Popülasyon İçerisinde Çocuk ve Yaşlılara Verilen Ek Değerin Evrimsel Analizi

Yazdır Popülasyon İçerisinde Çocuk ve Yaşlılara Verilen Ek Değerin Evrimsel Analizi

İnsan toplumlarına bakacak olursanız, kültürden kültüre çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık dönemindeki insanlara verilen değerin değiştiğini görürsünüz. Ancak genellikle toplumlarda daha korunmasız olan çocuklar ve yaşlılar, daha dinamik ve güçlü olan yetişkinlerce korunurlar. Fakat toplumda bu durum böyle değildir ve Hayvanlar Alemi'ne baktığımızda da bunun böyle olmayabileceğini görürüz. Bu yazımızda, çocuklar ve yetişkinlerin toplum içerisinde gördükleri değer arasındaki farklılıkların evrimsel kökenini incelemeye çalışacağız. Evrimsel Biyoloji'nin açıklayıcı gücünü kullanarak, bu farklı yaş gruplarına gösterilen ilginin ve bu ilgi düzeyleri arasındaki farkın sebeplerini irdelemeye çalışacağız. Umarız faydalı olur.

 

Farklı yaş gruplarına canlı popülasyonları içerisinde değişen düzeylerde değer verilmesi, Evrimsel Biyoloji'nin açıklama gücünün sayısız örneğinden sadece bir tanesi; ancak özellikle bu konu, evrim açısından incelendiğinde ilgi çekici sonuçlara varılıyor. Çünkü sıklıkla tekrar ettiğimiz gibi bütün canlıların doğal varlık amaçları "hayatta kalmak" ve "üremek"tir. Dolayısıyla tüm canlıların özellikleri bu ikisini başarabilmeye en yakın olacak şekilde özelleşmiştir. Buna sadece fiziksel özellikler değil, davranışsal özellikler de dahildir. Unutmamak gerekir ki evrim bir uygunlaştırma (optimizasyon) sürecidir ve dolayısıyla tek yönlü incelenemez; organizmaları bir bütün olarak, çok çeşitli çevre şartlarına ve evrimsel baskılara bağlı olarak optimize edecek biçimde çalışır.

 

Toplum içerisindeki farklı yaş gruplarından canlıları korumak ve kollamak enerji gerektirdiği kadar riskli bir iştir de. Çünkü yetişkinler bu koruma işine harcayacakları enerjiyle kendi hayatta kalma mücadelelerini sürdürebilirler veya üreyebilirler. Ancak tabii ki her zaman "gözü kapalı bir şekilde" hayatta kalma ve üreme mücadelesi vermek avantajlı olmayabilir. Çoğu durumda enerjiyi, halihazırda elde bulunan bireyleri korumaya harcamak, genel olarak popülasyon içerisindeki uyum başarısını yüksek tutmak açısından avantajlı olacaktır. Çünkü örneğin bir yavru, zaten üretilmiş bir yavrudur ve artık bir başka yavruyu üretmeye çalışmak yerine, eldeki yavruyu korumak, bireyin kendi genlerini korumak açısından yaptığı önemli bir yatırımdır. Unutmamak gerekir ki eşeyli üreyen canlılarda yavrular, her bir ebeveynin genlerinin yarısını taşımaktadır; bu sebeple yavruyu korumak, kendi genlerini korumak gibidir (bkz: Akraba Seçilimi). Dolayısıyla, canlıların popülasyon ya da aile içerisindeki davranışları da bu hayatta kalmak ve üremek ile halihazırda var olan bireyleri korumak arasında bir denge kuracak biçimde; özellikle de "en az enerji harcayarak" gerçekleştirmeye yönelik olarak milyonlarca yıldır özelleşmektedir. 

 

Büyükbaba ve torunu...



Monogamik (tek eşli) canlıların büyük bir kısmı ile poligamik (çok eşli) canlıların bile geneli doğumdan sonra yavrularına bakmaktadır. Bu, aslında bireyin kendisine bir fayda sağlamaz ve hatta daha fazla üreyebilecekken, yavrusuna bakmakla zaman harcamasına sebep olmaktadır. Ancak evrimsel açıdan baktığımızda, bir ebeveynin yavrusunu geliştirmesi ve üreme çağına kadar hayatta tutabilmesi, aslında kendisinin dolaylı uyum başarısını (indirect fitness) arttırması demektir. Eğer yavrusu hayatta kalır ve ürerse, zaten kendisinde bulunan "başarılı" genleri bir nesil fazladan aktarabilmiş olacaktır ebeveyn. İşte tam olarak bu sebeple yavrular kollanır ve sevilir. 

 

Ancak üreme yaşını geçmiş bireyler, evrimsel ve doğal açıdan "işe yaramaz" olarak görülmektedirler. Bunu tırnak içerisinde ve italik olarak vurguluyoruz, çünkü aslında işe yaramazlık, evrimsel açıdandır. Daha doğru bir ifadesi "işini tamamlamış" olarak verilebilir. Çünkü ileri yaşlarına kadar ulaşmayı başarmış bir birey, hayatta kalmak konusunda çok başarılı olmuş ve muhtemelen üremiş demektir. Bir diğer deyişle, biyolojik var oluş amaçlarını yerine getirmiştir. Evrimsel açıdan artık görevi büyük oranda tamamlanmıştır. Büyük oranda diyoruz, çünkü aslında enerji optimizasyonu konusu, yaşlıların da çok önemli evrimsel görevler üstlenmesine neden olmuştur, buna az sonra geleceğiz. 


Doğaya baktığımızda çocukların kollanma ve korunmasına kıyasla, yaşlılar neredeyse hiç kollanmazlar ve korunmazlar. Bunun sebebi, artık görevini doldurmuş bir bireyi kollamanın gereksiz enerji kaybı olması ve baskın olarak içgüdü ile hareket eden canlılarda, bu tür bir kollamaya eğilimli olanların dezavantajlı konuma geçerek enerji sarfiyatından ötürü elenmesidir. Zaten birçok hayvanda ömür de, üreme yaşını geçtikten bir süre sonra sona ermektedir; dolayısıyla o bireyler için de kollanmıyor olmak çok büyük sorun teşkil etmez. Evrimsel süreçte bir canlının ömrü, neredeyse her zaman üreme çağına göre belirlenmektedir ve üremeden sonra, sosyal yapıda bulunan hayvanlar haricinde (nedenlerine geleceğiz) neredeyse hiçbir türde uzun bir yaşlılık periyodu görülmez. 


Bu durumu insanın biyolojik ve kültürel evriminde ayrı ayrı incelemek mümkündür. Gerçekten de, ilginç bir şekilde, bundan birkaç yüzyıl kadar öncesine kadar insanın ömrü 35-40 yaşlarına kadar sürmekteydi. Daha önceki atalarımızın ömrü daha bile kısa olabilmekteydi. Çünkü o zamanlarda üreme yaşımız yaklaşık olarak 20-25 idi ve bu yaştan sonra 15-20 yıl kadar yavruları kollayıp, hayata hazırlayıp, insanlar ölüyorlardı. Bu, diğer tüm türlerde de buna yakındır. Bu durum, insanın aslında sıradan bir hayvan türü olduğunu ve evrim süreci içerisinde bu şekilde farklılaşarak bazı yeni özellikler kazandığını (ancak halen bir hayvan türü olduğunu) göstermektedir. Öte yandan kültürel evrimin başlamasıyla birlikte, biyolojik evrimin sonuçları değişmeye başlamıştır. Örneğin bilim ve teknoloji sayesinde ömürlerimizi uzatmayı başardık ve bu sayede "yaşlılık" olarak tanımladığımız, dikkate değer bir zaman dilimi yaratmış olduk. Yani uzun ömürlerimize aldanmamalıyız, bunu biz, uzun uğraşlar sonucunda kazanabildik. Bu, diğer hayvanlarda da böyledir: koruma altında olan ve teknolojimizden faydalanabilen hayvanlar, vahşi yaşamdakilere göre daha uzun yaşarlar. Dolayısıyla, aslında türlerin ömür potansiyelinin evrimin tanımladığından daha uzun olduğunu; ancak vahşi yaşam içerisinde bu potansiyelin tümünün kullanılamadığını söyleyebiliriz. Bu da, evrimsel açıdan son derece mantıklıdır. Çünkü üremeyi başardıktan sonra yaptıklarımız, evrimsel açıdan pek fazla seçilip elenemez. Çünkü üremeyi bitirdikten sonra artık yaptıklarımız evrimsel açıdan önemsizdir. Üredikten hemen sonra ölmemiz ile 20 yıl sonra ölmemiz arasında evrim açısından bir fark yoktur (yine, sosyal türler haricinde). Bu nedenle evrim yaşlılık evresine pek fazla etki edemez ve belirleyici rol oynayamaz. Bu nedenle yaşlılık daha çok kaotik olarak evrimleşen, seçilim baskısı yerine daha çok genetik sürüklenme gibi evrimsel mekanizmaların etkisi altında şekillenen bir süreçtir. 

 

Doğada yaşlıların hayvanlarda değersiz olmasını, bir insan bireyi olarak üzülecek ya da moral bozulacak bir durum olarak görmemeliyiz. Çünkü biyolojik/evrimsel açıdan önemsiz bir olgu, kültürel evrim sonucu inşa ettiğimiz kültürümüz için anlamsız olmak zorunda değildir. Zaten değildir de; özellikle sosyal yapılı hayvanlarda yaşlıların iş bölümünde çok önemli görevleri olduğunu görmekteyiz. Ayrıca türümüz, hayatta kalma konusundaki yeteneklerini kültürel anlamda da son derece çeşitlendirmiş, kültür aracılığıyla baş döndürücü ve son derece önemli araçlar üretmiştir: din, sanat, müzik, felsefe, edebiyat ve daha nicesi... Dolayısıyla, toplumsal yapımız içerisinde her yaştan, her cinsiyetten insanın bir faydası bulunabilmekte, "yaşlı" olarak nitelenebilecek nice kişi de insanlığa ve genel olarak varlığımıza değer katmaktadır. Üstelik dediğimiz gibi, sosyal yapılı hayvanlarda yaşlıların doğrudan evrime katkı sağlayan, dolayısıyla biyolojik evrim açısından da kritik değere sahip olmalarını sağlayan görevleri bulunmaktadır. Bunları 2 ana başlıkta inceleyebiliriz:

 

1) Yaşlılar, kendilerini feda ederek torunlarına da bakmaktadırlar. Bunu birçok hayvan türünde görmekteyiz. Bu "dede/büyükanne şefkati" de yine evrimsel başarıyla ilgili bir davranış türüdür. Genellikle birçok primat türünde büyük ebeveynler, tıpkı ebeveynler gibi torunlarını (ebeveynlerin yavrularını) sever ve kollarlar. Bu sayede yavruların uyum başarısı artar. Bunun evrimsel avantaj sağlıyor olma sebebi, yaşlıların da tıpkı ebeveynlerin çocuklarında olduğu gibi torunları üzerinde ortak genleri bulunmasıdır. Bu oran, ebeveyn-yavru arasındaki gen benzerliğinin yarısı kadar olsa da, halen yüksek bir değerdir ve evrimsel açıdan çok önemlidir. Dolayısıyla torunlarını en fazla koruyabilen bireyler, kendi uyum başarılarını o denli arttırmış olurlar (çünkü genleri varlıklarını koruyabilir).


Yaşlıların korumacı ve fedakar tutumları özellikle sosyal böceklerde (fotoğraftaki termitler gibi veya karıncalarda, arılarda) detaylı olarak görülmektedir. Bazı yaşlı böcekler, yuvaya yapılan saldırılarda kendilerini feda ederek "öncü kuvvet" olmaktadırlar ve hatta kimi zaman "kamikaze saldırısı" olarak nitelendirebileceğimiz, kendilerinin ölmesi pahasına birçok saldırı unsurunu yok etmeyi hedefleyen davranışlar sergilemektedirler. 

 


2) Kültürel yapısı daha karmaşık ve daha fazla bilişsel kapasiteye dayanan primatlar gibi iri beyinli hayvanlarda yaşlılar "deneyim denizi" olarak iş görürler. Bu da bazı sosyal popülasyonlarda yaşlıların değerinin diğer türlere göre çok daha yüksek olmasına sebep olur. Çünkü yüksek zeka düzeyine sahip bu hayvanlar artık yoğun olarak içgüdülerle değil, algısal davranışlarla da hayatlarını sürdürürler. Dolayısıya deneyim, çok kritik bir avantaj haline gelmektedir. Genç bireyler çeşitli durumlar karşısında nasıl davranmaları gerektiğini bilemeyebilirler; bu durumda yaşlılar yol gösterici olmaktadır ve Grup Seçilimi özelinde baktığımızda, gruplarında bir miktar yaşlı ve deneyimli bireyler bulunanlar, diğer sosyal gruplara göre avantajlı hale geçecektirler. Örneğin şempanzelerde, tehlikeli bir durum karşısında dişiler ortamda alfa erkeği varsa onu, yoksa tüm popülasyon en yaşlının davranışlarını takip eder. İnsan türünde de, kuzenlerimizden farksız olarak yaşlılar her zaman deneyimli ve birikimli bireyler olarak görülürler. Dolayısıyla onların değeri bu gibi sosyal toplumlarımızda çok daha uzun sürelidir. 

 

Sosyal toplum yapısına sahip türlerde yaşlılar çok daha büyük öneme sahiptirler.



Umarız açıklayıcı olmuştur. Konuyla ilgili olarak şuradaki makalemiz de okunabilir.


Sevgilerimizle.

 

Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum