III. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu'ndan İzlenimler, Düşünceler ve Açıklamalar

Yazdır III. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu

Merhaba arkadaşlar,

 

Belki birçoğunuzun bildiği üzere, 17-18 Aralık 2011 tarihinde, Boğaziçi Üniversitesi Uçaksavar Kampüsü Garanti Kültür Merkezi'nde, Üniversiteler Konseyi Derneği tarafından birçok değerli akademisyen, Prof. Dr. Richard Dawkins (telekonferans) ve Türkiye'nin dört bir yanından sayısız bilim meraklısı ve öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen, III. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu adı altında bir sempozyum düzenlendi. Bu etkinliğe Evrim Ağacı olarak biz de davet edildik ve gerçekten son derece başarılı olan etkinlikten büyük bir mutluluk ile ayrıldık. 

 

Bu yazmızda, etkinliğe katılamayan okurlarımız için bazı izlenimlerimizi aktarmakla birlikte, özellikle sempozyumun son gününde 16.30-18.00 saatleri arasında düzenlenen Evrimsel Biyoloji ile ilgilenen öğrenci topluluklarına yönelik forumda yaşanan bazı konuşmalarla ilgili açıklamalarda bulunmak istiyoruz. Çünkü garip bir şekilde, tamamen bilim ve halk için bilim yapılması gerektiğini savunan bireyler olarak, güya halkın, hele ki "ezilen halkın" savunuculuğunu yaptığını iddia edenler tarafından garip bir şekilde yanlış anlaşıldık, çarpıtıldık ve yüzümüze söylen(e)meyen birçok söz işittik. Bunları olgunlukla ve anlayışla karşılıyoruz ve kendimizin yanlış aktardığı bazı noktalar olabilir endişesiyle, yer ve zaman kaygısı olmadan bir kere daha bunlara değinmek istiyoruz. Ancak önce izlenimler...

 

 

Etkinliğe Dair Bazı İzlenimler

 

Öncelikle düzenlenen etkinliğin son derece profesyonelce organize edildiğini belirtmekte fayda var. Elbette ki her etkinlikte olan bazı aksilikler burada da yaşandı, bu gayet normaldir ve bunların eleştirilmesi, ne yazık ki bir nevi "sarkastik" olarak "Murphy Kanunları" diye adlandırdığımız vakalardan ötürü pek yapıcı olamamaktadır ve ne kadar iyi hazırlanılırsa hazırlanılsın bu hatalar olabilmektedir. Dolayısıyla bu ufak tefek, önemsiz noktaları atlayacağız. 

 

Etkinlik organizatörleri son derece başarılı bir şekilde her şehir dışından gelen grup için bir sorumlu atamışlar ve bizleri İstanbul'da indiğimiz bir noktadan bu kişiler karşıladılar (yeri gelmişken, kendi yol göstericimiz olan ve desteğini etkinlik boyunca bizden esirgemeyen Sn. Sedat Şevik'e sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz). Hemen etkinlik alanına giderek (tabii İstanbul için "hemen" kelimesi ne anlam ifade ediyorsa, o kadar hızlı) sunumları izlemeye başladık. Salona Türkiye'nin dört bir yanından insanlar gelmişti ve adeta ana salon "taşmaktaydı". Bu da ince bir şekilde düşünülerek, birkaç salona birden canlı görüntü aktarımı yapılarak salon kapasitesi arttırılmış. Ne yazık ki ülkemizde böyle dev organizasyonlar için, dev salonlar bulunmadığı için, bu yöntem son derece kullanışlıydı ve organizatörler başarıyla üstesinden gelmişler. Salonlarda sürekli bulunan etkinlik görevlileri de, organizasyondaki görev alan insanların sayısını bizlere göstermekteydi (ki bu da harika bir olaydır).

 

Sunumlara tek tek değinmemizin hiçbir yolu yok, çünkü her biri birbirinden harikaydı. Ancak şunu söyleyebiliriz ki, konsept olarak 20 dakikalık sunumlardan oluşan ve bloklar halinde yapılmış sunumlar programı son derece başarılı işledi. Elbette saatlerde kaymalar oldu (hocaların vakitlerini ayarlayamaması ve bazı diğer olağan aksiliklerden ötürü), ancak 20 dakikalık sunumlar kimsenin sıkılmamasını sağladı. Bu, bir etkinlikte sağlanması gereken en önemli noktalardan biridir diye düşünüyoruz. Türkiye'nin dört bir yanından akademisyenlerimiz, birbirinden çeşitli konulardaki nokta atışı şeklindeki sunumlarını başarıyla gerçekleştirdiler ve şahsi olarak bizleri defalarca hayretler içerisinde bırakan konulara değindiler.

 

Organizasyon birçok açıdan bu sebeplerle son derece başarılıydı. Hatta ekip olarak teknik bir sıkıntı yaşadığımızı hiç sanmıyoruz. Bütün ekip güleryüzlü ve yardımseverdi, bol bol sohbet imkanımız oldu ve hatta ülkemizde sıklıkla duyulan, Richard Dawkins'in de bolca konu edindiği ve bilim dışı saçmalıklarından bahsettii bazı ilginç şahısların adamları ("uşak" kelimesi daha uygundur belki de), akıllarısıra bizden laf almaya bile çalıştılar. Neyse ki etkinlik organizatörleri bunu da başarılı bir şekilde savuşturmayı bildiler (zira ilginç bir şekilde biz karşımızdakinin bilim dışı bir propagandacı olduğunun farkına bile varamadık).

 

Her neyse, sonuç olarak son derece başarılı bir sunumlar dizisi ve organizasyon izledik. Sizlere en ciddi tavsiyemiz, bu etkinliğin ve benzerlerinin gelecek yıllardaki organizasyonlarına mutlaka ama mutlaka katılmanızdır. Çünkü arada duyacağınız ufacık bir cümle bile, kafanızdaki soru işaretlerinin kökünden silinmesini sağlayabilir. Ya da en azından size fikirler sağlayarak geleceğinize, hayata bakış açınıza yön verecektir. Mümkün olduğunca bu tip bilimsel etkinliklere katılınız.

 

 

Richard Dawkins ve İlk Ciddi Türkiye Teması

 

Her ne kadar birbirinden değerli akademisyenlerimiz, son derece ilgi çekici konularda sunumlar yapmış olsalar da, katılımcıların çoğunun büyük bir heyecanla beklediği isim Richard Dawkins'in telekonferansla katılacağı 45 dakikalık oturumdu. Biz de, Richard Dawkins'e bilimsel açıdan hak ettiği değerden fazlasını vermemekle birlikte, elbette ki bu oturum konusunda heyecanlıydık. 

 

Ufak tefek teknik aksaklıklardan sonra, yine organizatörlerin hızlı ve yapıcı müdahalesi ile sorun çözüldü ve Dawkins bizlere sunumunu aktarmaya başladı. Tabii ki bu oturum, Richard Dawkins gibi Evrimsel Biyoloji (ve ne yazık ki din/dinsizlik konularında) bu kadar sükse yapmış ve son derece başarılı bir ismin Türkiye'ye bilgi taşıması konusunda büyük önem arz etmekteydi.

 

Sunum gayet güzeldi; ancak Dawkins, üzücü bir şekilde konuşmasının %90'ından fazlasını daha önceki yaptığı konuşmalardan ve çok büyük oranda da kitaplarındaki cümlelerin birebir alınmasından oluşturmuştu. Öyle ki, bazı kısımlar kitaplarındaki paragraflarla benzerlik değil, eşlik göstermekteydi. Tahmin ediyoruz ki bunu, Türkiye'de bilimsel taraflarıyla pek de bilinmediğini sanarak yapmıştı; ancak kendisini yakından bilenler için biraz ezber bir konuşma oldu; zaten kendisi de sürekli olarak elindeki kağıttan konuşmasını okudu. Bu tabii ki organizasyondan değil, Dawkins'in Türkiye hakkındaki talihsiz düşüncelerinden kaynaklanmaktadır ve yapacak pek de bir şey yoktur.

 

[Bu noktada bu yazımıza gelen yorumlardan birini ekleme gerekliliği görmekteyiz. Sayın İstem Fer'in yazısı şöyle:

 

Dawkins kaç kişinin konuşmasını dinlediğinden haberdar edildi ve ilgili fotoğraflar kendisine iletildi merak etmeyin. Kendisinin ne kadar büyük bir merakla takip edildiğinin farkında. Bu minvalde bir konuşma yapmasını biz rica ettik kendisinden. Ayrıca maalesef simultane çeviri imkanı sağlayamadığımız, dönüşümlü çeviriyle de konuşmaların pek akıcı gerçekleşmediğini tecrübeyle bildiğimizden metnini önceden alıp çevirmekte bulduk çözümü. Yani konuşmasını kağıttan okuması da biraz bu metne bağlı kalmak zorunda olmasından ötürüydü. Özetle Dawkins'in Türkiye ile ilgili talihsiz düşünceleri konusunda bir nebze içinizi rahatlatmak isterim. Bu ayrıntılı değerlendirme yazısı için elinize, İstanbul'a kadar geldiğiniz için de ayağınıza sağlık.]

 

Ancak bizlerin burada gördüğü üzücü bir eksikliğe yer vermemizde fayda görüyoruz: Yukarıda da değindiğimiz talihsiz düşüncelerinin kırılmasının en önemli yolu, Dawkins'in Türkiye'de kendisini heyecanla takip eden yüzlerce, binlerce insanın bulunduğunu görmesi olacaktır. Ancak ne yazık ki (tahmin ediyoruz ki teknik aksaklıklardan ötürü), Dawkins bizi göremedi ve duyamadı (ya da duydu veya gördüyse lütfen bizi düzeltin). Bu da bizlerin onu sanki bir kayıttan izliyormuşuz izlenimine kapılmamıza sebep oldu. Keşke o da bizi görebilseydi ve Türkiye hakkındaki fikirlerinin değişimine katkımız olabilseydi. Yine de, buna rağmen, Dawkins'i bu etkinliğe telekonferans yoluyla da olsa dahil etmek dahiyane bir düşüncedir ve bizler için çok büyük bir başarıdır. Umuyoruz ki devamı da gelecektir. 

 

Dawkins birçok konuya değindi ve Türkiye'yi de az çok bu konularına dahil etti. Konuşmasının ayrıntılarına girmeyeceğiz, zira organizatörler ayrıntılı videoları en kısa sürede paylaşacaklardır, yanlış bir aktarımda bulunmak istemeyiz.

 

 

Etkinlik Sonrası Öğrenciler Oturumu

 

İşte bizim asıl açıklamalarda bulunmak istediğimiz nokta burasıdır, çünkü çok ciddi bir şekilde yanlış anlaşıldığımızı düşünüyoruz. 

 

Etkinliğin Düzenleme Kurulu'nda bulunan arkadaşlarımızdan sevgili Ezgi Altınışık, bizlere bir süre öncesinden telefonla ulaşarak etkinlik sonrasında Türkiye'nin dört bir yanından gelen Evrimsel Biyoloji grupları ve öğrencileri ile özel bir toplantı yapılacağından ve bir dayanışma sağlanması gerektiğinden bahsetti. Biz de, Evrim Ağacı'nın kurulma sebeplerinin başında gelen maddelerden biri olarak Türkiye'deki Evrimsel Biyoloji topluluklarını bir dayanışma platformu çerçevesinde buluşturmak fikrimizden ötürü bu oturumu heyecanla bekledik ve sonuna kadar destekledik. Gerçekten de etkinliğin son gününde, son oturumlardan sonra toplanıldı ve böyle bir toplantı gerçekleşti.

 

İlk olarak Hacettepe Üniversitesi'nden bir arkadaşımız (isimleri hatırlamakta güçlük çekiyoruz, çok özür dileriz) kürsüye çıkarak etkinlikler düzenlerken çektikleri sıkıntılardan, öğrenci toplulukları arasındaki kopukluklardan ve benzeri sorunlardan bahsederek dayanışma çağrısında bulundu. Oldukça net bir konuşmaydı bize kalırsa. Sonrasında biz çıkarak kürsüden kendimizi arkadaşlarımıza tanıttık ve bazı açıklamalarda bulunduk. Ancak bu açıklamalardan bazıları öyle yerlere çekilmiş, öyle önyargılar ve kulaktan dolma bilgilerle bütünleşmiş ki, oturum sırasında ve sonrasında duyduklarımız bizi hayrete düşürdü.

 

İlk olarak, Evrim Ağacı olarak yaptığımız birkaç işe değindik (en önemlisi olarak Uluslararası Evrim Konferansları serisine değinmeyi unuttuk mesela) ve bu noktada bir açıklamada bulunduk: ODTÜ'de, gerek yönetim açısından, gerekse de öğrenciler açısından Evrimsel Biyoloji ile ilgili etkinlik düzenlemek konusunda hiçbir sıkıntı çekmiyoruz. Açıklamamız aynen bu yöndeydi. Maddi destek bulamamaktan pek bahsetmesek de sonradan bir diğer arkadaşımız söz alarak buna değindi zaten. Ancak ekonomik durumlar göz önüne alındığında anlaşılır hale gelen maddi destekler haricinde, ODTÜ'de gerçekten de Evrim konusunda hiçbir baskı yaşamıyoruz, yaşamadık ve orada da dediğimiz gibi yaşatmayız da. Bunlarda, bazı arkadaşlarımızın yaftaladığı gibi "elitist" bir tutum değil, "realist" bir tutum görmekteyiz. Dileyen olursa "kontrollü deney" yapabiliriz elbette, ODTÜ'de Evrim'in (ya da herhangi bir bilim dalının) baskılanması, sansürlenmesi konusunda. ODTÜ öğrencisi, akademsiyeni ve hatta personelinin bu konudaki tutumu açık ve nettir; herkes de bilir. Dediğimiz gibi bu realist bir yaklaşımdır, elitist değil (tabii ODTÜ konusunda bazı anlamsız kıskançlıkları, asılsız önyargıları, vb. bulunan kişiler bu sözleri farklı yönlere çekerek rahatsız olabilirler; ancak bizim gerek sayfamızda, gerek günlük yaşantımızda Türkiye'deki her üniversiteye eşit saygıyı gösterdiğimizi, bizi üniversite tartışmasına çekmeye çalışan okurlarımız da gayet iyi bilirler).

 

İkinci olarak sahnede şöyle bir cümle kullandık: ODTÜ, "Evrim'in Kalesi"dir desek herhalde yanlış olmaz. Oldukça temkinli bir şekilde söylediğimiz bu sözü yine bazı kimseler evirip çevirip ODTÜ'yü karalamak amacıyla kullanmışlar, kulağımıza ulaştı (ve salonda da laf çarpıtıldı bolca). Şöyle söylesek herhalde daha mutlu olacaktı arkadaşlarımız: ODTÜ, Evrim'in Kaleleri'nden biridir. Peki, böyle olsun; eğer ilk cümle sizler için ne demek istediğimiz anlaşılmayacak kadar karmaşık ve süslü tabiriyle "elitist" ise, sizin istediğiniz şekilde söyleyelim. Dediğimiz gibi, biz elitist falan değiliz, realistiz. Gördüğümüzü, deneyimlediğimizi söylemekteyiz. Buna karşı olan biri varsa, iddiamızı çürütmeyi elbette deneyebilir; bilim bu şekilde işler. Ancak isteyen olursa, Evrim'in kalelerinden birinin ODTÜ olduğunu ispatlayacak onlarca delil sunabiliriz. 

 

Öte yandan elbette birçok üniversite Evrimsel Biyoloji'nin haklarını ve gerçekliğini önemle savunmaktadır, bu gurur vericidir. Hacettepe Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi gibi şu anda aklımıza gelmeyen sayısız üniversite bunu başarıyla yapmaktadır. Bu okullardaki akademisyenlerimizin çalışmaları bile, Türkiye'deki tanınırlıkları bile buna yetecektir. Biz, Türkiye'de bilimi savunan her üniversite, her akademisyen, her öğrenci; kısaca her insan ile gurur duyarız, sonuna kadar da destek oluruz. Sanki kurulduğumuzdan beri yaptığımız bu değilmiş gibi lanse edenler, çabalarımıza hakaret etmektedirler. 

 

Bir diğer açıklamamız, Türkiye'deki Evrimsel Biyoloji ile ilgilenen toplulukların bir arada toplanacağı bir platform kurulması ve bununla ilgili ilk toplantının ODTÜ'de yapılması istemi üzerineydi. Bu cümlemizden sonra salondaki bazı kimseler bir anda bizi "elitist" olmakla, "halk için bilim üretmemekle" ve hatta "bilim dışı olmak" ile suçladılar. Biz mi yanlış anladık, bilemiyoruz ama bu cümlenin, bir öğrenci grubunu ODTÜ'ye davet etmenin nesi elitist, nesi art niyetli, anlamış değiliz. Davet etmekle hata mı ettik? Sanıyoruz ki bazı hararetli, pek de bilim savunucusu olmayan kimseler bu hareketimizi "Tüm toplulukları Evrim Ağacı adı ve çatısı altında birleştirmek istemi" olarak anladı. Asla böyle bir amacımız olmadı, olmayacak da. Evrim Ağacı bizim yuvamızdır ve böylesine büyüterek diğer isimleri gölgelemesini asla istemeyiz. Eğer ki bugün sizler gelip de "Buyrun, bu grubun başını siz çekin." deseniz, yine de asla isim olarak kendi adımızı önermeyiz bu platforma. Biz her zaman okurlarımızı, takipçilerimizi, destekçilerimizi çalışmalarımızın içine dahil etme taraftarı olduk, her zaman bunu destekledik ve her zaman fikir sorduk. Dolayısıyla asla bencil bir davranış içerisinde olacağımız beklenemez. Hakkımızdaki bu iddiaları üzüntü ve hayretle reddediyoruz.

 

Bizim konuşmamızdan sonra 5-6 farklı öğrenci topluluğundan temsilciler kürsüye çıkıp sorunlarını anlattılar, çok güzel noktalara değinip, endişelerinden bahsettiler. Bizlerden destek isteyenler de oldu. Yeri gelmişken, bizlerden destek isteyenlere açık çağrımızdır: Bize ulaşınız. Evrim Ağacı olarak, Evrim hakkında çalışma yapmak isteyen herkese, elimizden gelen her türlü desteği gözümüz kapalı vermeye hazırız. Bunu da belirtelim.

 

İşler, salonda topluluk adına söz almayan birkaç isme mikrofonun verilmesiyle, onların konuşmaya başlamasıyla daha ilginç bir hal aldı. Ekibimizden bir diğer arkadaşımız söz alarak, kendisinden önceki konuşmacıların siyasi içerikli bazı söylemlerinden endişelerini dile getirdi. Bilim ile siyasetin birbirine karıştırılmaması gerektiğini söyledi. İşte bu argümandan sonra, salondaki bazı siyaset tutkunları öfkeyle karışık bazı açıklamalarda bulundular. Bizi "apolitik" olmakla, "siyaset yapılmaması gerektiğini savunmak" ile suçladılar. Yukarıdaki cümleden bunların ikisinden birini çıkarabilen bir arkadaşımız varsa, lütfen bize de nasıl çıkardığını aktarsın; ya da o günkü konuşmacılar bize ulaşarak görüşlerini aktarsınlar. Belki atladığımız bir şeyler vardır. Zira bu konuşmadan sonra yapılan yorumların tamamı "kızıl bayrak", "yumruk olmak", "örgütlü mücadele" anahtar kelimeleri ve kalıpları üzerinden döndü. Evrimsel Biyoloji ile ilgili bir toplantıda, belirli siyasi çevrelerle özdeşleşmiş bu kalıpların vurgulanarak kullanılması, işte yukarıdaki açıklamamızı yapmamızın temel sebebidir. Aslında yapılan açıklamalar, yukarıdaki argümanımızı destekler niteliktedir.

 

Siyaseti elbette ki bir bilim dalıdır; ancak biraz ilginç bir bilim dalıdır. Burada çok ayrıntısına girerek bir tartışma yaratmak istemeyiz elbette; ancak siyaset de, tıpkı Evrimsel Biyoloji gibi herkesin ağzına düşebildiği için, duyguların işin içine çok sık katıldığı bir bilim dalıdır. Genellikle siyaset bilimciler bile çizgilerini kaybederek, duygularına yenik düşebilirler. Çoğu zaman hitabeti güçlü olan kimseler, konuşmaları sırasında adeta kendilerinden geçerek "amaca ulaşmak" yolunda duygularını ortaya çıkarabilirler. Siyaset biliminde amaç biraz "çevre koşullarını tanımlayıp onlara göre hareket etmek", biraz da "çevre koşullarını kendinize göre değiştirebilmek"ten geçmektedir. Bunlar, ne yazık ki duyguların esir alabileceği, çok riskli noktalardır. Duygularına yenik düşmeden siyaset bilimiyle uğraşabilenleri elbette ayrı tutuyoruz. Ancak burada değinmek istediğimiz tek ve son nokta şudur ve bu nokta, bizim endişelerimizi anlatmaya yetecektir (tabii ki anlamak isteyene): Siyaseti bilime dahil etmek, iç içe yaşatmak isteyenler, "insanı içeren her hareketin siyaset olduğu" söyleminden yola çıkanlar, gerçekten duygusuz (kötü anlamda kullanılmamıştır), tarafsız ve bilimsel metodu önder alan bir bilim ile mi uğraşmaktadırlar; yoksa geçmişten ve bugünden gelen, duyguların esiri olmuş ve siyaseti bir araç değil amaç olarak kullanan bir çizgide mi söylemlerde bulunmaktadırlar? Herkesi, bu soruyu kendisine sorarak üzerinde düşünmeye davet ediyoruz. 

 

Siyaset-bilim ile ilgili kendi görüşümüze ve herhangi bir platform ya da diğer topluluktan bağımsız olarak, çizgimizden ayrılmadan izleyeceğimiz düşüncelerimize kısaca gelirsek: Biz asla apolitik olmayı desteklemiyoruz ya da bireylerin siyaset yapmasının gerekliliğini yermiyoruz, göz ardı etmiyoruz. Elbette ki, bunu isteyen her birey siyaset yapmakta özgürdür ve yapmalıdır da. Bu şekilde toplum şekillenecek ve yönlenecektir. Ne var ki, bu siyasetimize bilimin gerçeklerini, kuramlarını alet edecek olursak; evrenimiz içerisindeki gerçekleri ortaya çıkarma amacımızı, siyaseti amaçlaştırarak bilimi bu yolda bir araç haline getirirsek, işte yukarıda değindiğimiz endişeler ve duygulara yenik düşen zihniyetler ortaya çıkacaktır. Bu, Evrim Ağacı'nın kabul edemeyeceği kadar tehlikeli bir durumdur ve biz bu şekilde bir tutumun her zaman karşısında olacağız.

 

Siyasileri, siyaseti, iktidarı, muhalefeti ve benzerlerini eleştirmek için tartışmalara bilimi alet etmek ile bilimi özgürleştirmek amacıyla siyaset yapmak arasında çok ciddi bir fark vardır. Gördüğümüz kadarıyla kimi arkadaşlarımız bu farkın ayırdında değillerdir. Tabii ki onların hayat görüşüdür; saygı duyarız. Bize göre, bilim tamamen özgür olmalı ve duyguları, şahsi düşünceleri işin içerisine dahil edebilecek her türlü unsurdan arındırılmış olmalıdır. Eğer ki bir birey salt ve tarafsız siyaset yapabilecekse, o zaman elbette bilim ile siyaset iç içe olabilecektir (siyasi ideolojiler bilimsel olarak ele alınacaksa örneğin). Ancak bunun haricinde, savunulan herhangi bir ideolojinin (bunun sağ, sol, merkez, komünizm, faşizm, kapitalizm, sosyalizm, liberalizm, ne olduğu fark etmez) bilimi gölgelemeye başlaması, siyasi alandaki duyguların bilimin içerisine karışmaya başlaması, bilimsel tarafsızlık ilkesinin ihlali ile sonuçlanacaktır. Dolayısıyla belki attığımız her adım siyasi içerik taşıyor olabilir teorik olarak; ancak düşüncelerimiz siyasi içerik taşımak zorunda değildir. Biz, düşünen ve düşünerek iş yapan bireyler olarak, nerede taraflı siyaseti bırakıp, nerede tarafsız bilim, tarafsız siyaseti uygulayabileceğimizi bilecek kadar olgun insanlarız diye düşünüyoruz. Her şeyi sorgulamayı "dikte eden" ve güvenilirliğini doğrulanabilirliğinden değil, yanlışlanabilirliğinden alan bilimin, taraflı bir siyaset anlayışıyla kirlenmesinin, şahsi düşünceler bütünü olarak insanların dinleriyle ya da hayat felsefeleriyle kirlenmesi kadar tehlikeli olduğunu düşünüyoruz. Arkadaşlarımızı dikkatli olmaya çağırmamız bu yüzdendir. Yoksa herhangi bir siyasi/siyaset karşıtı görüşümüzden değil (ki ODTÜ'den gelen insanları "siyaset dışı" ya da "siyaset karşıtı" olarak nitelemek ne derece akla yatkındır, bu da ODTÜ tarihi ve bugününün vereceği bir cevaptır).

 

Bu sebeple kimse, Evrim Ağacı'ndan bilimi siyasete alet eden organizasyonlara destek olmasını beklemesin, rica ederiz. Sizin için önemsiz olabilir bu desteğimiz; ancak biz yine de söylemek, belirtmek istedik. Zaten bu tartışmalar sonrasında bize söz alma zamanı ne yazık ki kalmamasına rağmen, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. sınıf öğrencilerinden çok sevgili Sabri Şirolu'nun açıklamalarıyla, ne demek istediğimiz biraz daha netleştirilmeye çalışıldı. İlginç bir şekilde, bu arkadaşımızın da "Kesin ODTÜlüdür bu." denilerek küçümsendiğini duyduk ve insanların yıkılmaz önyargıları karşısında bir defa da üzüntü ve hayret hissettik. Biz buradan Sn. Sabri Şirolu'na teşekkürü borç biliriz.

 

Ve bir kez daha söylüyoruz: Bizim halka yönelik bilimsel çalışmalar yapmadığımızı söylemek, Evrim Ağacı'nda görev alan birçok insanın, sayısız emeğine umarsızca hakaret etmektir. Herkesi söylediği sözlere ve ürettiği argümanlarında dikkatli ve anlayışlı olmaya davet ediyoru, sağduyuyu tekrar tekrar rica ediyoruz. Birkaç dakikalığına Evrim Ağacı içerisinde yer almış biri bile, bizim çalışmalarımızın temel mantığının halkın bilinçlendirilmesine dayandığını görecektir. Dolayısıyla "elitist", "sınıfçı", "hiyerarşi destekçisi" gibi ithamlarla bizi karalamaya çalışmak, kendinizi ufaltmak olacaktır. Şiddetle karşısında durduğunuz "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan" insanlarla aynı kefeye konmanıza sebep olacaktır. Bunu kimse istemez, sanıyoruz ki.

 

 

Toparlayıcı Bir Sonuç

 

Sonuç olarak, bu ufak atışmalara rağmen etkinlik her açıdan harikaydı. Bu ufak atışmalar elbette olacaktır, karşılıklı fikirler çarpışacaktır ve yeni, daha iyi sonuçlar doğacaktır. Biz kimseye kırgın, küskün, önyargılı, öfkeli değiliz, olmadık, olmayız da. Biraz yukarıda yakınmış gibi bir ağızdan yazdık, aslında öyle bir durum da yok. Bu eleştiriler önemlidir bizler için, ne bizi yıldırır bunlar, ne de üzülür bozuluruz. Evrim Ağacı her zaman çizgisini koruyarak, Genel Sayfa Kuralları'mızda belirttiğimiz maddeleri uygulayacak ve yoluna devam edecektir. Evrim Ağacı ne olursa olsun çalışmalarını sürdürmeye devam edecektir. Bu yolda bize destek olacak, bize bir şeyler katabilecek, bizden bir şeyler almak isteyen herkese kapımız ardına kadar açıktır. Etkinliğin sonunda da aslında bundan fazlasını söylemedik.

 

2 günün tamamında bilim dışı herhangi bir tartışmayı ağırbaşlılıkla ve incelikle görmezden gelen ve bilime tutunan bir etkinliğin sonunda, sanıyoruz ki tüm Türkiye için çok önemli adımlar atıldı. Biz, bu güzel etkinliklerinden ötürü Üniversite Konseyleri Derneği'ni yürekten kutluyoruz. Ayrıca katılım gösteren Evrim Karşıtı'ndan, Evrim destekçisine herkesi tebrik ediyoruz; bu bile büyük bir adımdır bireyler için.

 

Ve yine kurulabilecek bir öğrenciler birliğine ithafen son söz olarak şunları söylemek istiyoruz: Hepimiz aynı yöne bakarken, sırf lokal bazı farklı düşüncelerden ötürü birbirimizi zedelemek, biz bilim insanlarına ve bilim insanı adaylarına yakışmamaktadır. Söylemler arkasında art niyet, kötü bir düşünce aramak ve daha bunu ilk toplantımızdan yapmak, gelecekteki ilişkilerimizi zedeleyebilecektir ki biz bunu kesinlikle istemeyiz. Dolayısıyla herkesi biraz daha sağduyuya, desteğe ve şahsi düşüncelerden arınmış, tarafsız, bilimsel bakış açısına davet ediyoruz. Bizi anlayan anlamayan, destekleyen desteklemeyen herkese katkılarından ötürü teşekkür ederiz.

 

Bir diğer güzel etkinlikte buluşmak ümidiyle.

ÇMB (Evrim Ağacı)

 

 

---

 

Arkadaşlar konuya bu noktada gelen bir eleştiri yazısını ve verdiğimiz cevabı, Evrim Ağacı'nın siyaset hakkındaki görüşünü sizlerle paylaşmak adına buraya koymak istiyorum. Eleştiri yazısı, daha doğrusu düşüncelerinin aktarıldığı yazı, Sn. Zelal Özgür Durmuş'tan geldi ve şu şekilde:

 

Merhabalar,

 

Sempozyum ardından yazdığınız eleştiriyi okudum ve sempozyuma dair olumlu, umutlu ayrılmanıza ÜKD olarak sevindiğimizi söylemek isterim. Program sonundaki forumun nasıl geçtiğini bilmiyorum sadece burada yazılanlar üzerinden birkaç konuda fikrimi belirtmek istedim umarım dış kapının mandalı olarak algılanmam.

 

Evrimsel biyoloji ile ilgilenen topluluklar platformu düşüncesinin, bizce çok iyi bir fikir olduğunu söylemeliyim. Ülkemizde hem bu alanda akademik çalışma yapılması hem de bilimsel düşüncenin topluma nüfuz edebilmesi için kanallar yaratılması önemlidir. Bunu için yıllardır birçok insan bir araya gelerek farklı çalışmalarla, bu olumsuz zeminde alan açmaya çalışıyor. Ne mutlu ki bir birikimimiz var (evrim konusunda 2000lerin başı gerçekten iç açıcı değildi) ve daha fazlası için daha çok bir arada olmalı daha yeni işlere yoğunlaşmalıyız. Tek başına, tek bir grup olarak yürümeyi tercih etmek bilim karşıtlarının organize gücünü hafifsemek olur gibi geliyor bana. Çeşitli okullardaki küçük öbekler mi olunacak yoksa bir kule mi inşa edilecek, önemli bir sorudur. 

 

Bir diğer nokta, bu grubun işler yapmasının yanında şimdiden de gördüğümüz kadarıyla çeşitli tartışmaların yürüyeceği bir platform haline de gelebileceğidir. Karşıt olmak için değil daha iyisi için eleştirmek umarım şiarınız olur. Yalnız tartışmaların zenginleşmesi, çeşitlenmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Yani bilim siyaset ilişkisi kenarından geçeceğiniz bir konu olamaz, ama burada da kalamaz. Bilim politikaları, bilim felsefesi, bilim tarihi ve bağlı olarak ülke tarihi vs. Çok mu? Öğrenmekten ve öğrendiklerimizi uygulamaktan başka ne sorumluluğumuz var ki? Biz zaten bunlardan haz almıyor muyuz? 

 

Yukarıda saydığım başlıkları önemsiyorum çünkü okuduğum yazıda eleştirilmesi gereken, bence yıllarca bu ülkedeki ve dünyadaki bazı bilim insanlarının düşündüğü ve söylediği kimi yanlarıyla sorunlu bakış açısının temel çelişkisini taşıyor. Bilimsel ürün kişisel midir, nesnel midir? Burada bir labda dizilim çıkaran birinden bahsetmiyorum ki onun bu işi kime, ne için yaptığı önemlidir ama kastım şimdilik bu değil. Kuramsal üretimden bahsediyorum. Yüz yıllarca Galileo gibi birinin ortaya çıkmamasını onun sahip olduğu üstün cesaret ve akla mı bahşedeceğiz? Kahramanlar mı arıyoruz Holivud gibi yoksa insanlığın yarattığı ve yaratabileceği potansiyelin nesnel zeminini mi arıyoruz?

 

Bilim insanının ürünleri yaşadığı çağın koşullarıyla belirlenir. Dolayısıyla sahip olduğu bir düşünce sistematiği, kavramlar seti yani bir ideolojisi (farkında olsun olmasın) vardır. Ve bilimsel ürünler bu alt yapının üzerine şekillenir. Bilimsel ürünler/bilgi nesnel değil tarihseldir. Değişir, gelişir tam da bu nedenle bağımsız değildir. Hayatın çok fazla kompartımanlara ayrılmış olduğunu düşünmüyorum. Bir biriyle etkileşimli birbirini üreten ve birbirinin ürünü olan birçok dalın sarmaşık oluşturması gibi geliyor bana. 

 

Bence siyasetle de böyle bir ilişki vardır. Siyaseti hiç kimse sadece kendisi için yapmaz; bundan para kazanabilir, bundan tatmin olabilir ama bir grubun çıkarları için yapılır, taraf tutulur. Bu açıdan sevimsiz gelebilir ki insanlık bir gün bu araçtan umarım kurtulacak. 

 

Anlamaya dair yürütülen felsefenin, insanı kurtarmaya dair yapılan siyasetin ve iktisadi gelişmelerin birleştiği bir düşünce akımı var. Kişiler üzerine kilitlenmeden bu çerçevenin nasıl bir içeriğe sahip olduğuna bakılabilir. Çünkü bilim aslında bir yöntemdir, toplum yasalarını bilimsel olarak kavramaya çalışabiliriz. Toplumsal hareketliliği nesnel olarak yönlendiren insanlardan bahsedemesek de bu hareketliliği yaratan nesnel zemini anlayabiliriz. Bu zemini anlamamız şahsi etkinlik alanımızı (bizim için bilim) özgürleştirmemiz için de olanak yaratacaktır. “Siyasileri, siyaseti, iktidarı, muhalefeti ve benzerlerini eleştirmek için tartışmalara bilimi alet etmek ile bilimi özgürleştirmek amacıyla siyaset yapmak” buna katılıyorum ama bilim bir insan etkinliği ise bu insanın özgürleşmesiyle ilintili bir süreçtir diye düşünüyorum. Yaptığımız işler soyut bir hizmet aşkı değilse neden bilimsel bir teori bu kadar karşıt yaratıyor ve bunlar kimler, bu sorular da cevaplanmalıdır. 

 

Zelal Özgür Durmuş

 

Evrim Ağacı olarak kendisine verdiğimiz şahsi cevap şu şekilde:

 

Merhabalar,

 

Görüşleriniz için teşekkür ederim. Asla, kimseyi dış kapı mandalı olarak görmeyiz, görmem, bu konuda bir endişeniz olmasın, rica ederim. 

 

Yazınız çok önemli noktalara değiniyor ve birçoğuna zaten katılıyorum. Ancak hala anlaşılmayan ve ısrarla ıskalanan nokta, ancak yazınızın sonunda gelip katıldığınızı belirttiğiniz noktadır. Zaten biz bu nokta üzerinden çıkarak tüm argümanlarımızı oluşturmaktayız. 

 

Bizim endişemiz siyaset yapılması değildir! Bunu kızgınlıkla değil, kararlılıkla söylemekteyim, o yüzden ünlem işaretini tercih ettim. Sosyal bir hayvan türü olarak insan, sosyokültürel yapısı içerisinde, toplumsal yapısını incelemek ve şekillendirmek amacıyla birkaç orjinal yapı geliştirmiştir ki bunlardan biri siyasi ideolojiler olarak sınıflandırılabilir. Burada çok derin girmek istemiyorum ama siyasi ideolojilerin her birine, ayrı ayrı baktığınızda, temelinde doğanın bir özelliğini temsil ettiğini görürsünüz. Yani aslında hiçbir ideoloji insan tarafından var edilmez, hepsi doğamızın bir parçasını yansıtır. Bu da son derece doğaldır; zira süslü evlerde, kalabalık şehirlerde yaşıyor olmamız, hala bir hayvan türü olduğumuz, hala hayvanların özelliklerine sahip olduğumuz ve asla (en azından çok uzun yıllar süresince) değişmeyecek birçok hayvanlara özgü davranışlarımızın olmasındandır. Bunlar, artık tartışılmayacak kadar ortalıkta olan; tartışanların ise sadece "hayvan olma fikri"nden hoşlanmamalarından ötürü bu konuları gündeme getirdikleri gerçeklerdir.

 

Dolayısıyla, insanların siyaset yapmasından daha doğal bir şey göremiyorum. Elbette, siyasete bulaşmadan ve hatta siyaset hakkında hiçbir tarafı/görüşü/fikri olmayan (ki bunun pratikte mümkün olduğunu sanmıyorum) insanlar vardır. Açıkçası ben ilk gruba girmekteyim ve belki de siyasete aşkla bağlı insanlar için garip ama önemli bir model oluşturuyorumdur, bunu sizin takdirinize bırakıyorum.

 

Öncelikle apolitikliğin pratik olanaksızlığını ele alayım kısaca: Bana kalırsa apolitizm, sadece teorik bir olgudur (tabii apolitikliği "hiçbir siyasi ideolojiye sahip olmama" olarak ele alıyorsak). Her insanın mutlaka hayat hakkında belirli bir görüşü vardır (bu görüş dinamik olarak değişiyor olabilir) ve dolayısıyla çok büyük ihtimalle daha önceden veya günümüzde var olan bir ideolojiyle bu görüşü uyuşmaktadır. Ya da görüşü, birden fazla ideolojinin bir harmanı olabilir. En "kötü" ihtimalle ise görüşü yeni bir siyasi ideoloji olabilir. Sonuç olarak hiçbir insan apolitik değildir, sadece hangi siyasi görüşe sahip olduğunu bilmiyor ya da açık etmiyordur. Bu kişilere doğru sorular sorup, dürüst cevaplar isterseniz, kolaylıkla (veya belki zorlukla) hangi ideolojiye ait olduğunu, hangi ideolojiye sahip olduğunu görebilirsiniz. İşte bu durum, toplantıda sıklıkla vurgulanıp sanki bir mesaj verilmeye çalışıyormuş izlenimi verdiren "insanın yaptığı her hareket siyasidir" kavramından ötürüdür. Ancak orada insanlar, garip bir şekilde, bu sözden yola çıkarak "bilim ve siyaset birdir" imajı yaratmaya çalıştılar. Bizi rahatsız eden buydu, az sonra geleceğim.

 

İkinci olarak ise politikaya (siyasete) karışmayan insanlardan biri olarak kendimden örnek vereyim. Bu noktadan "İnsanın yaptığı her hareket siyasidir." lafı biraz bocalamaktadır. Çünkü 11 seneyi aşkın süredir Evrimsel Biyoloji ve bilim ile ilgilenmekteyim, aralıklarla siyasete karıştığım da oldu ancak hiçbir zaman bilimi siyaset, siyaseti bilim için kullanmadım. Şu anda da bazı siyasi görüşlerim var, kendimi hiçbir siyasi görüşe doğrudan bağlı hissetmiyorum, kendime göre bir harmanım var ve bu görüşlerim kendi hayat deneyimlerim sırasında edinildi. Ancak 11 senedir yaptığım çalışmaların hiçbirine bu görüşlerimi dahil ettim ve hatta bu çizgimden sapmaya başladığımı fark ettiğim an kendime engel oldum. Bazı orjinal siyasi hareketlerin içerisine girdim ve burada Türkiye çapında, Ulusal Bilim Koordinatörlüğü ile uğraştım; ancak sonrasında bireylerin bilimden çok siyasi bir portre çizmesinden ötürü bu işi bırakmaya karar verdim. Çünkü benim işim siyaset değil, bilimdir.

 

Buna rağmen, bazı insanların sandığının ya da umduğunun aksine, binlerce insana ulaşabildim, ulaşmaktayım ve ulaşacağım. İnsanlar, garip bir şekilde bir şeyleri değiştirmenin tek yolunun "siyaset" olduğunu sanmaktalar. Bu belki de onlara dikte edilen görüştür, bilemiyorum. Ancak işte benim ve benim gibi insanların yaptıkları, bunun doğru olmadığını, kafalarda yaratılacak değişimlerin en sert siyasi ortamlarda bile yapılabileceğini göstermektedir. Benim yaptıklarım bile, başlı başına bir "siyasettir" belki ama anlamanızı istediğim nokta da bu zaten: Biz, siyasete karşı değiliz!

 

O zaman neye karşıyız? Hemen açıklayayım: Yukarıda dedim ya, "bir şeyleri değiştirmenin tek yolu siyaset değil" diye. İşte bu görüşe hiddetle karşı çıkanların bilimsel olduklarını iddia etmelerine karşıyız. Yine eksik ya da yanlış anlaşılmamak adına bunu açacağım: 

 

Siyaset, yukarıda dediğim gibi yapılmalıdır, yapılmak zorundadır. Bunu, şu anda aklıma gelen, iki ana şekilde yapabilirsiniz:

 

1) Duyguların Egemenliğinde: Siyaset, duyguların kontrolü ele geçirmesine çok müsait bir alandır. Çünkü özneldir ve her bir kişinin siyasi görüşü farklı olabilir. Hatta aynı siyasi görüşü paylaştıkları düşünülen insanların görüşleri bile birbirinden oldukça farklı olabilir. Bu da siyasetin kendisini değil ama "siyasetin uygulanışını" bilim dışı yapmaktadır. Bunu siyaseti karalamak için değil, bir gerçeği göstermek için söylüyorum. Siyaset bir bilimdir; ancak siyaset uygulamaları bir bilim değildir. Marx'ın incelenmesi bilimsel yöntemlerle yapılabilir; ancak sosyalizmin insanlar üzerinde uygulanması bir bilim değildir. Zira devletler veya en azından belli bir ideolojiyi uygulayan kurumlar insanların sosyal yapıları içerisinde var ettikleri bir düzenektir ve mutlaka birilerine hizmet edecektir. Bu bağlamda demokrasinin, "hangi kitleye hizmet edecek siyasi ideolojinin seçilmesi" olduğunu düşünüyorum. Churchill'in değindiği gibi, bu yöntem berbat bir yöntem ama elimizde olan en iyisi de bu.

 

Her neyse, sonuç olarak bir ideolojinin savunulmasında ya da belirli bir şekilde uygulanmasında çok kolaylıkla bilimsel tarafsızlıktan ayrılınabilir ve kolayca duyguların egemenliğine yenik düşülebilir. Marx'a olan hayranlık, Smith'e olan öfke, bilmem kime olan kıskançlık, vb. duygular bir bilimin incelenmesini dahi etkileyebilir; ancak daha etkili olarak, bir düşüncenin savunulmasının tarafsızlığını etkileyecektir. 

 

2) Mantığın Egemenliğinde: Bu kişiler belli bir siyasi görüşe sahip olsalar da, o görüşü savunurken ayakları yere basan, karşı tarafa hak vermeyi bilen, herhangi bir dış unsurla kendi görüşünü karıştırmayan kimselerdir. Bu tıpkı çok iyi bir hakemin işini yapmasına benzer. Hakemin elbette tuttuğu bir takım vardır; ancak işini iyi yapmak istiyorsa, tamamen tarafsız olmalı ve çok dikkatli adımlar atmalıdır. Zamanında Collina, bu özelliklerinden ötürü Dünya'nın en iyi hakemi olarak görülmekteydi. Şu anda kimdir, bilemiyorum.

 

Bu şekilde mantık egemenliğinde siyaset yapabilmenin de iki yolunu görüyorum:

 

2-1) Yüksek İradeye Sahip Olmak: Belli bir ideolojiye ne kadar bağlı olursak olalım, yüksek bir iradeye sahipsek ve çok güçlü bir karakterimiz varsa, gerekli ortamlarda bu görüşlerimizi sessizleştirmeyi bilir, etrafımızdakileri dinler, onların düşüncelerini değerlendirir, kendi düşünce süzgecimizden geçirir ve bilimsel bir sonuca ulaşmaya çalışırız. Karşı tarafa kendi düşüncelerimizi dikte etmeyiz. Bu çok güzel bir özelliktir bana kalırsa, ancak sayıca pek az insan bunu uygulayabilir. Çoğunlukla siyasette değil belki ama siyasetin uygulanması ve tartışılmasında, tüm diğer öznel alanlarda olduğu gibi duygular ağır basacaktır. (Örneğin din konusunda bu kategoride görüyorum kendimi. Belli bir dine/dinsizliğe sahip olmama rağmen, kimi zaman zorlanarak da olsa, hiçbir zaman işime dinimi/dinsizliğimi karıştırmıyorum, karıştırmamaya çalışıyorum. Bu da, dürüst olayım, kendimle ilgili gurur duyduğum özelliklerimden biridir).

 

2-2) Siyasete İlgisiz Olma: Ben bu kategoriye giriyorum sanırım. Siyasete belli bir ilgi duymadığım için "tek yumruk olma", "örgütlü mücadeleye girme", "alanlara dökülme" naraları atarak bir bilim toplantısını belli başlı siyasi ideolojilerle bütünleşmiş görüşlerin propagandasının koktuğu bir ortama dönüştürmeyi uygun görmüyorum. Elbette bu, kişilerin kendi görüşüdür. Diyorum ya, siyaset bilimseldir belki ama siyaseti taşıyan insanların hayat görüşleri bilimsel olmak zorunda değildir. Bana kalırsa yukarıda bahsettiğim yaklaşım, siyasete duyulan güçlü duyguların kendisini dışavurmasından kaynaklanır. Şahsen ben, dediğim gibi bazı siyasi görüşlere sahip olmakla birlikte, bunların uygulanması konusunda hırslı olmadığım için, çalışmalarımda asla siyasi görüşlerim kendini dışavurmamakta. Belki de birçok insanın güvenini kazanmamda bu özelliğim de etkili oldu. Tabii dinimi/dinsizliğimi işe alet etmememle birlikte...

 

İşte tüm bu açıklamaları bir özete bağlayacak olursak, karşımıza şu çıkıyor: Kişi, bilim yapmadığı zamanlarda diniyle, siyasi görüşleriyle ilgilenebilir. Kişi, bilim yapmadığı zamanlarda meydanlara dökülüp, tek bir yumruk halinde, var olan ya da olabilecek siyasi mevcudiyete karşı hareket yürütebilir. Kişi, bilim yapmadığı zamanlarda meclise çıkıp "Hayır!" diyebilir ya da belli şekillerde yol gösterebilir. Tabii bunların her biri "bilimsel bir hayat görüşü dahilinde" yapılabilir (bu, kişinin davranış ve düşünceleriyle ilgilidir); ancak "bilim ile" yapılmamalıdır. İşte kaygımız tam olarak bu noktadadır.

 

Kişi, siyasi (ve hatta dini) ideolojisini sergilemek ve savunmak için bilimi kendisine alet ediniyorsa, bu hatalıdır. Bilim, hiçbir siyasi ideolojiye ait değildir! Ait olacaksa, hangisine ait olacaktır? Örneğin Evrimsel Biyoloji'yi bir siyasete dahil edeceksek, hangisine edeceğiz, hangisinde alet olarak kullanacağız? Doğal Seçilim'i merkez aldığı için kapitalist bir düşünceye mi? Sosyal hayvanların ve dayanışmanın üstün özelliklerini gösterdiği için sosyalizme mi? Yapay Seçilim'in gücünü gözler önüne serdiği için faşizme mi? Soliter (tek başına) yaşayan ve hiçbir boyunduruk altında, hiçbir avcısı olmayan canlıların doğaya karşı koymadaki başarısını gösterdiği için anarşizme mi? Altruistik (özgeci) davranışların ve fedakarlığın, kısaca başkasının hayatına değer vermenin önemini gösterdiği için demokratik, hümanist bir görüşe mi? Yoksa doğada memeli harici hayvanların tümü altuistik davranışlar sergilemeden de başarılı olabildikleri için bencil, kendini ön plana çıkaran bir sisteme mi?

 

Cevap: Hiçbirine. Siyasi ideolojiler, hiçbir bilim dalı ile özdeşleştirilemez, özdeşleştirilmemelidir! Bizim savunduğumuz budur. Yoksa yeri gelir, uygun görürüz, biz de isteyenlerle sokağa dökülür, biz de hükümete tepkimizi koyar, biz de baskılara karşı direniriz. Ancak buna asla "Yaşasın Marx! Çünkü Evrim doğru." gibi abartılı olarak lanse edeceğim bir düşünce ile yaklaşmayız. Ya da "Yaşasın Adam Smith'in haklı üstünlüğü, yaşasın Doğal Seçilim'in gücü!" şeklinde yanaşmayız.

 

Bitiriyorum: Elbette siyaset yapılacak, yapılmalıdır da. Ancak burada, eğer ki bir bilimsel platform kurulacaksa, bu platformun bir dini, bir siyasi görüşü, bir tarafı olmamalıdır. Bir dini olacaksa bu "Evren'in güzelliklerine duyulan hayranlık", bir siyaseti olacaksa bu "İnsan olmanın hak ve değerlerine duyulan saygı", bir tarafı olacaksa bu "bilimsel tarafsızlık" olmalıdır. Bunlar haricine çıktığını sezdiğimiz bir harekete, Evrim Ağacı olarak destek olacağımızı sanmıyoruz ve bunu asla çocukça bir inat ile değil, bilime olan saygımız ve yöntemlere olan kuşkuculuğumuzdan ötürü söylüyoruz. 

 

Görüşlerimi umarım bu defa doğru aktarabilmişimdir. Elbette karşı çıkabilinecek birçok nokta olacaktır; ancak bunların öznel görüşler bazından öteye geçmeyeceğini sanıyorum. Herkesi mutlu etmenin olanaksızlığının farkındayım (demokrasi bu yüzden zayıf bir sistemdir); ancak Evrim Ağacı olarak tartışma konusuna yönelik görüşlerimiz bu şekildedir ve işte bu görüşümüzden dolayı, demokratik çerçevede, bu görüşlere karşı gelebilecek bir harekete "Hayır." oyu kullanmayı tercih ediyoruz.

 

Buraya kadar zahmet verip okuduğun ve bana görüşlerini geri yazacağını düşündüğüm için şimdiden çok teşekkür ederim.

 

Kendine iyi bak. 

 

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum