Tıp, Biyoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik Üzerine Açıklamalar ve Meslek Seçimi İle İlgili Tavsiyeler

Yazdır Tıp, Biyoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik Üzerine Açıklamalar ve Meslek Seçimi İle İlgili Tavsiyeler

Sayfamız okurlarından Sayın Işın Altınkaya bize şöyle bir soru yöneltti:

 

Merhaba.

Moleküler Biyoloji ve Genetik okumakla Tıp okuyup Genetik alanında uzmanlaşmak arasındaki farkları bana anlatabilecek biri varsa bilgilendirsin lütfen. Benim hedefim Boğaziçi Moleküler Biyoloji ve Genetik kazanmaktı fakat bunu söylediğimde istisnasız herkes Tıp okuyup Genetik alanında uzmanlaş, diğer türlü çok zor iş bulursun bla bla diyor. Okuldaki meslek seminerlerinden Moleküler Biyoloji ve Genetik'e de Tıp okuyup uzmanlık yapmış bir kişi sunuma gelince ve aynı yolu izlememizi önerince...Bu yüzden büyük bir kafa karışıklığı yaşamıştım. Daha iyi karşılaştırmam için bir örnek vermeniz mümkün mü? 

 

Evrim Ağacı olarak bu okurumuza ve benzer sorular soran diğer okurlarımıza şöyle bir cevap vermek istiyoruz:

 

Sayın Işın Altınkaya,

 

İlk olarak şunu söylemeliyiz ki, Biyoloji ve Tıp çok farklı iki disiplindir. İkisi de son derece önemlidir; ancak burada önemli olan ne "iş bulma" kaygısı olmalıdır, ne de diğer insanların söyledikleri. Önemli olan sizin ilgi alanınız, istekleriniz, düşüncelerinizdir.

 

Biyoloji, "yaşam bilimi" demektir. 3 temel doğal bilimden bir tanesidir. Son derece genel bir alana hitap eder: Fizyoloji, Ekoloji ve alt dalları, Evrimsel Biyoloji, Mikrobiyoloji, Biyokimya, Genetik ve alt dalları, Hayvan Davranışları, Viroloji, Histoloji, Sitoloji, Nörokimya, Enzim Kinetiği, Hormonlar, Biyofizik, Biyoinformatik ve daha onlarca alanı barındırır. Siz bu genel alanlardan birinde uzmanlaşabileceğiniz gibi, herhangi tek bir canlı üzerine yoğunlaşarak (örneğin bazı kuşlar ya da örneğin gül bitkisi gibi) ömrünüzü bu canlıların incelenmesine hatta bu canlıların sadece tek bir özelliğinin araştırılmasına adayabilirsiniz (örneğin Rosemary Grant ve Peter Grant çifti 25 yıllarını yalnızca Galapagos Adaları'ndaki Darwin'in İspinozlarına adamışlardır). Biyoloji ile tüm canlılık ve doğa hakkında çok özel bir yaşam görüşü edinebilirsiniz, diğer bilim dallarıyla işbirliği yaparak insanların bin yıllardır cevap aradığı sorulara bilimsel yaklaşımlarda bulunabilirsiniz ve daha da güzeli, istediğiniz herhangi bir canlının veya canlı grubunun, şu anda yaşıyor olsun veya yok olmuş olsun, herhangi bir özelliğini veya genel olarak tüm o canlı grubunu araştırabilirsiniz ki bu da sonsuz bir çalışma alanı demektir.

 

Moleküler Biyoloji ve Genetik, Biyoloji'nin onlarca alt dalından yalnızca bir tanesidir. Bu alanı seçtiğinizde, %100 net olmasa da, büyük oranda alanınızı belirlemiş olursunuz. Tabii ki Moleküler Biyoloji ve Genetik'in de pek çok alt dalı vardır; bunlardan birine yönelebilirsiniz; ancak Biyoloji'deki daha genel alanlardan bir tanesine dönmeniz, özel ilginiz olmadığı takdirde zor ve anlamsız olacaktır. Bu alanı seçtiğinizde, "Ben Biyoloji'yi moleküler düzeyde incelemeye ve özellikle Genetik ile uğraşmaya karar verdim." demiş olursunuz ve tüm eğitiminiz daha ağırlıklı olarak bunun üzerine olur. Yine de çok abartmaya ya da sınırlandırılmışlık korkusuna gerek yok, insan istediği müddetçe her alanda uzmanlaşabilecektir, buna az sonra geleceğiz. Çünkü unutmamak gerekir ki, bu alanın Biyoloji'den kopmasının sebebi, alanının son derece genişlemesiyle beraber, başlı başına bir disiplin olabilecek kadar gelişmesidir. Genel olarak Moleküler Biyoloji ve Genetiği, yukarıda saydığımız Biyoloji dallarından bir kısmına moleküler düzeyde (o alanlarda söz konusu olan olayların biyokimyasal olarak incelenmesi) ve özellikle de genetik açıdan (genlerin etkileşimleri ve genlerin özellikler üzerindeki etkileri) bakmayı hedef alan bilim dalıdır. Son derece faydalı ve güzel bir alan olduğu açıktır.

 

Tıp ise çok daha sınırlı bir alanın, çok daha geniş bir açıdan incelenmesini hedef alır. Tıp, tek bir canlı ve daha spesifik olarak hayvan türünü inceler: İnsan. İnsana çok geniş bir açıdan bakış sağlar tıp bilimi. Bütün kaslarını, kemiklerini, dokularını, organlarını, hücrelerini, bunların anormalliklerini, birbirleriyle ilişkilerini, hormonal düzenlemelerini ve insana dair hemen her şeyi öğrenirsiniz. Tıp bilimi de Biyoloji gibi geneldir; ancak Tıp, Biyoloji'nin insana odaklanmış hali gibidir ve bunun dışarısına çıkmaz. Tıp mezunu olduktan sonra gireceğiniz uzmanlık sınavıyla, önünüze pek çok seçenek sunulur ancak bunların tamamı yalnızca ve yalnızca insanla ilgilidir; aralarındaki temel fark, insana bakış açıları ve insanın belirli özellikleri konusunda uzmanlaşmalarıdır. Tıp mezunları, "Evet, ben sadece insan odaklı çalışmalar yapmak istiyorum." diyen insanlar olmalıdır. Daha sonradan cerrahi, hastalıklar, vb. konularda uzmanlık gelecektir.

 

Tıp üzerine Moleküler Biyoloji ve Genetik okuyan biri de, insan genetiği üzerine çalışabilecektir; çünkü bu uzmanlığı sırasında bazı genel bilgiler öğrense bile, 6 yıllık insana odaklı eğitimi sebebiyle en iyi bildiği hayvan insan olacaktır. Yani alanı çok geniş olmayacaktır. Zaten 6 sene tıp okuduktan sonra başka bir canlıya odaklanmak istemek saçmadır, böyle bir istek varsa doğrudan Biyoloji ya da Moleküler Biyoloji ve Genetik okunmalıdır. Dediğimiz gibi tıp, özellikle insanı konu alan, insanı seven ve insanlar ve hastalıklarıyla uğraşmak isteyenlerin alanıdır ve burada çalışacaklar da bu özelliklere sahip olmalıdır.

 

Şimdi bir örnek üzerinden bu disiplinlerin bakış açılarını inceleyelim: örneğin Ornitorenk olarak bilinen Platypus isimli hayvanın elektrik kullanarak su içerisinde çok başarılı bir şekilde yön bulabilmesini incelemek istediğimizi düşünelim.

 

Biyoloji okumuş ve daha sonra Evrimsel Biyoloji, Su Ekolojisi veya Hayvan Davranışları gibi bir alanda uzmanlaşmış birisi, bu davranışın canlı üzerindeki sonuçlarını inceleyebilecek, diğer canlılarla ilişkilerini gözlemleyebilecek, av-avcı ilişkilerini anlayabilecek, bu özelliğin nasıl ve ne basamaklardan geçerek evrimleşmiş olabileceğini izah edebilecek ve bunun gibi daha fiziksel, daha "gözlenebilir", daha dışsal özellikleriyle uğraşabilecektir.

 

Bir Moleküler Biyoloji ve Genetik uzmanı, bu canlının genlerine bakarak hangi genlerin bu özelliğin gelişimini kontrol ettiğini izleyebilecek ve moleküler düzeyde ne tip olaylar sonucu bu elektriksel uyartıların oluştuğunu çözebilecektir. Eğer Popülasyon Genetiği gibi bir alanda uzmanlaşmışsa, bu özelliğin genetik olarak Ornitorenk popülasyonlarında nasıl dağıldığını gözlemleyebilecek; aradaki genetik farklardan giderek bazı evrimsel sonuçlara ulaşabilecek ve değerlendirebilecektir.

 

Burada unutmamak gerekir ki, Biyoloji okumuş biri de Moleküler Biyoloji ve Genetik üzerine seçmeli dersler alarak bu alanda uzmanlaşabilir. Bunun tersi genellikle doğru olmamakla birlikte, Biyoloji sonrası Moleküler Biyoloji ve Genetik okuyan biri, doğrudan Moleküler Biyoloji ve Genetik okuyan biri kadar geniş çapta konu bilgisine sahip olamayacaktır.

 

Tıp ise ornitorenk ile ve herhangi bir özelliği ile ilgilenmez, ilgilenemez. Bu konunun üzerinde bile durmuyoruz bu yüzden.

 

Ancak, bir Biyolog ve bir Moleküler Biyolog, insanın hastalıkları ve üretilen ilaçların bu hastalıklar ve insan bünyesi üzerindeki etkileri konusunda, insanın genel anatomisi haricindeki özel durumlar ve bu durumların insan üzerindeki etkileri konusunda ve özellikle de insan üzerinde cerrahi bir ameliyat yaparak hastalıkların ve sorunların düzeltilmesi konusunda hiçbir bilgiye veya gerekli miktarda bilgiye sahip değildir. Elbette ki bir Biyolog veya Moleküler Biyolog ve Genetikçi, insan ve genel özellikleri hakkında bilgiye sahiptir. Elbette, özel ilgi alanı insansa, bu konuda daha da geniş bilgiye sahip olabilecektir. Ancak doktorlar, insana "müdahale etmeyi" bilirler. İnsanlarda görülen hastalık ve problemlere karşı hangi kimyasalların kullanılması gerektiğini, ne tip bir yöntemle tedavi edilmesi gerektiğini, ameliyat gerekiyorsa bunun nasıl yapılması gerektiğini, vs. bilirler. Tıp, insan ve insan hastalıkları bilimidir.

 

Bunu belki biraz teknisyen-mühendis benzetmesiyle açıklayabiliriz: Mühendis, uygulama bilim dallarından birisinde uzmanlaşmış ve oldukça teorik bir eğitimden geçmiş bir bilim insanıdır. Teknisyen ise, göreceli olarak kısa ama çok daha fazla pratik uygulamaya yönelik bir uzmanlıktır. İkisi de olmadan, teknoloji anlamında hiçbir iş yürümez. Çünkü mühendis, bilim üretir, var olan bilimi geliştirir. Ancak bunun uygulamaya dökülmesi için teknisyenler şarttır. Devrim Arabaları isimli filmde mühendis-teknisyen çatışması işlenir ve ikisinin de olmazsa olmaz olduğu güzel bir şekilde vurgulanır. Gerçekten de, birinin olmadığı bir durumda, diğerini aramak mantıksızdır.

 

Benzer şekilde bir Biyolog veya Moleküler Biyolog ve Genetikçi, bilim üretir, var olan bilimi geliştirir. Daha sonra başka meslek grupları işin içine girer. Örneğin bir hastalığı, Biyologlar inceler ve hastalığın etkenlerini durdurabilecek bir yöntem bulurlar. Daha sonra Kimyagerler buna yönelik kimyasallar üretirler ve ilaç şirketleri bunun pazarlamasını yaparlar. Doktorlar, bu hastalıkları incelerler ve piyasadaki farklı kimyasallardan (ilaçlardan) hangisinin bu hastalığa ve insanın genel bütünlüğüne ve işleyişine en uygun olanı olduğunu seçerler. Doktoların en önemli görevi, insanların tıbbi sorunlarını zamanında ve doğru bir biçimde teşhis etmek ve var olan bilimi doğru yorumlayarak en uygun çözümü bulmaktır. Yani biri olmadan, diğerinin hiçbir anlamı kalmaz. Biyologlar istediği kadar bilim üretsinler, bunu düzgün bir biçimde insanın sorunlarını çözmekte kullanamazsak (doktorlar), özellikle de kibrimiz göz önüne alındığında insan türü kısa sürede yok olur. Benzer şekilde bilim üretilmediği ve geliştirilmediği sürece, istediğimiz kadar doktorlar yetiştirelim, hastalıklara sebep olan varlıkların gelişim dahilinde buna ayak uyduramadığımız sürece hiçbir anlamı kalmayacaktır.

 

Burada, tekrardan, ÇOK ÇOK ÖNEMLİ BİR UYARI yapmak istiyoruz: Bu çıkarımlarda her zaman "sıradan" bir insanı göz önüne aldığımızı unutmayınız! Özel bir ilgi, tüm bu söylediklerimizi alt üst edebilecektir! Size, bu yazının yazarı olarak kendimden bir örnek vereyim ve bu kısmı kendi ağzımdan anlatayım:

 

Ben, Makina Mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. Buna rağmen, sayfamızdaki yazıların %99'u bana ait. Bu nasıl olabilir? 2000 senesinden beridir bilim; ama özellikle de Evrimsel Biyoloji ile ilgilenmekteyim ve oldukça kapsamlı araştırmalar yapmaktayım. Bu sürenin, pek çok meslek sahibi insanın mezuniyetten sonra övünerek söyleyeceği ve bunu bir "yeterlilik" olarak göreceği bir süre olduğunu düşünüyorum: "15 senedir bu işin içindeyim..." gibi. Ben de, henüz kağıt üzerinde 2011 senesi itibariyle "mezun" konumunda olmasam da, bu işe dair köklü sayılabilecek bir geçmişim ve deneyimim bulunmakta. Bu isteğim ve merakım sayesinde konuyla ilgili geniş bir bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum ve bunları yazıya döküp, akademik araştırmalarla destekleyecek kadar kendisini geliştirdim, hala da geliştiriyorum. Alanım Makina Mühendisliği olmasına rağmen Biyoloji dersleri de alıyorum ve okulu bitene kadar 6'dan fazla Biyoloji dersi almış olacağım (hemen hemen bir alanda yan dal eğitimi almak ile eşit miktarda). Üstelik bunlardan 1 tanesi, normalden farklı olarak Yüksek Lisans dersi (Evrimsel Biyoloji konusunda). Bunu yapılabilmemin tek yolu, isteğimi ortaya koymam, çabalamam ve bu isteğimi akademisyelere gösterebilmemdir. Bunu gören bir eğitmen, yolunuzu açmak için her şeyi yapacaktır. Araştırmalarım ve isteğim sayesinde kendimi akademik olarak da geliştirmekteyim ve şu anda Evrimsel Biyoloji konusundaki akademik araştırmalarda görev almaktayım. Peki ben ne yaptım da işler böyle garipleşti? Üniversite puanıma göre tercih yaptım. Yüksek gelen puanımdan ötürü, yıllarımı harcadığım alanı seçmektense, yüksek puanlı bir bölümü seçtim. Hem de, ilgi alanımdan tamamen zıt bir alanı! Neyse ki, isteğim sonraları tercihime baskın geldi ve yönelimimi değiştirdim, araştırmalarımı yaptım ve ortak bir alan (payda) bulabildim. Gelecekte, son derece önemli gelişmeler kaydedilern Biyorobotik alanında çalışmanın yanısıra, şahsi çabalarım ve mümkün olursa bu alanda yapacağım Yüksek Lisans veya Doktora sayesinde Evrimsel Biyoloji üzerinde de uzmanlaşmayı hedefliyorum.

 

Buradan çıkarılması gereken ders şu: Aklınıza gelmeyecek yöntemlerle hedeflerinize ulaşabilirsiniz. Bunu en kısa yoldan yapmak, elbette ki istenen ve beklenen durumdur. Çünkü bu sayede, diğer insanlar kendilerini isteklerine yönelmeye harcarken, siz alanda uzmanlaşmaya zaman harcayabilirsiniz. Yani ben, kafama koydum: Ben hem mühendis, hem de bir biyolog, yani bir bilim insanı olacağım! Siz de bu şekilde kafanıza bir hedef koyun ve peşinden gidin. Mutlaka başarılı olacaksınızdır.


 

Dolayısıyla bir insanın "para derdi"nden önce "ne istediği" önemlidir. Çünkü sonradan, insan ne yapıp edip isteklerine geri dönmekte, asıl uzman olduğu alanlarda çalışmayı denemektedir. Ne yazık ki sistem dahilinde çoğu zaman yüksek puanlı yerler seçilmekte ve sonrasında pişmanlıklar veya bu örnekte olduğu gibi "istenilen alan" ile "seçilen alan"ın birleştirilme çabaları gözlemlenmektedir. Siz siz olun, tercihinizi YALNIZCA (bu kadar açık ve net söylüyoruz) ne istediğinizi göz önüne alarak yapın. Çünkü sevdiği bir alanda çalışan bir insan, ne olursa olsun para kazanabilecek, ne olursa olsun o konunun uzmanı olmak için her yola başvuracaktır; yukarıdaki örneğimizde olduğu gibi. Şimdi, konumuza geri dönelim:

 

Meslek seçiminde yapmanız gereken şunlardır: Ne istediğinizi, şapkanızı çıkartıp önünüze koyun ve düşünün. Birden fazla alansa, bunları bir kağıda dökün. Daha sonra, istediğiniz alanlar hakkında çok kapsamlı bir araştırma başlatın. İnterneti ve tanıdıklarınızı kullanın. Üniversitelere gidip akademisyenlerle ve öğrencilerle konuşun. Kimse yadsımaz sizi, merak etmeyin. Bir meslekle ilgili en doğru bilgileri, o meslekte görev alan insanların bileceğini unutmayın. Doğrudan onlara sorun. Bizler gibi belli alanlarda uzmanlaşmış kişiler varsa, onlarla görüşün. Sadece artıları değil, eksileri de öğrenin. Bunları not alın. Kısaca, bilimsel bir araştırma yolunu takip edin. En sonunda da, gönlünüzden geçen mesleği tercih edin. Sakın insanların dayanaksız iddialarına göre meslek seçimi yapmayın! Eğer sizin için de, ailelerde genelde olduğu gibi para önemliyse (ki unutmayın, para gerçekten de önemlidir), o zaman onların dediklerini de dinleyin. Ama unutmayın: Para, mesleğe verilmez. Para, emeğe ve emeğin peşinden koşan verilir. Dolayısıyla hangi meslekte çalışıyor olursanız olun, hayallerinizin peşinden koştuğunuz sürece parayı bulacaksınızdır. Er ya da geç. Ancak göreceli olarak zor para kazanılan mesleklerde, ailevi ekonomik durumunuzu ve zor zamanları da göze alabileceğinizden emin olun. Kör bir şekilde hareket etmeyin.

 

Meslek seçiminde düşülecek en kritik hata şudur: "Bu bölümün puanı daha yüksek, demek ki bu bölüm daha iyidir!" Bu, düpedüz bir saçmalıktır. Sınav sisteminde puanın yüksek olması, mesleğin iyi/kötü olması hakkında bir fikir vermez. Puan, insanların tercih miktarını gösterir. Daha çok tercih edilen bir meslek, daha revaçta demektir. 1960'larda, İnşaat Mühendisliği açık ara farkla en yüksek puanla alan meslekti. Günümüzde ise Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bu şekilde. Düz ve yanlış mantıkla, İnşaat Mühendisliği'nin 1960'lardan beri "kötüleştiğini", Elektrik ve Elektronik Mühendisliği'nin ise "iyileştiğini" mi düşünmeliyiz? Asla! Sadece insanların tercihleri ve genel anlamıyla trendler (moda), Elektrik ve Elektronik Mühendisliği'na kaymıştır. İşe yine düz mantıkla bakacak olursak, Petrol Mühendisliği ve Maden Mühendisliği en "kötü" meslekler olmalıdır. Hangi insanın mantığı bunu kabul edebilir? Petrol, insan yaşamının ve politikasının ana belirleyicisidir. Maden ve dolayısıyla malzeme olmadan, hiçbir mühendislik iş yapamaz. Her meslek önemlidir. Ki bu sebeple vardırlar. Kimse kafadan meslek uydurmaz. Meslekler, ihtiyaçtan doğar.

 

Benzer şekilde, Antropoloji, Arkeoloji gibi bölümler "kötü" müdür? Bunu iddia edene gülmek gerekir. Evet, belki para kazanmak, popüler mesleklere göre biraz daha zor olabilir; ancak işini iyi yapan bir Arkeolog, Dünyaca ünlü biri haline gelebilir (ki bu düşünüldüğü kadar zor değildir; sadece çaba gerektirir) ve bir doktordan, bir mühendisten çok daha fazla para kazanabilir. Bunlar, ekstrem örnekler değildir; sadece insanın içinde biter ve bilim üretme isteğine bağlıdır.

 

Sakın ama sakın, mesleğinizi sınav puanına göre seçmeyiniz! Yazarlarımızdan ÇMB buna uymadığı için, şimdi, mesleki eğitiminin son senesinde, isteklerinin peşinden gitmeye karar verebilmiştir (gerçi hayatımdan memnunum çünkü nasıl adımlar atmam gerektiğini öğrendim, uyguluyorum. Ama ben gerek ailem, gerek geçmişim, gerek kendi çabalarım, gerek karakteristik özelliklerim açısından şanslıydım. Herkes bu kadar şanslı olmayabilir veya şans yüzünüze gülmeyebilir). Bu şekilde zorlayıcı yollara sapmaktansa, en baştan kararınızı doğru veriniz.

 

Unutmayın: Milyarder olabilme potansiyeline sahip olduğunuz ama sevmediğiniz bir alandansa, ekonomik açıdan "sıradan" olarak addedilen ama sevdiğiniz/istediğiniz bir alanı yeğleyin. Çünkü bu istek, o mesleğin, muhtemelen o konuda hiçbir bilgisi olmayan insanlarca yaftalandığı "sıradan"lığını silip atacak, akıl almaz başarılara imza atmanızı sağlayacaktır. Burada bir diğer konunun önemi ortaya çıkmaktadır: Bir meslekle ilgili (çalışma alanları, kazanabileceği para, vb.) yorumlar yapan insanlar, o konuda sadece televizyondan duyduklarıyla mı yorum yapmaktadırlar; yoksa konu hakkında geniş bir bilgiye sahipler midir? Ne yazık ki anne-babalar, sadece popüler olarak duyulanlardan etkilenerek "Moleküler Biyoloji çok kötü, tıp ne güzel meslek." gibi yorumlar yapmaktadırlar. Bu, bilimsel olmamakla birlikte, son derece yanlış yönlendiricidir. Bu sebeple Evrim Ağacı olarak, aramızdaki ebeveynleri de kibarca uyarmak ve bir ricada bulunmak istiyoruz: Evlatlarınızın meslek seçimlerinde, onların isteklerine önem verin. Unutmayın ki siz öldükten sonra da o meslekle uğraşacak olan evlatlarınız olacak, ömürlerini o mesleğe adayacak olan evlatlarınız olacak. Dolayısıyla bunun seçimini yapmak, sadece ve sadece onlara düşer. Sizlere şunu tavsiye ediyoruz: onları araştırmaya ve sorgulamaya yönlendirin: Güzel Sanatlar mı istiyor? Nedenini ona sorun, kendi kendisini tatmin edecek cevaplar verip veremediği ölçün ve anlamasını sağlayın. Ve eğer gerçekten kendisini ikna edebildiyse, bırakınız yapsın. Emin olun, sizin dayattığınız ya da gönlünüzde geçen meslekte ulaşacağı başarıdan çok daha iyilerine ve daha önemlisi, çok daha tatmin edicilerine ulaşabilecektir. Hayatınızın her alanında mantığınızla, tarafsızlığınızla, bilim ile hareket edin. Duygularınızı, kararlarınıza karıştırmaya başladığınız anda, hatalar da beraberinde gelmeye başlayacaktır.

 

Bunlar toz pembe hayaller değil, hayatın gerçekleri ve dönemeçleridir. Bir insanın hayatını kendisinin şekillendirmesinden daha önemli bir özgürlük olamaz.

 

Unutmayın! Bu hayat sizin ilk, tek ve son hayatınız. Seçimlerinizi ona göre yapınız.

 

Umarız açıklayıcı olabilmiştir.

 

Saygılarımızla.


ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum