuvardaki bakteriler, doğal ortamlarında değildi, dolayısıyla doğadakilerle aynı besin imkanlarına sahip değildirler. Bu yüzden, kullanabildikleri her kimyasal, onlar için avantaj sağlamaktaydı. Doğada ise böyle bir durum yoktur, glikoz sindirimi yeterlidir. Bu yüzden, nesiller geçtikçe, dar besin düzeylerinde, sitratı sindirme yetisi kazanabilenler popülasyonda hızla çoğaldı ve bir evrim gözlendi. Öte yandan şu da söylenebilir ki, doğada da, bu tip evrimsel süreçleri başlatan nesiller ve popülasyonlar bulunuyor olabilir. Ancak bunlar evrimsel bir avantaja sahip olmuyorlarsa (ki gereksiz nitelikler evrimleştirmek bir avantaj sağlamaz), bunlar zaman içerisinde elenerek yok oluyor olabilirler. Dolayısıyla doğada bu özelliktekileri (veya farklı niteliktekileri) göremiyor olabiliriz. 


Lenski deneyi ile ilgili olarak şu yazılar faydalı olacaktır:


Evrim'i Deneyle Gözlemek ve Öğrenmek İsteyenlere: Lenski Deneyi


İkinci sorunuzla ilgili olaraksa, doğrudan bir makalemiz mevcut:


İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir?


 

İsimsiz Soru:


Doğal Seçilim bildiğim kadarıyla değişen doğa koşullarına bir popülasyonda uyum sağlayamayanların yok olması ve geriye sağlamların kalması ve yeni genlerini nesillere aktararak o popülasyonda sadece o doğa koşullarına uygun canlıların olması. O halde şu an insanların günümüzde büyük bir kaos olmadığı sürece böyle elenmesi, değişmesi daha zor. Çünkü hemen hemen herkesin sıcak evi var ve birkaç milyon yıl önceki ilkel atalarımıza göre daha iyi şartlara ve zekaya sahibiz. O zaman şu an modern insan (yanılmıyorsam Homo sapiens sapiens) mesela Homo erectus'a göre, doğal seçilime bağlı olarak daha zor evrilir diyebilir miyiz?



ÇMB: Evet, bu doğrudur. İnsan türü, Evrim Mekanizmaları'nın bazılarının ama özellikle de Doğal Seçilim'in etkilerini yavaşlatmayı/kırmayı başarabilen ilk canlı türüdür. Bu demek değildir ki insan evrim geçirmemektedir, insanın evrimi durmuştur. Bir canlı türünün evrimi, yalnızca tamamen yok olduğu zaman sona erer; bunun haricinde canlı, mutlaka evrim geçirir (zira tek mekanizma Doğal Seçilim değildir). Ancak Doğal Seçilim, türün en hızlı değişimini sağlayan mekanizmalardan biridir ve bu sebeple insanın evrimi, diğer vahşi türlere ve ilkel atalarına göre daha yavaştır. Konuyla ilgili şu yazımızı mutlaka okuyunuz:


İnsanların evrimi sona mı ermiştir? İnsan üzerinde Evrim Mekanizmaları nasıl işler?




Soner Karaman:


- Çok eski (altı milyonluk) değişime uğramamış fosiller var. Bunun sebebi nedir?


- Canlılar arasında erkekler ve dişiler cinsler olarak nasıl evrim geçirdiler?


- Bazı evrim karşıtları proteini evrimin savunanların açıklayamadığını söylüyor. Bu doğru mu? Protein nedir?


- İnsan ile başka bir maymun türünün çiftleşmesinden farklı bir tür ortaya çıkar mı? Neden?


- Mutasyonlar faydalı mıdır, zararlı mıdır? Neden?



ÇMB: Hemen ilk sorunuzla cevaplara gireyim: Bazı türler, diğerlerine göre evrimsel süreçte daha az değişebilirler. Bunun sebebi, her türün evrimleşme hızının birbirinden farklı olabilmesidir. Bunun da sebebi, sadece türlerin özellikleri açısından değil, çevrenin öngörülemez değişimleri açısından incelenmelidir. Yani bir türün çevresi, aşırı fazla değişmiyorsa; ancak diğer türlerin çevreleri daha fazla değişiyorsa, çevresi daha yavaş değişen tür de yavaş evrimleşecektir, zira yeni bir ortama adaptasyon şartı yoktur (eğer diğer Evrim Mekanizmaları'nın etkileri sabit varsayılırsa). Bu açıdan bakıldığında, her ne kadar her tür, mutlaka ama mutlaka evrimleşiyor olsa da, bu evrimin hızları hep aynı olmayabilir. İşte günümüze kadar gelen, atasal özelliklerini pek az yitirmiş türlere biz "yaşayan fosil" deriz. Bunlar, göreceli olarak az değişmiştirler. Benzer şekilde, bunu fosil kayıtlarında da görebiliriz. Bazı türler, diğerlerine göre daha az değişmiş olabilir. Bunlar, evrimin olmadığını düşündürecek veriler değildir, zira evrimin olduğundan emin olduğumuz, geriye kalan yüz milyonlarca fosil ve milyonlarca tür vardır. Konuyla ilgili şu yazılarımızı okuyabilirsiniz:


Türleşme - 7: Evrim hızı tüm canlılarda aynı mıdır, farklı mıdır? Neden?


İkinci sorunuzla ilgili doğrudan iki yazımız mevcut:


Canlılarda Neden Sadece İki Cinsiyet Bulunur?


Amitoz Üremenin, Eşeysiz Üremenin, Eşeyli Üremenin ve Cinsel Organların Evrimi


Üçüncü sorunuza gelirsek... Bahsettiğiniz kişilerin herhangi bir bilimsel arkaplanı veya eğitimi olmadığı için, sözleri ve düşüncelerini de herhangi bir bilimsel değeri yoktur. Öte yandan, bilim zaten proteinlerin nasıl var olduğunu açıklayabilmektedir, bunda bir sıkıntı bulunmaz. Bahsettiğiniz ekibin düşüncelerinin nasıl bilim dışı olduğuna örnek olarak, şu yazımızı okuyabilirsiniz:


Canlılığın Evrimi - 9: Proteinler Kendi Kendilerine Nasıl Oluştular? Proteinin Oluşma Hesapları Üzerine...


Dördüncü sorunuza yönelik olarak, zaten etkinlikte de cevap vermiştim. İnsan ile başka herhangi bir maymun türü çiftleşemez, zira türleşme tamamlanalı çok zaman geçmiştir ve artık bu canlılar, birbirleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmışlardır.


Son sorunuzla ilgili olaraksa, çok detaylı şu yazımız mevcut:


Evrim Mekanizmaları - 8: Mutasyonlar


Bu yazıdan ilgili kısmı buraya alıntılarsak:


İstatistiki Olarak Mutasyonların Zarar/Yarar Durumu Hakkında ÖNEMLİ Açıklama:


Bu noktada bir açıklama yapmak gerekirse;  Drosophila melanogaster isimli meyve sineğinde yapılan bir araştırma, eğer meydana gelen mutasyon, protein yapısını değiştiriyorsa ve bu değişim nötral etkiye sahip değilse, meydana gelen mutasyonun %70 ihtimalle zararlı etkilere sebep olduğu keşfedilmiştir. Ancak burada altı çizilen yerler önemlidir, çünkü mutasyonların büyük bir kısmı nötraldir; sadece nötral olmayanların %70'i, o da meyve sinekleri söz konusu olduğunda zararlıdır. Örneğin maya mantarında meydana gelen nötral-dışı mutasyonların sadece %7'si zararlıdır. Dolayısıyla "Mutasyonların çoğu zararlıdır." önermesi yanlıştır çünkü mutasyonların çoğu nötraldir. "Nötral dışı mutasyonların çoğu zararlıdır." önermesi de koşullu yanlıştır çünkü canlıdan canlıya bu oran oldukça değişmektedir. Uzun lafın kısası, böyle bir genellemeye kalkışmak hatalı olacaktır.


Bunu şöyle toparlayalım: Canlılarda meydana gelen mutasyonların çok büyük bir kısmı (%70-90'ı) nötr mutasyonlardır. Yani mutasyonun meydana geldiği dönem ve bu dönemden sonra, belirli bir ortam değişimi olana kadar geçen dönemde herhangi bir fayda ya da zararsağlamazlar. Nötr mutasyonlardan geriye kalan mutasyonların (%10-30'luk dilim) büyük bir kısmı zararlıdır ve popülasyondan derhal elenir (bu mutasyona sahip canlılar kısa sürede ölürler). Ancak geriye kalan bu dilimin küçük bir kısmı da (genelde %1-10 olarak ifade edilir) faydalı etkilere sebep olabilirler. 


Peki bu durumda, mutasyonların geneline baktığımızda, büyük bir kısmı kaplayan nötral mutasyonların etkisi nedir? İşte bu etki, yukarıda açıkladığımız gibi ortama, zamana, canlıya ve bakış açısına göre değişebilmektedir. Bir canlı için faydalı sonuçlar doğuran bir mutasyon, bir diğer canlı için olumsuz etkili olabilir. Daha önemlisi, belli bir dönemde nötr olan mutasyon, çevrenin değişimiyle olumlu veya olumsuz bir etki yaratabilir. Böylece anlık değişimler olan mutasyonların etkisi yavaşlatılmış ve uzun bir değişim sürecine yayılmış olur. Çevre değişimi süresince bu mutasyonun etkisi adaptif ve yavaş olarak çıkar, canlıya zarar vermez. Ya da nötral olan bir mutasyon, bir diğer nötral mutasyon (ve hatta daha fazla nötral mutasyonlar) ile bir arada bulunursa belirli etkilere sebep olabilir. Bu durumda da sıçramalı bir değişim yerine, kademeli ve canlının adapte olabileceği bir süreçte değişim gözlenir. Bu da mutasyonların zararlı etkilerini hiçe ya da çok aza indirgemektedir. Bunların anlaşılması, mutasyonların yarar/zarar durumunun anlaşılması ve genel olarak mutasyonların etkilerinin değerlendirilmesi açısından son derece önemlidir.


 

Utku Gürçağ Borataç:


Günümüzde köpeklerin çeşitlerinin ayrı tür kabul edilmeme sebebi nedir? Bazı çeşit köpekler birbirleriyle verimli döl verememektedir. Chuvava ve Alman Kurt Köpeği ikilisi gibi. Köpek türleri/çeşitleri 100 yıllardır kataloglandığı için yapay evrime kesin kanıt olabilir. Darwin zamanında bu türleşme yapay seleksiyon olarak dilimize yerleşse de artık bazı çeşit köpeklerin türleştiğine dair kanıtlar yok mudur?


ÇMB: İlk olarak, sorunuzun tehlikeli olabilecek kısmına yanıt verelim: Yapay Seçilim (Seleksiyon), zaten türler yaratabilir, dolayısıyla bizim bir şeyin Yapay Seçilim ile olduğunu söylememiz, türleşmenin olmayacağı anlamına gelmiyor. Bunu, garanti olması açısından belirtelim. Şimdi sorunuza dönelim, zaten sunumda yanıtlamış olsam da: Köpekler, türleşmenin en güzel örneklerinden biridir, gözümüzün önünde izole olmakta ve birbirlerinden uzaklaşarak dallanmaktadırlar. Bu, evrimin ihtiyacı olan tüm noktaların köpekler için geçerli olduğunu göstermektedir. Şimdilik, her köpek türü aynı alt türe, Canis lupus familiaris alt türüne ait sayılmaktadır. Ancak gelecekte, bunların farklı türler olarak da anılmaya başlayacağını, çünkü türleşmenin tamamlanacağını düşünmekte bir hata yoktur.



Uğurcan Harmandur:


Soru da değil ki... Domatesler: Kolay yenilen çeşidin sayısı artar çünkü domatesin amacı yenilmek. Samuray Yengeci: Dawkins şirin bir düşünce ama ben katılmıyorum diyor.



ÇMB: Sunumumdaki domates varyantlarıyla ilgili olarak... Bunu genelleyemezsiniz, zira "kolay yenmek", farklı durumlarda farklı anlamlar ifade edebilir. Örneğin beyaz bir zeminde, ufak ve beyaz tip domatesler daha avantajlıyken, normal bir ortamda dezavantajlı olabilirler. Benzer şekilde, örneğin bir parazit büyük ve kırmızı renkteki domateslere bulaşamıyorken, ufak olanlara bulaşabiliyor olabilir, bu da avantaj/dezavantaj dengesini değiştirir. Genelleme doğru olmaz. Sunumdan sonra da cevaplandırdığım gibi, Samuray Yengeçleri ile ilgili araştırma Carl Sagan'ın "Karanlık Bir Dünya'da Bilimin Mum Işığı" isimli kitabında anlatılmaktadır. Ancak yine de, bu görüşe karşı çıkan bilim insanları da vardır. Konuyla ilgili bazı okumaları aşağıda veriyorum:


İleri Okumalar:

Samurai Crabs: Transmogrified Japanese warriors, the product of artificial selection, or pareidolia?

The Samurai Crab


Çağıl Gündüz:


-Evrimsel süreçte kromozom sayıları nasıl ve neye göre değişiyor?


Bu güzel ve bilgilendirici sunum için teşekkürler.



ÇMB: Bu konuyla doğrudan ilgili bir yazımız mevcut, faydalı olacaktır. Ne demek, ben teşekkür ederim, faydalı olduysa ne mutlu.


Şempanzeler ile İnsanlar Arasındaki Kromozom Sayısı Farkı Üzerine...


 

Taylan Çapraz:


İnsanda erkeklerde sakal, bıyık ve daha güçlü kaslar olmasının sebebi nedir, nasıl bir süreçtir?


ÇMB: İnsandaki yüz kıllarının korunmasının birden fazla sebebi vardır. Örneğin saçların korunma sebebi beyin sıcaklığının ayarlanması, kirpik ve kaşların korunma sebebi gözlerin korunma gerekliliğidir. Sakal ve bıyık ise hem ağza girecek yabancı maddeleri (toz gibi) engellemek, hem de Cinsel Seçilim süreci sebebiyle korunmuş olabilir. Yani dişiler, bu bölgelerdeki kıllılık durumuna göre seçim yapmış olabilirler. Öte yandan, istenmedik bir özellik olarak buradaki kıllar evrimsel süreçte sürüklenerek de gelmiş olabilir. Kısaca, kimi zaman bazı özelliklerin tam olarak neden evrimleştiğini ya da evrimsel süreçte neden korunduğunu bilmekte güçlük çekebiliyoruz; ancak yeni veriler ve çalışmalar bize her geçen gün daha net cevaplar veriyor.


 

Deniz Eşmeli:


Evrim Ağacı'nı oluşturan ilk bakteriler sadece bir bölgede mi oluşmuştur, yoksa aynı zamanda farklı bölgelerde de oluşum göstermiş midir? Gördüğüm ve takip ettiğim kadarıyla bilim insanları da henüz ortak bir görüşte değiller. Sizce nasıldır?


ÇMB: Bu soru, oldukça güzel bir soru ve dediğiniz gibi bilim insanlarının sürekli aklını kurcalayan sorulardan da biri. Eldeki veriler, bize bazı tahminlerde bulunmamız konusunda yardımcı oluyor. Tahminlerimize göre, okyanus tabanlarında, birden fazla noktada canlılığın oluşmaması için bir sebep yok. Ancak Dünya üzerindeki canlılığın, tek bir grup canlıdan evrimleştiğinden de eminiz. Bu durumda, farklı noktalarda canlılık başlamış olsa bile, tek bir grubun üstün geldiği söylenebilir, evrimsel mücadele içerisinde. Bir ihtimal de, canlılığın tek bir noktada başlamış olmasıdır. Zira canlılığın başladığı bölgeler, her ne kadar aşırı bir karmaşıklığa ya da özelliğe sahip olmasa da, bazı kimyasalların ortamda bulunmaması canlılığa giden süreci köreltmiş olabilir. 


 

Aylin Aydın:


Günümüzde birçok ölümcül hastalık ilaçlar ya da çeşitli mücadelelerle önleniyor ama genetik olarak tedavi edilmeden yapılıyor. Doğal seçilim engelleniyor. Bunun evrim üzerindeki etkileri ne olabilir?


ÇMB: Bu soru, yukarıdaki insan evrimine yönelik soruya paraleldir. Elbette, canlılığı öldürebilecek virüslerle ve bakterilerle zekamız sayesinde mücadele edebilmemiz, evrimsel sürecin önüne set çekmektir ve ciddi miktarda yavaşlamaya neden olur. Çünkü, insan tıbbının ve biyolojisinin engel olamadığı durumlarda, virüslerin neler yapabileceğini çeşitli salgınlardan görebiliyoruz. Eğer ki bu salgınlar sürekli olsaydı, hem insan popülasyonu bu kadar yaygın olmazdı, hem de insan türünün evrimi çok daha hızlı olurdu diyebiliriz.


 

Ercan Kahraman:


Kaplumbağa örneğinde, bitkilerin yapraklarından beslenebilmek için kafalarını daha yükseğe kaldırmak zorunda kalmaları sonucu boynun uzamasından bahsettin. Sormak istediğim şu: bir bireyin fiziksel yapısındaki bir değişim, kendi çocuğuna nasıl geçiyor? Yani bu fiziksel değişim atanın genlerini mi değiştiriyor? Yani nasıl kalıtsal hale dönüşüyor ya da dönüşür mü? Teşekkürler.


ÇMB: İlk olarak, örneği ya ben tam olarak anlatamamışım, ya da hızlı geçtiğim için anlaşılmamış. Galapagos Kaplumbağaları'nın boynu uzamıyor, kabukları, boyunlarının kalkabileceği yüksekliğe göre şekil alıyor. Aşağıdaki görseli, durumu netleştirmek için koyuyorum:



Şimdi, bunun gerçekleşebilmesi, kaplumbağaların kendilerini zorlamaları sonucu kabuğun değişmesi ve bu bilginin yavrulara aktarılması şeklinde olmuyor. Yapılan son epigenetik araştırmalar haricinde, ömür içerisinde modifikasyon dediğimiz, sonradan kazanılan karakterlerin, gelecek nesillere aktarılmadığını biliyoruz. Dolayısıyla hayır, bu genlerde doğrudan bir değişime sebep olmuyor (epigenetik dolaylı bir değişim mekanizması sunuyor, aklımızda tutalım gene de). Olan ise şu:


Kaplumbağaların kabuk şekilleri arasında bir dağılım söz konusu, hepsi birebir aynı yapıda değil. Dolayısıyla, daha bombeli olanlar, daha yüksek dallara erişebildikleri için, bunlar daha avantajlı oluyorlar ve hızla, kabuğu biraz daha bombeli olup, kafayı kaldırmayı kolaylaştıran yapıda olanlar seçiliyor, hayatta kalıyor ve daha çok ürüyorlar. Bunun sonucunda her yeni nesilde, biraz daha bombeli kabuklu bireyler doğabiliyor ve bunların da seçilimi, bu genlerin gelecek nesillere aktarılmasını sağlıyor. Yani popülasyon içerisinde genetik çeşitlilik yaratma mekanizmaları sonucu oluşan çeşitlilik, seçilim mekanizmaları tarafı nesiller boyunca seçiliyor. Yani bir popülasyonda bir özellik, gökten inecek şekilde var olmaz, genellikle dağılım içerisindeki seçilimin, yüzlerce ve binlerce nesil boyunca sürmesiyle yön değiştirir. Kaplumbağalardaki, gözümüzün önünde gerçekleşen bu evrim de, bu şekilde bir süreç sonucunda var olur.


İleri Okuma:

The Galapagos Tortoise: Evolution At Work

Evrim'in İşleyişi - 2: Yeni Genetik Kombinasyonların Oluşumu ve Evrim'in Yeni Türler Yaratma Mekanizması



Burcu Turanlı Yıldız:


Homoseksüelliğin evrimsel temeli sizce nedir?


ÇMB: Bu konuyla doğrudan ilgili bir yazımız mevcut, umarım faydalı olacaktır:


Eşcinsellik ve Evrim


 

Evren Akal:


Bir canlı (örneğin insan) vücudunu oluşturan hücrelerin sürekli yenilendiğini (ölüp yerine yenilerin konduğunu) biliyoruz. Vücuttaki bu hücreler arasında bir seçilim baskısı var mıdır? Varsa sonuçları nelerdir? [ÇMB: Ayrıca burada birkaç öneride bulunmuş buraya aktarmıyorum. Sevgili Evren Akal, kendisi de biliyor, uygulamaya koyduk bile, kendisine bu faydalı öneriler için teşekkürler.]


ÇMB: Bu çok ilginç ve yaratıcı bir soru. Düşünelim... Farklı organlara veya sistemlere ait hücreler arasında seçilim baskısı olmadığını veya çok az olduğunu söyleyebiliriz. Olmadığını düşünebiliriz, çünkü organlarımız genellikle birbirinden net bir şekilde ayrılmış yapılardır. Ancak biraz olduğunu da düşünebiliriz, çünkü örneğin beyin ve beyni oluşturan hücrelerimiz, birçok konuda diğer hücrelere göre öncelik ve üstünlüğe sahiptir. Örneğin vücudun sadece glikoz tüketen tek hücreleri, nöronlardır. Diğer hücreler gerekirse kapatılabilir ancak beyin asla kapatılamaz. Öte yandan daha derinlere, bir organ içerisindeki hücrelere indiğimizde, bunlar arasında belli başlı rekabet örnekleri görebiliriz; ancak çok yaygın bir araştırma sonucu olduğunu hiç sanmıyorum. Spermler arasında evrimsel bir anlam taşıyan bir rekabet olduğunu biliyoruz örneğin; ancak karaciğer hücrelerinde böyle bir durum var mı, bilmek güç. Ancak bir çıkarım yapılacak olursa, hücrelerin yenilenmesi, ancak eskilerin ölmesi sonrasında gerçekleştiği için, arada rekabet oluşacak bir durum teknik olarak oluşmuyor. Zaten eğer ki hücreler bir rekabete girecek olurlarsa, buna "kanser" diyoruz. Bu arada, kanser hücreleri arasında ve kanser hücreleriyle vücut hücreleri arasında sıkı bir rekabet olduğu biliniyor ki kanser türlerinin evrimleşmesi ve sürekli değişmesi de bu yüzden aslında. Dolayısıyla sorunuzun cevabı çok büyük bir ihtimalle olumsuz; ancak bu soruya yönelik başka olumlu örnekler bulmak mümkündür.



Evet, bana ulaşan sorular bu kadar. Kısaca ve özetleyici bir şekilde cevaplandırmaya çalıştım, umarım faydalı olmuştur. Hiç kimsenin sorusunu cevapsız bırakmakistemem, hele ki böyle bilimsel ve meraklı sorular olunca...


Tekrardan, katılan 700 civarı kişinin her birine teşekkür ediyoruz. 


Unutmayın... Biz, hep birlikte güçlüyüz.


 Bir diğer etkinlikte görüşmek üzere.


ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum