Sahte-bilim (Pseudoscience) nedir? Bilim ile aralarındaki farklar nelerdir? Telepati ve Telekinezi'ye bilimsel bir bakış...

Yazdır Sahte-bilim (Pseudoscience) nedir? Bilim ile aralarındaki farklar nelerdir? Telepati ve Telekinezi

Okurlarımızdan Sayın Proton Sayısı bize şöyle bir soru sordu: 

 

"Evrim Ağacı olarak beyin gücüyle kaşık bükme gibi olayların doğruluğuna inanıyor musunuz ve inanıyorsanız evrim bu olayları nasıl açıklar?"

 

 

Evrim Ağacı olarak kendisine verdiğimiz cevap şöyledir:

 

 

 

Sayın Proton Sayısı,

 

Sorunuz için teşekkür ederiz. Mümkün olduğunca açıklayalım.

 

İlk olarak bu noktada "sahte-bilim" (pseudoscience) ile "bilim" farkını ortaya koymamız gerekmektedir. Bunu yapmadan devam etmemiz çok güçtür. Bilim, "bilimsel metot" denen ve gelecekteki bir diğer notumuzun konusu olabilecek kadar önem arz eden bir yönteme bağlı olarak gelişen, en güvenilir bilgi türüdür. Bilimin güvenilirliğini sağlayan nokta, bilimsel metot dahilinde tamamen tarafsız kalınması ve yine tamamen tarafsız ve bağımsız  metot ve materyaller kullanılarak icra edilmesidir. Diğer bilgi türlerinde (din, metafizik, felsefe, vb.) bu tip güvenilir ve nesnel yöntemlere başvurulmaz; zira bu bilgi türleri hemen hemen her zaman özneldir. Ayrıca bu bilgi türlerinin tamamına yakını belli bir metoda tabi olmaksızın üretilir, gelişir ve yayılır. Kısaca herkes, dilediği bilgiyi, bir dayanağı olmaksızın üretebilir ve gerçekmiş gibi addedebilir.

 

Sahte-bilim ise, bu tip öznel bilgi türlerinden sıyrılarak, özündeki öznellik ve gerçek-dışılıktan hiçbir şey kaybetmemekle birlikte, edebiyatı ve sunuşu açısından bilim-dışı bilgi türlerinden uzaklaşarak bilime yaklaşmaya çalışan bilgi türlerine denmektedir. Sahte-bilim, sanki bir metodu varmış gibi lanse edilir ve tıpkı bilimde olduğu gibi terminolojik bir dile sahiptir. Ancak bu terminoloji, bilimsel metota tabi değildir ve değişkendir. Sahte-bilimin en güzel örneklerinden biri astrolojidir. Kesinlikle belirli metotlara bağlı olmaksızın üretilen bir bilgi türü olan astroloji, hiçbir zaman bir bilim sayılmamıştır ve bu şekilde metot-dışı çalışmayı sürdürdükçe bilim olarak asla görülmeyecektir, astrologlar her ne kadar her fırsatta kendilerini bir bilim dalıymış gibi göstermeye çalışsalar da... Eğer günlük falınızı farklı kaynaklardan öğrenmek isterseniz, her birinde farklı sonuçlar görmeniz muhtemeldir. Üstelik bu kaynakların aynı anda var olması, bilimde olacağı gibi sorun yaratmamaktadır. Çünkü bilimde böyle bir durum, kaynaklardan bir ya da birkaçının yanlış olmasını gerektirmektedir. Ancak astrolojide kimse kendi fal tahmininin yanlış olmasını sorun etmez, zira astrolojide herhangi bir fikrin ya da iddianın bilimsel yöntemlerle desteklenmesinin ya da çürütülmesinin bir yolu yoktur. Sahte-bilime diğer örnekler olarak, simya, akıllı tasarım, metafizik, falcılık vb. verilebilir.

 

Sizin sorunuza bu bağlamda bakacak olursak... Kaşık bükme gibi bir konuya, bilimsel olarak da, bilim-dışı (dini veya felsefi) olarak da, sahte-bilim açısından da bakılabilir, bu farklı açılardan konu ele alınabilir. Zira şu anda bu konuyla ilgili olarak elimizde net bilimsel bilgilerimiz bulunmamaktadır. Bilimsel bilginin bulunmadığı yerlerde ise dini görüşler veya sahte-bilime dair görüşler kolayca yayılabilecektir. Biz, internette sınırsız olarak bulabileceğinizi bildiğimiz sahte-bilimsel veya bilim-dışı kaynaklar haricinde, sorunuza bilimsel bir bakış katmaya çalışalım:

 

Eğer ki bilimsel olarak kaşık bükme, telepati, telekinezi gibi durumlar gerçeklenebilirse, bu ancak ve ancak bu işi yapan kişilerin  bilimsel yasalara ve bildiğimiz kuramlara aykırı olmadan yapılabilmesini gerektirmektedir. Yani kimse Kütlenin Korunumu gerçeğine ya da Kuantum Kuramı'na aykırı olacak bir şekilde bu işi gerçekleştiremez. Meşhur triloji ve çok derin felsefi boyutu olan Matrix filminde, kişinin zihnini özgürleştirmesiyle bu tip işleri başarabileceği anlatılmaktadır. Filme "dövüş filmi" olarak bakan bir birey bundan etkilenerek gerçek sayabilir; ancak filmin senaristleri ve yapımcılarının hedeflediği felsefi görüşü algılayan biri, bunların çok ciddi metaforlar olduğunu görecektir.

 

Peki kaşık, bükülebilir mi? Doğada her cismin "doğal frekans" denen bir "titreşim frekansı" bulunmaktadır. Eğer ki bir cismin üzerine, cismin doğal frekansıyla çakışacak, yani onunla uyumlu dalgalar gönderilise, cismi meydana getiren atomlar normalden çok daha hızlı ve güçlü titreşerek hareket etmeye başlayacak ve bunun sonucunda cisim hareket edebilecek, bükülüp kırılabilecektir. Bunu, harici kaynaklarla yapmak mümkündür. Doğal frekans kavramının en güzel (!) örneklerinden biri, Tacoma Köpüsü'dür. 1 Temmuz 1940'ta trafiğe açılan köprü, 7 Kasım 1940'ta beklenmedik bir olay sonucunda çökmüştür. Aşağıdaki bağlantıdan, meydana gelen ilginç olayın görüntülerini izleyebilirsiniz:

 

http://www.youtube.com/watch?v=3mclp9QmCGs

 

Köprünün çökme sebebi şiddetli rüzgar ya da deprem gibi faktörler değildir. Normalde bu iki durumda da, atom ve moleküllerin fiziksel temas etkisi bulunmaktadır. Yani, örneğin sizin uçurtmanızı uçuran rüzgar, doğrudan uçurtmanıza moleküler olarak "temas ederek", "çarparak" veya "içine dolarak" uçurtmanızı havalandırmaktadır. Deprem, benzer şekilde kara kütlelerinin hareketi sonucu karalara bağlı cisimlerin hareketine sebep olur; ancak örneğin deprem sırasında havada olan bir uçak, hatta yerden zıplayan bir insan bile (geçici de olsa) depremden etkilenmeyecektir, çünkü aralarındaki atomik ve moleküler etkileşim, deprem olgusundan etkilenmeyecek kadar uzaktır. Tacoma Köprüsü'nde olan olayın sebebi ise bambaşkadır: Mühendisler, köprüyü tasarlarken "doğal frekans" olgusunu işe katmayı unutmuşlardır. Bölgede esen ve köprünün altından geçen rüzgarın titreşim frekansı, köprünün yapıldığı malzemenin doğal frekansı ile çakışmaktadır. Burada, moleküler bir temastan çok, dalgasal hareketlerin frekansları etkilidir. Örneğin rüzgar örneği dışında, ses dalgaları, titreşim dalgaları gibi etmenler dahilinde, aynı köprü veya başka cisimler de hiç temas edilmeden çatlatılabilir, hareket ettirilebilir veya kırılabilir. Kısaca, doğal frekans kullanılarak cisimler dalgaların etkisiyle hareket ettirilebilir.

 

Peki, kaşık olayına dönecek olursak, bunu yalnızca "beyinsel (zihinsel) aktivite" kullanarak yapabilir miyiz? Bunun için şunu bilmek gerekir: beynimizde gerçekleşen ve bizim "düşünce" dediğimiz biyokimyasal reaksiyonlar bütünü tıpkı ses dalgaları veya ışık gibi fiziksel dalgalar yaydığını biliyoruz. Yani beyniniz etrafa her an bazı sinyaller ve dalgalar göndermektedir. Her ne kadar düşüncelerimizin bir kısmını kontrol edebilsek de, bu dalgaların frekans, şiddet ve genliğini henüz kontrol edemeyiz. Zira bunlar çok düşük frekanslı dalgalardır ve bu tip telekinetik olaylara sebep olabilecek kadar kontrol edilip edilemeyeceği henüz bilinmemektedir. Fakat eğer ki beyin dalgalarımızı bir kaşığın doğal frekansına uyduracak kadar şiddetlendirir ve buna göre ayarlarsak, kaşığı oynatmak, büküp kırmak için bir fiziksel bir engel kalmayacaktır. Ancak böylesi bir beyinsel manipülasyona vücudumuzun nasıl tepki vereceğini bilmiyoruz, o şiddetteki dalgaları üretmemiz mümkün mü, bunu da bilmiyoruz. Fakat bazı teknolojik aletler ve aracılar kullanılarak, beyin dalgaları şiddetlendirilip (amplification) kontrol edilebilir. Bunlar, şu anda bilim-kurgu film/romanlarının, gelecekte ise bilimin konusu olacaktır ve yavaş yavaş olmaktadır (Bkz: Discovery Channel - Telekinezi Belgeseli).

 

Telekinezi, genel olarak cisimlerin dokunmadan hareket ettirilmesine verilen isimdir (gördüğünüz gibi sahte-bilimin bir terminolojisi vardır). Benzer şekilde, doğal frekans olgusu sayesinde bu tip bir şey bilimsel olarak mümkün değil. Ancak telekinezi üzerinden de bilim ve sahte-bilim farkını açıklayacak olursak: Bilim, böyle bir olayla ilgili bir iddia veya hipotez üzerine ayrıntılı deneyler kurar, kontrollü ve karşılaştırmalı deneyler düzenler, araştırmalar yapar, daha önceden konuyla ilgili arşatırma varsa bunları inceler, yeni açıklamalar getirmeye çalışır, vs. Sahte-bilim ise, insanların popülarist duygularına hitap etmek amacıyla, olaylar ve hikayeler uydurur, memler yaratır ve bunları kulaktan kulağa yayar. Bunu duyan insanlar da heyecanlanarak bu tip olayların mümkün olduğunu düşünürler. Sahte-bilim ile uğraşan veya üreten hiç kimseye, bilgilerinin kaynaklarını ve üretim metotlarını soramazsınız. Çünkü alacağınız cevaplar her daim üçüncül kaynaklar üzerinden olacak, üstü kapalı olacak, gizemli olacak ve asla test edilemez olacaktır. Bu sebeple bilimsel olmayan hiçbir bilgi türüne güvenilmemelidir!

 

Telepati ise, insanların hiçbir cihaz veya ses kullanmadan, sadece zihinsel aktivite aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurabilmesi demektir. Bu konu biraz daha kapsamlı incelenmelidir; çünkü bu durumda "bilgi gönderen" ve "bilgi alan" iki taraf vardır. Esasında, günlük ve normal, ses telleri aracılığıyla yaptığımız iletişim de bilimsel bir telepati olarak görülebilir. Zira beynimiz, ses tellerimizin etrafındaki kasları manipüle eder, farklı ses dalgalarının yayılmasını tetikler ve bu ses dalgaları havada yayılarak kulağınızdaki kemiklerin ve zarın titreşmesini, bunun sinirlerinizde elektriksel sinyaller yaratmasını ve beyindeki diğer sinir hücrelerinizin bunları değerlendirmesini sağlar. Dolayısıyla yine dalgalar aracılığıyla bir iletişim söz konusudur. Ancak doğrudan, beyinden beyne bir iletişim için, beyinlerin telepati ile ilgili bir bölgesi olması gerekir ve buradaki sinirlerin bu bilgileri değerlendirmek için evrimleşmiş olması gerekmketedir. Bu sağlanmadan, telepatik bir iletişim söz konusu olamaz. Telepatinin de bilimsel temeli, ancak beyin dalgalarının diğer beyinler tarafından hiçbir aracı organ ve duyu kullanılmaksızın algılanmasından başka bir şekilde açıklanamaz. Bu vakalara da çok sık rastlanmaz, bilimsel bazı araştırmalar yürütülmekle beraber medya ve halk arasındaki en temel kaynağı sahte-bilim ve dolayısıyla hayal gücüdür.

 

Evrimsel olaraksa bu olguların açık bir önemi yoktur. Bildiğimiz hiçbir canlı bu tip özellikler evrimleştirmemiştir ve açıkçası bu tip bir evrim daha önceden açıkladığımız trade-off dahilinde riskli ve gereksizdir. Üstelik bildiğmiz kadarıyla ne hayatta kalmak konusunda ne de üreme konusunda bir fayda sağlamamaktadır, sağlasa bile getirileri, götürüleri yanında önemsiz kalmaktadır (yine trade-off). Ancak bu, gelecekte bu tip yetileri edinmeyeceğimiz veya teknoloji sayesinde oldurur hale getirmeyeceğimiz anlamına gelmemektedir.

 

Bizim yapmamız gerekense, ne olursa olsun bu gelişmelere bilimsel bakmamız ve hayal gücümüzün bizi gerçekler ve tarafsızlıktan ayırmasına izin vermemektir.

 

Saygılarımızla.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)

 


6 Yorum