Genlerin Değişimi Nasıl Olur ve Evrim Buna Bağlı Olarak Nasıl Gerçekleşir?

Yazdır Genlerin Değişimi Nasıl Olur ve Evrim Buna Bağlı Olarak Nasıl Gerçekleşir?

Sayfamız okurlarından Sayın Cemil Kaya bize şöyle bir soru yöneltti:

 

evrimin dna lar yoluyla aktarıyoruz ve evrim boyunca genlerimiz değişiyo.peki genlerimiz dış dünyayı nasıl algılayabiliyor ve değişmesi gerektiğine karar veriyor.bunun üzerinde beynin etkisi nedir???? vakit ayırırsanız çok sevinirim...

 

Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle:

 

Sayın Cemil Kaya,

 

Güzel yorumlarınız için öncelikle teşekkür ederiz, sizlerin destekleri sayesinde güçlüyüz biz. :) Hemen sorunuzun cevabına geçelim:

 

İlk olarak bazı kavramsal düzeltmeler yapmak istiyorum: "Evrim'in aktarımı" şeklinde bir kullanım doğru değildir. Doğru kullanım şudur: "Genetik materyalin aktarımı". Evrim, bu aktarım süreci boyunca gerçekleşen birikimli değişimin genel adıdır. Ancak sizin de kastınızın "genetik meteryalin aktarımı" olduğunu düşünüyoruz, DNA'dan bahsetmeniz bunu gösteriyor.

 

Önemli nokta şu: Genlerimiz dış dünyayı "algılamıyor". Zira sizi oluşturan her şey ama her şey, baktığınızda "cansız" diyeceğiniz ve gerçekten de cansız olan atomlar ve moleküllerdir. Bunların farklı birleşimleri sonucu karbonhidratlar, yağlar, proteinler, vb. oluşur. Bunların toplamına ve bunlar arasındaki toptan ilişkiye ise biz "canlılık" diyoruz. Halbuki "canlı" ve "cansız" diye bir kavram aslında yoktur. Ama bu işin çok farklı bir boyutu olduğu ve ayrı bir notu hak ettiği için bu noktayı atlıyorum. Burada bilmeniz gereken, genlerimizin ya da herhangi bir başka yapı taşımızın çevreyi ve ortamı algılaMAdığıdır.

 

Peki bu değişim nasıl gerçekleşiyor? Şöyle: Mutasyonlar veya crossing-over, transpozonal sıçramalar ve benzeri rastlantısal olaylar sonucu genlerimiz sürekli olarak ve matematiksel bir rastlantısallık dahilinde değişmektedir. Veri olarak, sadece mutasyonlar, günde ortalama 10.000 kere gerçekleşmektedir, tek bir insanda. Bunlara mayoz sırasında meydana gelen crossing-over'daki genetik değişimleri, her an meydana gelebilecek olan transpozonal sıçramaları, vs. de eklemek gerekir. İşte bunların sonucunda, bir türe ait pek çok farklı çeşit meydana gelir. İnsanların hiçbirinin birbirine benzememesi bundandır. Aslında hayvanların tümü içinde, pek çok farklılık vardır, sadece bunları bizim gözümüz alışık olmadığı için göremeyiz. Tıpkı Çinli olmayanlar "Çinlilerin hepsi aynı!" iddiası gibi. Aslında Çinliler de -örneğin- Türklerin hepsini birbirine benzetir ya da Almanların... Bunun sebebi, onların içerisinde yaşamamamız veya basitçe Çinli olmamamızdır. Benzer şekilde, ahtapotlar ya da güvercinler arasındaki fiziksel farklılıkları da bir bakışta görmemiz zordur; ancak ehli veya çabalayan bir göz bunu görebilecektir.

 

İşte bu rastgele meydana gelen saysız varyant (çeşit) doğa karşısında bir nevi sınava tabidir. Çünkü bu çeşitlilik genellikle rastgele meydana gelmektedir. Ancak doğa koşulları belirli anlar dahilinde, belirgindir. Örneğin şu anda, normal şartlar altında, 20 kilogram olarak meydana gelen bir köpek yavrusu, sezaryenle müdahale edilmediği sürece ölecektir, çünkü annesinin karnından çıkamaz. Yani embriyolojik gelişim sırasında, gebelik sürecinin sonundaki kiloyu kontrol eden veya bu özellik üzerinde etkisi olan genlerin rastlantısal değişimi, 20 kg.'lık bir yavruyu meydana getirebilir; ancak bu yavru doğada elenir. Ya da kısa boylu zürafalar dallara uzanamaz veya kolay çiftleşemez (dişiler uzun boyluları seçmektedir) ve bu yüzden er ya da geç elenirler. Örnekler sonsuz sayıda arttırılabilir.

 

Bu sebepten ötürü, rastgele meydana gelmiş olan varyantlardan bir kısmı, doğaya adapte olamadıkları için elenirler. Elenmek, ölmek ya da üreyememek şeklinde görülebilir. Bunlardan birinin meydana gelmesi, kendisindeki bu çeşitliliği var eden genlerin yavrulara aktarılamaması demektir (çünkü bu "zayıf" birey ölür ya da üreyemez). Böylece o "çeşit", yok olur. Öte yandan, genlerindeki çeşitlilikten dolayı doğal ortama daha çok adapte olacak şekilde var olan bir bireyin genleri onun hayatta kalmasına veya üremesine katkı sağlar. Böylece o değişmiş gen daha çok yavruya aktarılır.

 

Bu şekilde birikimli bir ilerleme meydana gelir ve nesiller sonunda, popülasyonlarda sürekli olarak (ortam koşullarının değişmediği varsayılırsa) belirli bir yöne doğru bir gen birikimi oluşur. İşte Evrim, budur. Çünkü belirli bir nesil sonunda, artık canlılar o kadar çok değişir ki (çünkü Evrim -örneğin- zürafanın sadece boynu üzerinde değil, vücudundaki hemen her olgu üzerinde farklı şekillerde etkilidir ve bu etkilerin toplamı göz önüne alınmalıdır) bir süre sonra bu genlerin birikimi sonucu değişen bireyler, atalarıyla (incelediğimiz popülasyonun ilk baştaki bireyleriyle) çiftleşememeye başlarlar; çünkü üreme mekanizmaları da değişmetkedir. Buna biz "türleşme" diyoruz.

 

Uzun lafın kısası, genler "değişmeleri gerektiğini anlamıyor"lar. Genler, rastlantısal olarak değişiyorlar. Daha sonra bu değişim, doğada "test ediliyor". Eğer ki değişim canlıya fayda sağlıyorsa, gelecek nesillere daha çok aktarılabiliyor ve birikiyor. Eğer ki gen zararlıysa, canlı eleniyor ve o gen aktarılamıyor, birikemiyor. Evrim de bu şekilde, her zaman o andaki ortama en adapte olabilmiş bireylerin hayatta kalmaları ve üremeleriyle çok dağınık bir patika üzerinde ilerliyor. Bu bağlamda, beynin son derece sıradan bir organ olduğunu ve genler üzerinde hiçbir etkisi olmadığının açık olduğunu düşünüyorum.

 

Umarız açıklayıcı olmuştur.

 

En içten saygılarımızla.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum