"İnsanlar neden uçamaz?" vb. sorulara cevap! "Trade-off" nedir? Evrimsel açıdan "hayatta kalmak" ne demektir?

Yazdır "İnsanlar neden uçamaz?" vb. sorulara cevap! "Trade-off" nedir? Evrimsel açıdan "hayatta kalmak" ne demektir?

Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti:

 

 

"Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak 'neden' oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek, memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne, baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının, beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak, hukuk, adalet, sevgi, şefkat ,vicdan.. gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)"

 

 

Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz. Daha doğrusu iki kademeli bir cevap... İkisinin de içeriği önemli olduğu için, bu şekilde bir cevap vereceğiz:

 

 

 

 Sayın Bersin İnan,

 

Çok güzel bir noktaya parmak bastığınızı belirterek konuya girmek istiyorum. Açıkçası bu sorunun gelmesinin sebebinin, hayat amaçlarımızı tam olarak anlayamamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Biraz açayım:

 

Dünya üzerindeki bilinen bütün canlıların 2 ana amacı vardır: Hayatta kalmak ve üremek. Ancak bunlara bu kadar yüzeysel bakmak çok doğru değildir. Çünkü "hayatta kalmak" da, "üremek" de son derece kapsamlı kavramlardır ve aslında bu kelimeler altında pek çok anlam yatmaktadır. Dolayısıyla bu arka planda kalan anlamların açıklanmasında fayda vardır.

 

İlkinden başlayalım: "Hayatta kalmak". Eğer bu olguya yüzeysel bakılırsa, "Pençelerin, keskin dişlerin, vb. gelişimi yeterlidir." diyerek kestirip atılabilir. Ancak hiçbir evrim, kolay başarılan bir durum değildir. Hatta Biyoloji'de biz bir canlının evrim geçirmekle geçirmemek arasındaki "tercih durumu"na (aslında bilinçli bir tercih değildir, doğa evrime zorlar; canlının iki seçeneği vardır: Değişmek veya yok olmak) "trade-off" diyoruz. Pek çok bilimde kullanılan bu tabiri Biyolojik anlamıyla kısaca şöyle özetleyebiliriz: Bir canlı, evrim geçirmekle yok olmak arasındaki "zorunlu kararını", evrim geçirdiği takdirde kazanacağı "ödül" ile evrim geçirmek için harcayacağı enerji ve emek toplamının kıyaslaması sonucunda alır. Yani bir canlının yok olmak yerine evrim geçirmeyi tercih etmesinin arkasında yatan sebep, evrim sonucunda alınacak ödülün, evrim geçirmek için harcanacak enerji ve emeğe değmesi ve ondan kat kat fazla olması gerekliliğidir. Bu sayede şu soruya da cevap verilebilir: "İnsanlar neden uçmuyorlar, madem evrim hep iyiye doğru evrimleştiriyor?" Bu soruda bir hata, bir de az önceki açıklamaya dayalı cevap vardır. Hata, evrimin yönüyle ilgilidir. Evrimin bir yönü yoktur, o anda doğa neyi gerektiriyorsa, onu sağlamak üzerine bir baskı vardır. Cevap ise şudur: Çünkü insanların uçmaya ihtiyacı yok. Evet, bu belki iyi olabilirdi ancak bunu geliştirmek için harcayacağımız enerji ve vereceğimiz emek, karşılığında alacağımız ödüle asla değmez. Bu sebeple de, buna eğilimi olan insanlar varsa bile, doğa onları eler. Tabii burada insan örneğinin komik durduğunu hatırlamakta fayda var. Ancak aynı örneği filler için düşünürseniz, daha güzel bir örnek olabilir. 

 

Şimdi, konumuza geri dönecek olursak, "hayatta kalmak" kavramına yüzeysel bakmamız gerektiğinden ve "trade-off" kavramından bahsettik. Bunun sebebi, şu noktayı açıklamaktır: Bir canlının bir özelliği evrimleştirmesi, onun bütün sistemini ekleyebilecektir, yani bir bütün olarak organizmayı etkileyebilecektir. Bir örnekle açıklayalım:

 

Bir ayının pençesinin ilk evrimleştiği ya da gittikçe güçlendiği bir durumu düşünelim. Bu evrim sırasında var olan ayı popülasyonundaki ayıların morfolojik ve hatta biyokimyasal yapıları, var olan sistemlerini destekleyecek şekilde evrimleşmiştir. Yani "daha güçlü", "daha sıkı", "daha gelişmiş" bir pençeyi destekleyecek şekilde değil... Dolayısıyla, eğer ki ayının pençeleri güçlenecekse, adım adım kemik yapısı, tendon yapısı, kasların dizilimi ve miktarı, iskelet yapısı, bu iskelete bağlı olarak dolaşım ve sinir sisteminin konumu, beynin bu güçlü pençelere yönelik durumu ve hatta daha güçlü pençelerden dolayı; denge merkezleri, diğer uzuvların çalışma biçimleri, diğer uzuvlara düşen yük miktarı, vb. değişecek ve yeni duruma göre evrimleşmeleri gerekecektir. İşte bu sebeple, ilk bakışta son derece sıradan gözüken bir evrimsel basamak, arkasında devasa değişimleri barındırabilir. Aslında "türleşme"nin kökeninde yatan olgulardan biri budur, ancak bu bir diğer yazımızın konusu olsun.

 

Uzun lafın kısası, "hayatta kalmak", küçük değişimlere bağlı zincirleme büyük değişimleri gerektirir. Bu sebeple de, her canlı, her özelliği evrimleştiremez. Bu evrime gerçekten ihtiyacı olması ve bunu yapabilecek gücü olması gerekir. Tabii bu noktada şunun altını kalın çizgilerle çizelim: Burada her ne kadar evrim sanki bireylerin üzerinde gerçekleşiyor gibi anlatıyorsak da, evrim genel olarak popülasyonun tümünde, ancak bireylerin değişimlerinin kolektif etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu noktayı atlamamak ve anlamak çok önemlidir.

 

Umarız açıklayıcı olmuştur. 

 

Sorunuza verdiğimiz ikinci cevaba aşağıdan ulaşabilirsiniz:

 

http://www.evrimagaci.org/soru-cevap/acima-ve-sefkat-bireye-zarar-verdigi-halde-neden-evrimlesmistir-evrimsel-acidan-uremek-ne

 

Saygılarımızla.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)

 

Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe'nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz:

 

Ayrıca evrimin birikimli bir şekilde süreğen hal aldığını bilmek gerekir. Birikimsiz bir gelişim sürecinde her türlü değişim beklenebilir iken, birikimli bir seçilim süreci bazı durumları mekanik olarak engeller. Örneğin zürafaların beyinden çıkan, boğazdan aşağıya inen, sonra kalp dolaylarından inen ve aynı yolu geri yukarı çıkarak gırtlağa ulaşan ses sinirlerinin bu durumu, birikimli seçilimle açıklanabilir. Fakat hazır bu konuya girmişken "marjinal maliyet" durumunu da açıklamam gerekiyor. Marjinal maliyet, anlık bir durum için yapılan harcamalar diye tanımlanabilir. Zürafanın siniri örneği ile birleştirirsek marjinal maliyet bize şu sonucu verir: Evrimsel süreç içinde uzayan boyna bağlı olarak baş gövdeden ayrı durmaya başlamaktadır; fakat bu uzaman uzun zaman sürecinde gerçekleşir.

 

Sonuçta "canlı cimridir" ilkesi (:D) uyarınca canlının en az maliyetli olan işi yapmasını bekleriz. Bu da "ilerde uzunca bir yol oluşturabilecek sinirin" yolunu değiştirmeni değil, halihazırda bulunan yolu uzatmasını gerektiriyor. Yani canlı marjinal düşünüyor; anlık maliyet hangi durumda en azsa o yolu seçiyor; ister uzun ister kısa. Değerli bir bilim adamı şöyle demiştir: "Doğa olağanüstü bir lehimcidir, tanrısal bir yaratım ustası değil".

 

Sonuç olarak şunlara ulaştır:

1.Canlı cimridir.

2.Marjinal maliyeti düşük olan değişimler doğal seçilim tarafından seçilir.

3.Doğal seçilim birikimli gerçekleşir; eski değişimler tamamıyla silinmez.

4.Bu da karmaşık sinir yollarına, gereksiz yerden dolanmış testislere, gerçek başparmağı varken bileğini çıkıntısını parmak gibi kullanan pandalara neden olur

Temel sonuç: Doğa mükemmel değilken bile en iyisidir.

 


6 Yorum