Evrimsel Süreç - 3: 'Ara Tür' Nedir? Evrimleşen Bireyler Midir, Popülasyonlar Mı? Bir Türün 'İlk Bireyi' Var Mıdır?

Yazdır Evrimsel Süreç - 3:

Arkadaşlar merhaba,

 

Bu yazı dizimiz, özellikle de bu notumuz gerçekten çok çok önemli ve belki de "ara tür" ve genel olarak Evrim Kuramı'na ilgi duyan herkesin adından daha iyi bilmesi gereken bir not. Çünkü bu kavram, bilim dışı kaynaklar tarafından o kadar lakayıt ve bayağı bir hale getirildi ki, insanımız neredeyse bilime güvenmek yerine bu adamların ağzının içerisine bakar oldu. Bu sebeple Evrim Ağacı olarak onlara prim vermemek adına, bu saçmalığa bir son vermenin zamanının geldiğine karar verdik.

 

Bu yazı dizimizde, ayrıntısıyla onlarca, hatta yüzlerce "ara tür"e değineceğiz. Ancak önce şunu sormalıyız:

 

 

Evrimleşen Kimdir? Bireyler Mi, Popülasyonlar Mı?

 

Pek çok insan, Evrim Kuramı hakkında ileri geri bir dolu laf etmesine rağmen, bu kavrama dair en ufak bir fikri yok ya da sahip olduğu fikirler bilimsel kaynaklardan değil bazı kendini bilmez bilim düşmanlarının sitelerinden ibaret olmaktadır. Kimdir ki bu farklı tıp fakültelerinden aynı psikolojik tanıyı almış biri, Dünya çapında 2000'den fazla üniversitede, yüz binlerce akademisyenin çalışmalarını ve ömürlerini adayarak yaptıkları işleri hiçe saymaktadır? Ve bunun peşinden giden insanlar kendilerini ne sanmaktadırlar ki, bilimin ve gerçek bilim insanlarının söyledikleri yerine, Stephen Jay Gould gibi büyük bir Evrimsel Biyologu bile öldükten sonra yazılarını çarpıtarak adeta "Evrim karşıtı" yapan bir manipülatörün sözleri ve dayanaksız, hiçbir bilimsel değeri olmayan ve kabul görmeyen müsveddeleriyle bilim dünyasına meydan okumaktadırlar?

 

Biz, Evrim Ağacı olarak bu kişilere sayfamızda elbette geçit vermemekteyiz ve bu bilim düşmanlarının adını bile anarak onlara prim vermeyiz. Ancak yine de, okurumuz olup da bu konuda kafası karışanlar için bu yazı dizimiz her şeyi sonuna kadar aydınlatacaktır. Öncelikle, başlığımızda yer alan sorulara cevaplar verelim.

 

Aslında hazırladığımız buradaki ve şuradaki iki fotoğraf, bütün olayı özetlemektedir, öncelikle onu okumanızda fayda var.

 

Bu fotoğrafta da görüldüğü gibi, Evrim, son derece yavaş gelişen bir süreçtir ve evrimleşen canlılar tek tek bireyler değil, genel olarak popülasyonlardır. Yani fotoğraftaki her bir harfi, kendisinden bir sonra gelenin ebeveyni, kendisinden bir önce gelenin ise yavrusu olarak düşünebilirsiniz. Fotoğraftaki yazı, bir bireyin tekil, bireysel ömrünü modellememektedir! Tam tersine bu fotoğraf, bir türün çok uzun yıllar içerisindeki nesillerini modellemektedir. Dolayısıyla her bir harf atlandığında, bir nesil atlanmış olmaktadır; yeni yavrular doğurulmuş, yeni bir birey meydana gelmiştir. Aslında bu yazıda modellenemeyen durum çeşitlilik ve seçilimdir. Bu yazıdaki alegorik değişim, sadece başarılı olanların göz önüne alınmasından oluşur. Aslında her bir ebeveyn, yani harf, kendisinden sonra gelen bir "harf topluluğunu" (yavru bireyleri) oluşturur ve bu harflerin (yavruların) genetik yapılanmadan ötürü her birinin farklı bir uyum başarısı (fitness) bulunacaktır. Bu yavrulardan sadece bazıları  bulunulan ortamda hayatta kalabilecek kadar başarılı olabileceklerdir. Yani burada görülen harfler, sadece bu "yeni doğan" harfler topluluğundan bulunulan ortama en adapte olup da hayatta kalabilenleri temsil etmektedir. Diğer harfler (bir harf bir nesli temsil ediyorsa, aynı nesle ait diğer bireyler) bu betimlemede görülmemektedir. İşte bu şekilde, doğan her harf topluluğundan sadece belli bir genetik kombinasyona sahip olanların hayatta kalması sonucunda nesiller içerisinde belirli yönlerde tür içi değişimler olur. İşte bu nesiller içerisinde olan değişimlere Evrim demekteyiz.

 

Bu, gerçekten anlaşılması gereken en önemli noktalardan biridir. Hiçbir zaman, bireysel olarak bir insansı (ya da günümüz modern insanı öncesi herhangi bir tür), birdenbire, olduğu gibi insana dönüşmemiştir. Hiçbir zaman tek bir kurbağa evrim geçirip başka bir canlıya dönüşmeyecektir. Evrim, tek tek bireylerin bazı özellikleri açısından Doğal Seçilim (ve diğer seçilim mekanizmaları) ile zamanla elenmeleri sonucunda, genel olarak popülasyonların belirli ve genellikle önceden saptanılamaz yönlere doğru değişmeleridir. Çünkü bir birey, belirli bir genetik materyale sahip olarak, anne ve babasından farklı bir birey olarak doğar. Tür olarak aynı türdür; ancak özellikleri açısından farklılık göstermektedir. Bu farklı ve kendisine has özellikler, doğa karşısında sınava tabi tutulur ve başarılı olursa, kendisi de üreyebilecektir. Böylece kendisindeki genetik malzemeyi yavrularına aktaracaktır. Ancak eğer kendisindeki genetik kombinasyon sonucu edindiği özellikleri, o anda bulunduğu çevredeki hayatta kalma ve üreme başarısını olumsuz etkileyecek olursa, genlerini gelecek nesillere aktaramayacak ve elenecektir. Böylece sadece belirli bir ortama en uygun olan genlerin aktarımı, uygunsuzluğa sebep olan genlerin elenmesiyle, sürekli bir devinim, birikim, gelişim olmaktadır. Çevre değiştikçe (ki neredeyse her an değişmektedir), nesillerin başarı oranları sürekli olarak değişmektedir, yön değiştirmektedir. Bu zincirin binlerce nesil sürmesi sonucu canlılar, popülasyonlar olarak adım adım değişirler. Asla tek bir birey, evrimleşmez.

 

Burada, bir okurumuzun kafa karışıklığından giderek, biraz daha açıklama yapalım: Örneğin hiçbir insan bireyi, örneğin "Ahmet" isimli bir birey, evrimleşip de bundan sonraki insan türüne geçiş yapmayacaktır. Yukarıdaki fotoğrafta tam olarak bu anlatılmaktadır. Değişim, nesiller boyunca, adım adım ve çok ufak olur ve hiçbir bireyin ömrü, bu değişimi görmeye yetmez. Günümüzde biz nasıl ki bundan birkaç milyon yıl gerisine bakıyor, fosilleri ve moleküler kanıtları inceliyor ve atalarımızın izlerini sürüyorsak, bundan milyonlarca yıl sonra eğer hala Hominidler (insansılar) yaşıyor olursa, geriye bakacaklar ve örneğin 2011 yılından kalma kemiklere bakarak, "Bizim atalarımız Homo sapiens isimli bir türmüş." diyecekler. Bunu diyen gelecekteki Homo gelecekus insanları da evrimleşecekler ve bunu fark etmeyecekler, çünkü bireysel olarak değil, nesiller boyunca, birikimsel olarak değişecekler. Ancak kendilerinden milyonlarca yıl sonra gelen Homo daha da gelecekus insanları, geçmişe bakıp "Bizim atalarımız Homo gelecekus türüymüş ve bu tür, Homo sapiens ile biz, Homo daha da gelecekus türü arasında bir ara türmüş." diyecekler. 

 

Bu noktada eğer aklınıza bir bireyin ebeveyni de yavrusu da kendisiyle aynı türe aitken yeni türlerin nasıl oluşabildiği sorusu takılacak olursa, Evrim'in İşleyişi yazı dizimize (3 yazıdan oluşmaktadır) göz atmanızda fayda var demektir.

 

Tabii popülasyonların evrimi de doğru anlaşılmalıdır. Bu kullanımdan kasıt, bir popülasyonda 100 birey varsa, yüzünün de çevresel etmenlerin etkisi altında, tıpatıp aynı yönde evrimi sonucu tüm popülasyonun değişimi demek değildir. Popülasyonların evrimi dinamik bir süreçtir ve zamana doğrudan bağlıdır. Eğer birbirine çok yakın iki zaman noktası alınacak olursa, tür içerisinde belirgin bir değişim görmek mümkün olmayacaktır. Daha anlaşılır bir deyimle, "Babası insan olan bir bireyin elbette yavrusu da insan olacaktır". Ancak ele aldığımız zaman diliminin genişliğini arttırır, yani incelediğimiz iki zaman noktası arasındaki mesafeyi çoğaltırsak elde ettiğimiz türün bireyleri, bir önceki zaman noktasındaki bireylerden oldukça farklı gözükeceklerdir. Üstelik sadece farklı gözükmekle kalmayacaklar, bu yeni bireylerin popülasyon içerisindeki dağılımı, önceki popülasyondaki bireylerden de son derece farklı olacaktır. İşte popülasyonların evrimi bu demektir.

 

Dolayısıyla anlaşılması gereken, Evrim'in ya da Evrimsel Biyoloji'nin hiçbir zaman tek bir bireyin evrimleşip de bir diğer canlıya dönüştüğünü söylememiş, söylemiyor ve söylemeyecek olmasıdır. Ne var ki zayıf bir anlayış kapasitesine ve sınırlı bir zekaya sahip, bilime saygısı olmayan kitleler Evrim'in içeriğini bu yöne çekerek insanları aldatmayı hedeflemektedirler. "Haydi öyleyse, bir şempanzeyi bir odaya kapatıp bekleyelim, bakalım insan olacak mı?" şeklindeki son derece sığ, son derece basit, son derece gülünç ve en az o kadar da yanlış yaklaşımlarla Evrim'i akılları sıra küçük göstermektedirler. Buna elbette ki tahammülümüz bulunmamaktadır.

 

 

Bir Türe Ait "İlk Birey" ve Genel Olarak "Ara Tür" Kavramı Hakkında 

 

İşte yukarıda açıkladığımız konuyu anladığımız zaman, hiçbir koşulda "ilk" X canlısı diye bir kavramdan bahsedemeyeceğimizi anlarız. Bir insansı nerede biter, nerede bir insan başlar, bu ayırt edilemez. İlk susal dört ayaklı hangisiydi ve hangi noktada karaya geçiş tamamlandı, bu da bilinemez. Zaten "ara tür" yanlış iddiasının kökeninde yatan nokta, bunun anlaşılmamasıdır. Ara tür diye bir kavram, Evrimsel Biyoloji'de yoktur! Bu, Evrim Karşıtı insanların Evrim'e saldırmak için ve hayalgüçleri dahilinde canlandırdıkları yanlış Evrim imajını tatmin etmek için uydurdukları ve daha sonra bilim insanlarının onların bu iddialarına cevap vermek için onların dilinden konuşmaları sonucu bu kavramın bilim diline yerleşmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Evrimsel Biyoloji'de gördüğümüz bilimsel gerçek ise şudur: Aslında her canlı, daha doğrusu her popülasyon, birer "ara tür"dür. Biraz açıklayalım:

 

Dediğimiz gibi, Evrim son derece yavaş gelişir ve 80 yıllık insan ömrü (ve hatta herhangi bir canlının ömrü), insanın (ya da o canlının) bu değişimleri algılamasına yetmeyecek kadar kısadır. Evrim Karşıtları, hayallerindeki hatalı Evrim imajını aktarabilmek için "ara tür" kavramını ileri sürmüşlerdir. Onlara göre her iki canlı arasında bir ara tür bulunmalıdır. Örneğin bir ördek ile bir timsah arasında, "ör-sah" ya da "tim-dek" gibi bir canlı bulunmalıdır. Bir aslanla bir insan arasında bir "assan", bir ayıyla bir deve arasında bir "ayeve", bir ornitorenk ile bir su aygırı arasında "ornitoaygır" bulunması gerektiği gibi saplantılı bir hataya düşmektedirşler.

 

Bu, apaçık bir saçmalık, insan zekasına bir hakaret ve bilime saygısızlıktır. Evrim'in hiçbir zaman böyle bir iddiası olmamıştır ve olmayacaktır. Türleşme yazı dizimizde açıkça ortaya koyduğumuz şekilde, türleşme ve evrimleşme çok yavaş gerçekleşen ve her yeni türün, temelde, ata türlere oldukça benzedikleri bir şekilde gerçekleşir. Bilimsel bir terim olarak "Evrim Ağacı" kavramını anlamayan bireyler, her canlı arasında bir geçiş türü ararlar. Bu yanılgının temel kaynağı, Evrim'i bir "zincir" olarak düşünmekten geçer. Her canlının daha öncekilere bir zincir gibi doğrusal bir şekilde bağlandığı düşünülmektedir, daha doğrusu Evrim Karşıtları tarafından durum böyle anlaşılmakta, böyle lanse edilmektedir. Bu doğru değildir. Evrim, bir "ağaç" şeklinde tasvir edilir; türler birbiriyle bir "zincir" şeklinde değil, bir "ağaç" şeklinde ilişkilendirirler. Çünkü elde olan her tür, en nihayetinde belli sayıda bireye sahip bir ya da çok daha fazla popülasyonları temsil etmektedir.

 

Birbirinden çeşitli engellerle veya yöntemlerle (bkz: Türleşme Yazı Dizisi) ayrılan, ayrılma öncesinde aynı türe ait olan bireyler (ve daha doğrusu birey grupları), ayrılma sonrasında maruz kaldıkları farklı çevresel etmenlerin etkisi altındafarklı yönlere doğru evrimleşerek türleşirler ve artık birbirleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaştıklarında, "Evrim geçirmiş" olarak anılırlar. Ancak bu yoldaki her attıkları adım zaten Evrim'in kendisidir. Böylece, türlere ait popülasyonlar az önce açıkladığımız ayrılmalardan ötürü zaman içerisinde iki veya daha fazla türe ayrıştığından dolayı dallanıp budaklanan bir ağaç figürü karşımıza çıkar, bir zincir değil. Belirli popülasyonların ayrışması sonucu sürekli dallanarak genişleyen bir ağaç...

 

Bir diğer nokta, bu saçmalığın, bilim dışı kaynakların istedikleri gibi hedefe ulaşmasıdır. Ancak gülünç bir şekilde, iddiaları zaten kökten, sadece matematiksel olarak bile saçmadır. İki canlı düşünelim: A ve C diye isimlendirelim. Bunlar arasında bir geçiş türü arıyoruz (bunlar, birbiriyle akrabalığı bilinen canlılar olsun, örneğin insansılardan Homo habilis ile günümüz modern insanları, Homo sapiens, olsun). Binlerce bilim insanının özverili çabaları ve yıllarını harcamaları sonucu, Evrim Karşıtları'nın sorguladığı ve bilim insanlarının da merak ettikleri B "ara türü" (Homo erectus gibi) bulunmuş olsun. Ancak onlar, burada durmayacaklardır: A ve B arasındaki ile B ve C arasındaki geçişi de soracaklardır. Onlardan bir kısmını bulduğunuzda, yeni açılan boşluklar sorulmaya başlanacaktır. Bu sonsuza kadar böyle devam edecektir.

 

Bu tıpkı elimizde eksik bir aile ağacımız varken, ara basamakları sorgulamaya benzer. Düşünün ki bir aile, çok eksik bir soy ağacı tutmuş. Ve yüzlerce yıl sonra biz bunu buluyoruz ve sorguluyoruz. Bir noktada, bir çocuğun babasının kaydedilmediğini ama dedesinin dedesinin dedesinin dedesinin not edildiğini görüyoruz. Aradakilere dair henüz elimizde bir şey yok. İnsanlar bu aradakileri sorguluyorlar. Onlarca yıl çaba harcayıp, çocuğun dedesinin dedesinin bilgilerine ulaşabiliyoruz. Heyecanla karşılanıyor bu buluş; ancak bilim düşmanları, bilimle ilgilenmedikleri ve sadece kör bir muhalefet yapmak istedikleri için "İyi ama çocuğun dedesinin dedesiyle çocuk arasındaki bireyler nerede?" diye soruyorlar. Elbette sorup sorgulayabilirler; ancak bu eksikliği ("kanıtın yokluğunu"), gerçeğin reddi için ("yokluğun kanıtı" olarak) kullanmaktalarsa, işte o zaman hataya düşerler. Evet, o bireyler elbette vardır ve o diğer türler arası geçişler de elbette bulunmaktadır; ancak fosilleşme o kadar zor bir olaydır ki (ya da yüzlerce yıl öncesine ait bir aileyi sorgulamak o kadar zordur ki), kahvehaneden oturarak "Eee, arası nerede?" diye sormaya benzemez. Hele ki bundan yola çıkarak gerçekleri reddetmek, kabul edilemez. Elbette uzun çabalarla, eğer gerçekten bir yerlerde bir kanıt varsa bulunacaktır; ancak gözümüzün önündeki gerçekleri reddetmek, sırf aradaki birkaç basamak yok diye tüm bilim dalını ve hatta bilimi reddetmekten çok daha saçmadır ve gerçek dışıdır.

 

Bu insanların yanıldığı nokta, fosilleşme kurallarını bilmemeleri ve aslında temelde, Evrim'i kabul etmek istememeleridir. Evet, her iki nokta arasında bir geçiş türü vardır ancak Jeoloji'de kullanılan şu genelleme unutulmamalıdır: Yaklaşık her 1 milyon bireyi bulunan bir popülasyonun istatistiki olarak sadece 1 bireyi fosilleşmektedir. Yani geçmişte yaşamış her 1 milyon canlıdan, istatistiki olarak yalnızca 1 tanesi fosilleşebilmektedir. Fosilleşmesi yetmez, bizlerin ona ulaşabilmesi de gerekmektedir. Veya fosilleşme yetmez, fosilleştikten sonra günümüze kadar korunarak ulaşabilmelidir de. Bu faktörler de hesaba katıldığında, bir fosil bulmanın, hele ki spesifik olarak istenen bir fosili bulmanın matematiksel güçlüğü ve kimi zaman olanaksızlığı anlaşılacaktır (belli bir algı kapasitesinin üzerindeki bireyler anlayacaktır en azından).

 

Fosil bulmak zor ve zahmetli bir iştir. Oturulan yerden "onunla bu arasındaki ara tür nerede" diye sormak kolaydır. Önemli olan, bilime katkı sağlamaktır. Kısaca olay şudur: Fosil kayıtları bize asla her bir basamağı gösterecek kadar bulgu sağlayamazlar, çünkü fosilleşme bu kadar sık olan bir olgu değildir. Ancak fosiller, bize kademeli geçiş içerisinden kilit noktalar sunabilirler. Bu tıpkı çocukken yaptığımız "noktaları birleştirme bulmacası" gibidir. Onlarca, yüzlerce nokta vardır ve bunlar "ara tür" denilen kavramlara karşılık gelirler. O noktaları inceler, dizilimleri arasındaki düzeni algılamaya çalışır, sonra noktaları birleştirerek genel bir portre çizeriz. Bu işi yaparken, hiçbir zaman bulmacayı soran kişi, dergi ya da gazete bize iki nokta arasındaki diğer noktaları vermez. Ancak noktaların genel desenine bakarak, elimizdeki iki veya daha fazla nokta arasındaki çizgiyi bulup çizebiliriz. İşte "ara tür" kavramı, bu demektir. Ve her bir geçiş türünü eksiksiz olarak görmeyi istemek, bulmacayı soran kişiye "Bu kadar nokta yeterli değil, bana aradaki tüm noktaları da ver." demeye benzer.

 

Toparlarsak: Hiçbir canlının "ilk bireyinden" bahsedilemez, çünkü Evrim çok yavaş gelişir ve o geçişi ayırt etmek mümkün olmaz. Ayrıca "ara tür" diye bir kavram bilimsel olarak yoktur, her canlı, kendisinden bir önceki ve bir sonraki türler arasındaki bir geçiş türüdür. Buna, günümüzdeki bütün modern canlılar da dahildir.

 

Umarız açıklayıcı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum