Evrimsel Süreç - 16: Ana Hayvan Şubelerinin Evrimi ve Modern Temsilcilerden Örnekler (542 Milyon Yıl Önce - Günümüz)

Yazdır Evrimsel Süreç - 16: Ana Hayvan Şubelerinin Evrimi ve Modern Temsilcilerden Örnekler (542 Milyon Yıl Önce - Günümüz)

Merhaba arkadaşlar,

 

Hatırlayacağınız üzere bir önceki yazımızda hayvanların ilkin evrimine detaylıca bir bakış atmış ve artık kolaylıkla "hayvan" olarak ayırt edebileceğimiz canlıları tanıtmıştık. Ancak hayvanların evrimi çok daha geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Bu yazımızda hayvanların evriminde daha da ilerleyeceğiz ve giderek canlıların karmaşıklaşmasını, evrimsel sürecin nasıl işlediğini göreceğiz.

 

Ayrıca unutmamak lazım ki, "Kambriyen Patlaması" denen ve daha önceki yazılarımızda hangi değişkenlerin etkisi altında Evrim'in hızlandığını aktardığımız evrimsel dönemin içerisine girilmesiyle birlikte, hayvanlardaki çeşitlilik de Evrimsel Süreç'in olağan hızına göre artmaya başlamıştır. Yeri gelmişken söylemek gerekir ki bu çeşitlenme, canlıların günümüzdeki oldukları tiplerine bir anda evrimleşmeleri şeklinde meydana gelmemiştir. Günümüzdeki büyük canlı gruplarının ilkin ataları bu zaman diliminde birbirlerinden farklılaşmaya başlamıştır. İşte bu yüzden hayvan gruplarının (şubelerinin) büyük bir kısmının bu dönemde evrimleştiği söylenir. Elbette ki bu şubelerin içerisindeki tüm türler bir anda evrimleşmemiştir, sadece ataları evrimleşmeye başlamıştır. Daha sonra, Evrimsel Süreç içerisinde meydana gelen binlerce, milyonlarca dallanma ve bunların büyük bir kısmının yok olması, günümüz türlerine kadar gelen evrime sebep olmuştur. Yoksa oransal olarak tür bazında baktığımızda, bugünkü hayvan türlerinin çok küçük bir kısmı o dönemde evrimleşmiş, zaten evrimleşenlerin de neredeyse hiçbiri günümüze ulaşamamıştır, torunları ve onlardan evrimleşen türler günümüze ulaşmıştır. Bu noktayı kavrayabildiysek, devam edebiliriz:

 

Hayvanların evrimsel gelişimini anlatmak için genelde sindirim sisteminin evrimi üzerinden gidilir. Bunun birçok sebebi olabilir; ancak en temel sebebi sindirim sisteminin embriyolojik gelişimini ve bu gelişimin evrimini kullanarak hayvanları kategorize etmenin kolay olmasıdır. Öte yandan bunun diğer bir temel sebebi, sindirim sisteminin bir canlının vücut içi boşluğa (sölom) sahip olup olmadığı konusunda bilgi veriyor olmasıdır. Çünkü hayvanların evrimine yön veren önemli olaylardan biri vücut içi boşluğun evrimleşmesidir. Vücut içi boşluktan kasıt, içi sıvı dolu boşlukların vücutta bulunmasıdır. Örneğin omurgalılarda omurga kanalı ve beyin boşluğu bu tip vücut içi boşluklara örnektir. Bu boşluğa yarım sahip olan ya da hiç sahip olmayan canlılar da bulunmaktadır ki bu kategorizasyonun ana kaynağı budur. Bu sebeple hayvanlar aleminin evrimini vücut planlarının evrimsel değişimine göre kategorize etmemiz mümkündür. 

 

Vücut içi boşluk daha genel bir sınıflandırma imkanı verdiği için buradan başlamakta fayda görüyoruz. Öncelikle, nasıl ilerlediğimizi görmek adına bir Evrim Ağacı görmemizde fayda var:

 

 

Şimdi, buradaki evrimsel süreci analiz edelim: Bir önceki yazımızdan hatırlayacak olursanız hayvanların kökenleri koanoflagellalı atalara, yani protistalara kadar gidiyor. Çok hücreli kökenleri ise poriferlerin, yani bildiğimiz ismiyle süngerlerin kendilerine ve atalarına kadar gidiyor. Bu yüzden evrimsel süreçte hayvanlar alemi içerisinde ilk ayrılanlar Porifera'dır. Bu canlıların bırakın vücut boşluğunu, henüz hücrelerin özelleşerek gruplaşmasından oluşan dokuları dahi göremiyoruz (fotoğrafın en solunda). İşte bu sebeple onlara "yalancı hayvan" anlamına gelen Parazoa diyoruz. 

 

Evrimsel süreçte, yukarıdaki Evrim Ağacı üzerinde ilerlediğimizde bir sonraki durakta karşımıza sölenterler (Cnidaria) çıkıyor. Bunların özellikleri için de bir önceki yazımıza dönüş yapabilirsiniz. Ancak bu canlıların en önemli özelliği, atadan ayrıldıktan sonra kazandıkları radyal simetri özelliği. Yani bu canlılar merkez eksene göre dairesel olarak simetriye sahiptirler. 

 

İşte bu noktadan sonra, evrimsel süreçte bir adım daha ileri gittiğimizde karşımıza Acoelomates (Sölomsuz Hayvanlar) çıkmaktadır. Bu hayvanların en önemli temsilcisi Platyhelminthes (Yassı Solucanlar) dediğimiz büyük şubedir. Bu canlıların en yakın akrabaları, yukarıdaki fotoğrafta gösterilmeyen Nemertea (Hortumlu Solucanlar) şubesidir. Bu iki büyük şube, şimdiye kadar bildiğimiz günümüzde var olan, vücut boşluksuz (sölomsuz) canlıların yegane örnekleridir. Bunlara ait günümüzden birer örnek görecek olursak:

 

 

Yukarıda gördüğümüz bir yassı solucandır. Çift yanlı simetriye sahiptirler, gelecekte göreceğimiz segmanlı (bölmeli) yapıda değildirler ve yumuşak bedenlidirler, yani herhangi bir sertleşmiş kemik yapısına sahip değildirler. Aynı zamanda, sölomsuz olmalarından anlayacağımız üzere vücut boşlukları bulunmamaktadır ve hatta özelleşmiş bir dolaşım ve solunum sistemleri dahi bulunmaz. Bu yüzden "yassı" yapıdadırlar, yüzey alanını arttırarak oksijenin doğrudan dokuları içerisinden difüzyonla geçmesini sağlarlar. Bu yapılarıyla yassısolucanların hayvanların ilkel ataları ile (muhtemelen süngerler ve onların ilkel ataları ile) daha gelişmiş formlara sahip hayvanlar arasında çok net bir geçiş grubu olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

 

 

Buradaki ise bir hortumlu solucandır. Büyük bir kısmı 20 santimetreden bile kısadır; ancak yine de yassısolucanlardan bu yana evrimsel bir büyüme görmekteyiz. Şimdiye kadar bulunan en uzun türü ise 54 metre uzunluğundaki dev bir deniz solucanıdır. Bu türlerin bu kadar büyümesi, 500 milyon yıldan fazla bir zaman almıştır, yani evrimsel süreçte oldukça geriye gitmektedirler. Zaten bu upuzun tür ciddi bir istisnadır, dediğimiz gibi %95'inden fazlası 20 santimetre boya bile ulaşamaz. Çok ilkel bir vücut boşluğu vardır ve bu küçük açıklık bir boşluktan bile sayılmaz, bu yüzden sölomsuz hayvanlar arasında sayılmaktadır. Zira bu hayvanların ağızları ve anüsleri birbirleriyle alt alta, üst üstedir ve vücudun içerisini dolaşmaz. Çoğunlukla bu hayvanlar sabit yaşarlar ve pek hareket etmezler. Kimi zaman avlandıkları tespit edilmiş olsa da çoğu zaman sadece su içerisindeki planktonları süzerek avlanırlar.  Bu canlılarda çok ilkin bir sinir sistemi oluşumu görmekteyiz, beyin benzeri öbekleşmenin de çok küçük miktarlarda başladığını görüyoruz. 

 

Çok Önemli Uyarı: Burada verilen görseller, bu canlı şubelerinin içerisinde bulunup, bugün yaşamakta olan, modern türlere örneklerdir. Dolayısıyla bunlar atasal formlar değil, modern türlerdir. Bunlar arasında doğrusal bir evrim ilişkisi bulunmamaktadır. Yukarıdaki görselde verdiğimiz üzere, Evrim Ağacı şeklinde bir ilişki bulunmaktadır. Yani ataları ortaktır ve biri, diğerinden evrimleşmemiştir. Bu sebeple fotoğraflara bakarak evrimsel bir ilişki kurmak doğru olmayacaktır. Fotoğrafların veriliş amacı sadece o şubede bulunan canlıların neye benzediklerini görmenizi sağlamak, bu sayede şubeler arasındaki yumuşak, evrimsel geçişi görebilmenizi kolaylaştırmaktır. 

 

Evrimsel Biyoloji'nin zor ve yanlış anlaşılan noktalarından biri, evrimsel süreçleri birbirine paralel olacak şekilde düşünmektir. İnsanlar ne yazık ki evrimi düz, doğrusal bir çizgi olarak düşünmektedirler. Halbuki evrim tarihi içerisinde, herhangi bir zaman dilimi içerisinde yaşayan tüm canlılar birbirlerine paralel olarak evrimleşmektedirler. Nasıl ki şu anda içinde bulunduğumuz zaman diliminde, Dünya üzerinde yaşadığı tahmin edilen 100 milyon küsür türün her biri aynı anda evrimsel süreç içerisindeyse, tarihin içerisinde de aynı şekilde belirli bir zaman dilimi içerisindeki türler bir arada evrimleşmektedirler. Dolayısıyla birçok canlı grubu eş zamanlı olarak ortaya çıkmakta, canlıların evrimsel tarihleri arasında çakışmalar, kesişmeler olmaktadır. Bu da evrimsel süreci doğrusal olarak anlatmayı ve algılamayı güçleştirmektedir. Ancak okur, aklının bir köşesinde burada anlatılanların bir çoğunun eş zamanlı meydana geldiğini anlayacak olursa, evrimsel süreci çok daha kolay anlayacaktır.

 

Anlaşılmayı güçleştiren bir diğer nokta da, bir canlı grubunun sınıflandırma bilimi içerisinde tanınmasını sağlayan türlerin ortaya çıkmasıyla, o türlerin atalarının evrimleşmesi arasında zaman farkı olmasıdır. Bunu bir örnekle anlatalım:

 

Yukarıdaki Evrim Ağacı'na dönecek olursak, Chordata'nın (Kordalılar, en sağdaki canlı grubu) hemen öncesinde, burada gösterilmemiş olsa da Hemichordata (Palamut Solucanları ya da Yarı-Kordalılar) şubesinin evrimleştiğini görürüz. Bu canlıların şubesini bu ağaca yerleştirecek olsak, kordalıların hemen yanına yerleştirirdik. Ancak bu canlıların atalarının, yani en ilkin; ancak halen yarı-kordalı özelliklerini tam olarak taşımayan atalarının fosil kayıtlarının yassısolucanların ilkin evrimleştikleri dönemlere, yani günümüzden 540 milyon yıl öncesine kadar gittiğini görmekteyiz. İşte bu sebeple, bir anda ortaya çıkmış gibi aktardığımız şubelerin aslında on milyonlarca yıllık geçmişleri bulunabilmektedir. Bunlar anlaşılırsa, evrimsel sürecin nasıl işlediği daha net görülebilecektir.

 

Evrimsel süreç içerisinde daha da ilerlediğimizde, 535 milyon yıl kadar önce ciddi bir çeşitlenmenin başladığını görürüz. Bu dönemde kordalıların çok ilkin örneklerinin evrimleştiğini görürüz. Ancak bunlar halen tam olarak kordalı değildirler, bunlara gelecekte döneceğiz. Ancak yukarıda bahsettiğimiz palamut solucanlarının (yarı-kordalıların) ilkin örneklerinin, omurgasızların evriminde önemli yer ettiğini belirtmekte fayda var. Bu arada yine belirtelim ki bu ana kadar bahsettiğimiz her hayvan omurgasızdı. Zaten kordalılara gelene kadar omurga yapısından bahsedemeyeceğiz. Dolayısıyla burada bir diğer kategorizasyon ile karşılaşmaktayız: Omurgalılar ve Omurgasızlar. Anlaşılacağı üzere bu sınıflandırma canlı vücudunda sadece bir vücut boşluğu değil, aynı zamanda omurga denen kemikli yapının bulunup bulunammasına göre yapılmaktadır. Hayvanları net bir şekilde ikiye ayırmak için iyi bir yöntemdir.

 

532 milyon yıl kadar önce omurgasızların çok ilginç örneklerinin evrimleştiğini görürüz: Trilobitler ve diğer kabuklular. Günümüze kadar ulaşamamış olan trilobitler, evrimsel sürecin harika göstergeleridir. Sadece trilobitlerin evrimsel değişimleri bile incelendiğinde, Evrimsel Biyoloji'nin gücü anlaşılabilecektir. Aşağıda bir trilobit fosilini ve canlandırmasını gösteriyoruz:

 

 

 

Bu canlılarda çok ilkin göz yapılarının evrimleştiğini görmekteyiz. Ancak bu göz yapıları, trilobitlerin evrimsel süreçte çeşitlenmesiyle çok farklı tiplere dönüşmüştür. Bu konu apayrı bir yazıda incelendiği için, burada tekrar girmeyeceğiz. Trilobitlerin uzun süreli evrimleri, kordalıların doğuşuna sebep olacaktır, ancak henüz o zamanlara gelmedik, devam ediyoruz:

 

Tekrardan yukarıda verdiğimiz Evrim Ağacı'na dönecek olursak, bir diğerönemli bilgi vermek mümkün olacaktır: normalde, alışık olduğumuz Evrim Ağaçları'nın ana dalları bu kadar yataya yakın değildir. Takip edecek olursanız, ağacın en eski ortak atalarından sonra, hızla, sağ tarafa doğru gittiği görülür. Bunun bu kadar yatık olmasının sebebi, evrimsel sürecin hızlı gerçekleşmesindedir. Dolayısıyla bu canlıların birbirlerinden farklılaşması çok hızlı meydana gelmiştir. İşte Kambriyen "Patlaması" denmesinin sebebi de budur. Ancak bu farklılaşmanın tüm türlerin oluşumuyla değil, atasal formların oluşumuyla olduğunu hatırlamakta fayda var.

 

Sadece 15-20 milyon yıl içerisinde (ki bu da devasa bir süredir, ancak evrimsel süreç için göreceli olarak kısadır) yukarıdaki Evrim Ağacı'ndaki bütün şubeler birbirinden farklılaşmaya başlar: Rotiferler (Rotifera), Yuvarlak Solucanlar (Nematoda), Yumuşakçalar (Molluska), Halkalı Solucanlar (Annelida), Derisidikenliler (Echinodermata), Eklembacaklılar (Arthropoda) ve en son olarak da Chordata (Kordalılar). Bunların en ilkin ataları evrimleşerek, giderek birbirinden farklılaşmaya başladılar. Burada can alıcı bir noktayı söylemek gerekirse: Bu canlıların tamamı, 540 milyon yıl önce halen sadece denizlerde yaşamaktaydılar. Dolayısıyla henüz karaya çıkan bir canlının izine rastlanmamaktaydı. 

 

Bu canlıların günümüzde neye benzediklerini görebilmeniz için sırasıyla örnekler ve tanımlar verelim:

 

 

Yukarıda bir Rotifer örneği görmekteyiz. Rotiferlerin hemen hemen hepsi mikroskobiktir ve 0.1 - 0.5 milimetre arasında boylara sahiptirler. En küçükleri 50 mikrometre (0.05 milimetre), en büyükleri ise 2 milimetre uzunluğundadır. Çoğunlukla tatlı sularda bulunurlar ve nadiren denizlerde görülürler. Kimisi hareketli, kimisi ise tıpkı bitkiler gibi su dibinde sabit olarak yaşarlar. Dolayısıyla evrimsel sürecin çok ilkin hayvan örnekleri olduklarını görmek mümkündür. 

 

Aslında yassısolucanlar ve rotiferlerin evriminden sonra, günümüze kadar gelen 500 milyon yıllık süreçte, bu ilkin canlıların atalarından dallanan birçok yeni şube evrimleşmiştir. Bunlar arasında Gastrotricha (Silli Karınlılar), Acanthocephala (Başı Dikenliler), Gnathostomulida (Çeneli Solucanlar), Micrognathozoa (Küçük Çeneli Hayvan), Cycliophora şubeleri yer almaktadır. Yassısolucanlar ve rotiferlerle birlikte bu 7 şubenin genel adı Platyzoa (Yassı Hayvanlar) olarak geçmektedir. Çünkü bunların hemen hemen hepsi ya mikroskobiktir, dolayısıyla 2 boyutlu görünürler (elbette üçüncü boyutları vardır, ancak diğer iki boyuta, uzunluğa ve genişliğe göre kalınlıkları çok küçüktür) ya da gerçekten yassıdırlar. Bunlara bazı örnekler vermek gerekirse:

 

 

Yukarıda gördüğümüz bir Gastrotricha (Silli Karınlılar) şubesi hayvanıdır. İsimlerini hak ettiklerini görmek pek de zor değil. Bu canlıların boyutları 0.06 ila 3 milimetre arasında değişmektedir. Hepsi tuzlu ya da tatlı sularda yaşamaktadır. Çok nadiren denizler etrafındaki ıslak topraklarda da rastlanabilirler. Çift yanlı simetriye sahiptirler ve vücutları transparan olacak kadar yassıdır. Vücutlarını saran siller ile hareket ederler. 

 

 

Burada gördüğümüz ise bir Acanthocephala (Başı Dikenliler) şubesi hayvanıdır. Hemen hemen hepsi parazit olan bu hayvanların kafalarında istenildiği zaman çıkartabildikleri dikensi bir yapı bulunmaktadır. Günümüzde 1.150 farklı türü tanımlanmıştır ve hemen hemen her canlının içerisinde parazit olarak bulunabilirler. Yapılan genetik araştırmalar bu hayvanların doğrudan rotiferlerden evrimleştiğini göstermektedir. Zaten bilim dünyasında "çok özelleşmiş rotiferler" olarak anılmaktadırlar.

 

 

Buradaki bir Gnathostomulida (Çeneli Solucanlar) türü solucandır. Oldukça küçük bir şube olan çeneli solucanların mikroskobik dünya ile makroskobik dünya arasında bir geçiş olabilecek formda vücutları bulunmaktadır. Sığ kıyı sularının diplerindeki kumlarda ve oksijensiz ortamlarda bulunabilirler. Büyüklükleri 0.5 ila 1 milimetre arasında değişmektedir. Tıpkı kuzenleri gibi transparan bir vücuda sahiptirler ve sillerle hareket ederler.

 

 

Buradaki bir Micrognathozoa (Küçük Çeneli Hayvan) türüdür. Adı biraz yanıltıcı olsa da, burada bahsedilen çene tam olarak bizim aklımıza gelen çene değildir. Günümüzde sadece 1 tür ile (Limnognathia maerski) temsil edilen bu şube, bilinen en küçük hayvanlardan biridir. Boyu 0.1 milimetreden biraz büyüktür. Çeneli denmesinin sebebi ağız yapılarını tıpkı büyük hayvanlardaki gibi açabilmeleri ve bu şekilde avlanabilmeleridir. Çeneleri 4 mikron (0.004 milimetre) ila 14 mikron (0.014 milimetre) büyüklüğünde olabilir. Beyin yapısının bu türde atalarına göre biraz daha büyük olduğunu görmekteyiz. Vücudu sillerle kaplı olan bu hayvan, günümüz modern hayvanlarının ilkin atalarına güzel bir örnek teşkil etmektedir.

 

 

Son olarak, Yassı Hayvanlar arasında karşımıza çıkan bu tür bir Cycliophora türüdür. Günümüzde tek bir cinsi bulunmaktadır ve bu cins altında 2 tür bulunur. Soğuk sularda yaşayan ıstakozların vücutlarına yapışık olarak yaşayan bu ilkin hayvanlara dair çok detaylı bilgimiz bulunmamaktadır. Vücut büyüklükleri ömürleri boyunca değişmekle birlikte, bildiğimiz en küçük hayvanlardan olduklarını söylemekte fayda görüyoruz. En irileri bile 347 mikronu (0.347 milimetre) geçmemektedir.

 

Tekrar etmemiz gerekirse, hayvanlar alemi içerisinde ilerledikçe gördüğümüz, ilk olarak yassı yapılı, ilkin hayvan türlerinin evrimleştiğidir. Burada gösterdiğimiz fotoğraflar modern türlere ait olsa da, bu türlerin atalarına dair birçok bilgimiz de bulunmaktadır. En azından bu hayvan türlerinin atalarının günümüzden 530 milyon yıl önce evrimleşmeye başladığını ve bu türlerin oluşmasının bu kadar büyük bir zaman aldığını bilmekteyiz.

 

Evrimsel süreçte daha da ilerlediğimizde Platyzoa'dan sonra karşımıza artık biraz daha karmaşık hayvan türlerinin çıktığını görmekteyiz. Burada, önemli bir ayrıma girmekteyiz. Platyzoa'ya paralel ya da ondan sonra evrimleşen türlerin gittikleri yönlerden biri, bugün dönüp baktığımızda Ecdysozoa (Dış İskeletli Hayvanlar) süperşubesini oluşturmuş, diğeri ise Lophotrochozoa (Lofofor Organlı Hayvanlar) süperşubesini evrimleştirmiştir. Bu süperşubelerden Ecdysozoa'ya ilk adımı atan şubelerden biri yuvarlak solucanlar (nematodlar) olmuştur. Lophotrochozoa'ya ilk adımı atanlardan biri ise yumuşakçalar (mollusklar) şubesi olmuştur. Öncelikle bu ilkin adımları kısaca tanıyalım:

 

 

Burada ise bir Yuvarlak Solucan (Nematod) örneği görüyoruz. Nematodlar Dünya'da en geniş çeşitliliğe ulaşmış gruplardan biridir. 28.000 farklı türü tanımlanmıştır ve 1 milyon civarı türü olduğu tahmin edilmektedir. Sölenterler ve yassısolucanların aksine tüp şeklinde bir sindirim sistemleri bulunmaktadır ve hem ağza hem de anüse sahiptirler. Yine de bu canlıların embriyolojik dönemlerinde bu tüp şeklindeki kanalın tam olarak oluşmamasından ötürü evrimsel süreçte bir ara grup olarak görülürler ve Nematodlar ile Rotiferler Pseudocoelomates (Sahte Sölomlular) olarak anılırlar. Yani bu canlılardaki vücut boşluğu yalancıdır, tam olarak oluşmamıştır. Anlaşılacağı üzere bu grup, sölomsuz hayvanlar ile sölomlu hayvanlar arasında bir geçiş göstermektedir.

 

 

Yukarıda gördüğümüz ise evrimsel süreçte biraz daha sonra evrimleşmiş olan Yumuşakçalar (Molluska) grubundan bir canlının günümüzdeki temsilcilerindendir. Yumuşakçaların günümüzde yaşayan 85.000 türü bulunmaktadır. Denizlerin hakimi olarak anılmaları yersiz değildir, zira denizlerdeki tüm canlıların %23'ünü bu şube, tek başına oluşturmaktadır. Ahtapotlar ya da mürekkepbalıkları gibi kafadanbacaklılar (Cephalopoda) ile sümüklüböcekler ve salyangozlar gibi karındanbacaklılar (Gastropoda) bu şubeye ait canlı gruplarıdır. Artık bu canlılardan itibaren vücut boşluğu tamamen ve eksiksiz olarak oluşmaktadır. Bu canlılarda artık sinir sistemi de tam olarak gelişmiştir. Yumuşakçalardan önceki canlılarda sinir sisteminin çok ilkel, ağsı yapısını görmekteydik. Bu da bize evrimsel sürecin elimizdeki veriler ile ne kadar uyumlu olduğunu göstermektedir. Bu canlıların atalarının 500-488 milyon yıl önce evrimleşmeye başladığı, ancak 400 milyon yıl öncesine kadar ayrışmalarının tam olarak gerçekleşmediği bilinmektedir.

 

Yumuşakçaların en önemli özelliği, artık tam bir vücut boşluğuna sahip olmalarıdır. Dolayısıyla Yumuşakçalar'dan itibaren evrimleşmiş olan diğer hayvan grupları, yani yumuşakçalar, halkalı solucanlar, eklembacaklılar, derisidikenliler ve kordalılar Coelomate (Sölomlu Hayvanlar) olarak bilinmektedirler. Bu canlılarda ağızdan anüse kadar bir sindirim kanalı tam gelişmiş olarak bulunmaktadır.

 

Sölomlu canlıların evrimsel değişimleri sırasında, onları da iki büyük gruba bölmemizi sağlayan bir yöntem vardır (yazının başında bahsetmiştik): Sindirim sisteminin embriyolojik gelişimine göre sınıflandırma. Canlılardaki sindirim sistemi kanalının (gut) embriyolojik gelişimi açısından hayvanları gruplandırdığımızda, geçen yazımızda tanıttığımız, Bilateria (çift-yanlı simetrik hayvanlar) içerisindeki grupların dışında, Bilateria'nın iki devasa gruba bölündüğünü görürüz: Protostomlar (Ağız-Önce Canlılar) ve Deuterostomlar (Ağız-Sonra Canlılar). Bu garip isimler, sindirim boşluğunun iki ucunun oluşum sırasını belirlemektedir. Bildiğiniz üzere sindirim kanalı birçok hayvanda ağızda başlar ve anüste biter. İşte bu açıklığın oluşumu, embriyolojik dönemde başlamaktadır. Kimi hayvan türünde, embriyonun blastula evresinde oluşan çöküntü ilk olarak ağzı oluşturur, sonradan kanalın sonunun gelişimiyle anüs meydana gelir. Bunlara protosotomlar diyoruz. Öte yandan kimi hayvanın embriyosunda, blastula evresinde öncelikle anüs oluşur, sonrasında kanalın tamamlanmasıyla ağız oluşumu gözlenir; yani ağız ikincil olarak oluşur. Bunlara da deuterostomlar demekteyiz. Unutmayınız ki bu ayrımı sadece sölomlu, yani vücut boşluğu tam olarak gelişmiş canlılarda yapabilmekteyiz.

 

 

Şimdi, burada durup Lofofor Organlı Hayvanlar (Lophotrochozoa) ve Dış İskeletli Hayvanlar (Ecdysozoa) ayrımındaki diğer önemli şubelere bir bakalım. Bunu yapmamızın faydası, şubelerin çok daha yumuşak evrimsel geçişlere sahip olduklarını göstermektir. Çünkü eğer ki burada hızlı bir atlama yapacak olursak, türlerin çok ani evrimleştiğini ve değiştiklerini düşünebilir, böylece Kambriyen Patlaması'nın "ani" bir olay olduğunu sananların düştüğü hataya düşebilirsiniz. Öncelikle Lophotrochozoa'dan başlayalım:

 

Lophotrochozoa adı, bu hayvanların ilkin olarak sahip oldukları, lofofor adı verilen sindirim organına sahip olmalarından gelmektedir. Bu canlıların tamamı protostomdur, yani embriyolojik dönemde ağızları önce oluşmaktadır. Kimi zaman Spiralliler olarak da anılırlar. Bazı kaynaklar yassısolucanlar ile rotiferleri de buraya dahil etse de, bunların artık Yassı Hayvanlar (Platyzoa) süperşubesinde yer aldığını bilmekteyiz. Lophotrochozoa, birinin bütün şube olarak soyu tamamen tükenmiş olmakla birlikte, 9 farklı şubeden oluşmaktadır: Sipuncula (Segmentsiz Halkalı Solucangiller), Hyolitha (Konik Zırhlılar), Phoronida (Foronidler), Bryozoa (Yosun Hayvancıkları), Entoprocta (İç Anüslüler), Brachiopoda (Kolsu Ayaklılar), Mollusca (Yumuşakçalar), Annelida (Halkalı Solucanlar) ve son olarak Echiura (Kaşık Solucanları). Bu şubelerin evrimsel geçmişi arasında birçok dallanma bulunsa da, biz her birine birer modern örnek vererek bütün bir şubenin, hayvanların evrimindeki kademeli değişimi nasıl yansıttığını göstermeye çalışacağız.

 

 

Yukarıda gördüğümüz bir Sipuncula (Segmentsiz Halkalı Solucangiller) örneğidir. Solucanların evriminde, yuvarlak solucanlar ile halkalı solucanlar arasında harika bir geçiş şubesidir. Düşünün, tek bir tür ya da cinsten bahsetmiyoruz, yüzlerce ve hatta muhtemelen binlerce türden oluşan dev bir şubenin bir geçiş örneği göstermesinden bahsediyoruz. Bu canlıların boyları çok çeşitli olmakla birlikte (2 milimetreden 700 milimetreye kadar ulaşabilmektedirler) çoğu 10 santimetreden uzun değildir. Halkalı solucanların, halkasız versiyonları olarak karşımıza çıkan bu şube, Evrimsel Süreç'in netliğini göstermesi açısından bilim insanlarını hayrete düşürmüştür. 18-24 arası silli dokunaç ile hareket eden bu şubenin ilkel bir sindirim sistemi bulunmaktadır, fakat özelleşmiş bir dolaşım sistemi bulunmaz. Ayrıca sinir sistemi de son derece ilkeldir ve belirli bir beyni bulunmamaktadır.

 

 

Yukarıda sadece fosil olarak görebildiğimiz Hyolitha (Konik Zırhlılar) şubesine ait hayvanlara ait hiçbir modern örnek bulunmamaktadır. Hepsi 255 milyon yıl kadar önce yok olmuşlardır. İsimlerini koni şeklindeki zırhlarından almaktadırlar. Çoğu 1-4 santimetre uzunluğundadır. Çok büyük bir ihtimalle suların diplerinde yaşamışlardır. 

 

 

 

Bilim eğitimi almadan yorum yapmanın hatasını görmemizi sağlayan ilginç bir şube, yukarıda bir örneğini gördüğümüz 

Phoronida (Foronlular) şubesine ait hayvanlardır. Çok büyük bir ihtimalle bu canlıları gören, bilgisiz bir insan bir "bitki" ya da "mantar" olarak sınıflandıracaktır. Halbuki bu canlılar birer hayvandır. Hepsi sudaki canlıları süzerek beslenen hayvanlar olan foronlular, üst üste yığılan kitin zırhlarını kullanarak kendilerini korumaktadırlar. Çoğu 2 santimetre kadar olsa da, 50 santimetreyi bulan örnekleri keşfedilmiştir. Diğer bütün süzücü hayvanlar gibi bunlar da sillerini kullanarak suyun vücut içinden akmasını sağlarlar ve bu sırada bu akıntıya kapılan küçük planktonları süzerek beslenirler. Bu canlılar sölom (vücut boşluğu) ilkin bir şekilde bulunmaktadır.

 

 

Foronlularda gördüğümüz sorunun bir benzeri yukarıda bir örneğini gördüğümüz Bryozoa (Yosunsu Hayvancıklar) şubesinde görülmektedir. Bu canlılar da her ne kadar denizlerde yaşayan bitkilere benzerlik gösterse de, aslında birer hayvan türüdürler. Bunu ayırt etmenin en kolay yolu, hücresel yapılarını ve beslenme davranışlarını incelemektir. Ancak bu hayvanların varlığı, evrimsel sürecin nasıl işlediğini bize güzel bir şekilde göstermektedir. Ne yazık ki hayvanları "köpek ve kedilerden", bitkileri ise "gül ve laleden" ibaret sanan insanlar, bilimsel taksonomiyi bilmemelerine rağmen Evrim Kuramı hakkında yargılara varabilecek kadar cüretkardırlar. Ancak bu denizlerde yaşayan, omurgasız ve 4000 farklı türü keşfedilmiş olan yosunsu hayvancıklar, evrimin gerçekliğini ve nelere sebep olabileceğini bizlere göstermekte, biyolojinin atıp tutmaya gelecek bir bilim olmadığını bizlere hatırlatmaktadır. 

 

 

Bu garip görünümlü hayvan türü Entoprocta (İç Anüslüler) şubesine aittir. Bu canlıların da çoğu su içerisinde sabit olarak yaşamaktadır ancak hareketli türleri de bulunmaktadır. Boyları 0.1 milimetre ile 7 milimetre arasında değişir. Durdukları yerde ya da hareket halinde ağız kenarlarındaki yapıları kullanarak besinlerini ağız içerisine çekerler. Günümüzde bu canlıların 150 türü bilinmektedir. Bunların sadece 2 tanesi tuzlu sularda yaşar, gerisi tatlı sularda bulunmaktadır. Ayrıca bunların tamamına yakını koloniler halinde yaşamaktadır. 

 

 

Burada ise Brachipoda (Kolsu Ayaklılar) şubesine ait bir tür görmekteyiz. Şimdiden söylemeliyiz ki bu şubenin adıyla, ileride göreceğimiz eklembacaklılar içerisinde bulunan Branchiopoda (Dallı Ayaklılar) arasında ciddi bir fark vardır, ancak isimleri çok benzerdir. Bu yüzden karıştırılmamaları gerekmektedir.  Bu şubenin bireyleri iki kapaktan oluşan canlılardır. Ancak bu kapakların "üst-alt" şeklinde olması önemlidir. Yumuşakçalar (annelida) içerisinde bulunan çiftkapaklı (bivalvia) hayvanlarda aynı şekilde iki kapak bulunur, ancak bunlar "sağ-sol" olarak dizilirler. Bu canlılar da hayvanların ilginç çeşitliliğine güzel bir örnektir.

 

 

 

Yukarıda gördüğümüz ise birçoğumuzun yakından tanıdığı ve iyi bildiği Halkalı Solucanlar (Annelida) şubesine ait olan toprak solucanlarından bir üyedir. Annelidler günümüzde 17.000 civarı tür ile temsil edilmektedirler. Bunların en büyük grupları kum kurtları (ragworms), toprak solucanları (earth worms) ve sülükler (slugs) takımlarıdır. Bu canlıların en tipik özelliği parçalı (segmanlı) yapıda bulunmalarıdır. Her bir kısımda aynı organlar bulunmaktadır. Yani 100 bölmeden oluşan bir toprak solucanında, her bir bölmede aynı organlar bulunur. Ancak bu organlar sınırlıdır ve en önemlisi dolaşımı sağlayan yapılar ile hareketi sağlayan yapılardır. Bu canlıların en ilkin evrimleri 472-461 milyon yıl öncesine kadar gitse de, günümüzden 65 milyon yıl öncesine kadar çeşitlilikleri çok fazla artmamış, kendi içlerinde, kısıtlı miktarda evrim geçirmişlerdir. Ancak sonrasında evrimleri hız kazanmış ve günümüzdeki çeşitliliğe ulaşmışlardır.

 

 

Burada gördüğümüz ise Lopchotrochozoa içerisindeki son şubemiz olan Echiura (Kaşık Solucanları) içerisinde bulunan bir türdür. Bu canlıların da tamamı denizeldir. Genellikle halkalı solucanlara dahil edilmeye çalışılsa da, genetik araştırmalar bu canlıların ayrı bir şube olduğunu göstermektedir. Bu canlıların en ilkin bireylerinin 300 milyon yıl önce yaşadığı görülmektedir. Ancak bu türün atalarının ve bağlandığı kuzenlerinin geçmişi, Kambriyen Patlaması'nın olduğu dönemlere kadar gitmektedir. Dediğimiz gibi burada verdiğimiz canlıların çoğu bu patlamadan çok sonra evrimleşmiştir. Biz burada sadece bu patlama ve sonrasının yarattığı çeşitliliği göstermeye çalışmaktayız. Yoksa Kambriyen Patlaması'nda bu canlıların hepsi bir anda var olmamış, bunların ortaya çıkması on milyonlarca, hatta yüz milyonlarca yıl almıştır.  Günümüzde kaşık solucanlarına ait 230 tür tanımlanmıştır.

 

 

Şimdi o kritik ayrımın diğer tarafına bakarak bu yazımızın sonlarına gelelim. Ecdysozoa (Dış İskeletli Hayvanlar) tıpkı Lophotrochozoa gibi protostom bir hayvan süper şubesidir, yani bu grubun içerisindeki bütün hayvanların embriyolojik dönemde ağızları ilk olarak oluşmaktadır. Bu süperşube altında yine 9 farklı şube bulunmaktadır: Kinorhyncha (Hareketli Burunlular), Loricifera (Zırh Taşıyıcılar), Priapluida (Penis Solucanları), Nematoda (Yuvarlak Solucanlar), Nematomorpha (Atkılı Solucanları), Lobopodia (Lop Ayaklılar), Onychophora (Pençe Taşıyıcılar), Tardigrada (Su Ayıları) ve son olarak Arthropoda (Eklembacaklılar). 

 

Evrimsel süreçte ilerledikçe, sadece isimlere bakarak bile nasıl basitten karmaşığa doğru gidildiği görülecektir. Çok basit, mikroskobik başlangıçlardan, çok daha karmaşık ve Dünya çapına yayılmış hayvanların evrimi kademeli olarak gerçekleşmektedir. Şimdi bunları tanıyalım:

 

 

 

Yukarıda gördüğümüz Kinorhyncha (Hareketli Burunlular) şubesine ait bir hayvan türüdür. Bu hayvanlar yalancı sölomlara sahiptirler, yani oldukça ilkin bir vücut boşluğu bulunmaktadır. Kimi zaman çamur ejderleri olarak da bilinirler. Herhangi bir uzuvları bulunmaz ve vücutları kafa, boyun ve 11 segmandan oluşan karından oluşmaktadır. Vücutlarında bulunan dikensi yapılar ile hareket ederler. 

 

 

Burada ise Loricifera (Zırh Taşıyıcılar) şubesine ait bir tür görmekteyiz. Bu, tamamı sularda yaşayan ve 22 türden oluşan bir hayvan şubesidir. Ancak türlerin sayısının 130'a kadar ulaştığı, ancak tam olarak tanımlanamadığı bilinmektedir. Boyutları 0.1-1 milimetre arasında değişmektedir. Lorika adı verilen dış zırhları onlara isimlerini vermektedir. Deniz diplerindeki boşluklara tutunarak yaşarlar. 

 

 

Buradaki garip görünümlü hayvan ise Priapulida (Penis Solucanları) adı verilen şubeye aittir. Bu solucanların da tamamı denizlerde yaşamaktadır. Garip görünümlü ağız yapıları insan penisine benzediği için bu ismi almıştır. Çamurlarda yaşarlar ve 90 metre derinlikteki sularda bulunurlar. Boyları 0.5-20 santimetre arasında değişmektedir. Halen tam bir vücut boşluğuna sahip değildirler. Vücutlarını kitin benzeri bir yapıyla sararak, bu zırhla savunurlar.

 

 

Burada gördüğümüz kıl benzeri hayvan ise, tahmin edilebileceği gibi Nematomorpha (Atkılı Solucanları) şubesine aittir. Tamamı parazit olarak yaşamaktadır ve morfolojik olarak yuvarlak solucanlara benzedikleri için isimleri "yuvarlak solucan benzeri" anlamına gelmektedir. Birçok bireyi 50-100 santimetre arasında değişir. Bazı uç örnekler olarak 2 metrelik bir birey ile 1 milimetrelik bir diğer birey keşfedilmiştir. Akıntılarda, çamur yataklarında ve benzeri alanlarda bulunurlar. Böceklerde, hamamböceklerinde, deniz omurgalılarında parazit olarak yaşarlar. Günümüzde 351 farklı türü bilinmektedir. 

 

 

Yukarıdaki ise Lobopodia (Lop Ayaklılar) şubesine ait bir türdür. Ne yazık ki tam olarak çözülebilmiş bir şube değildirler. Bu şube ve atalarının eklembacaklılardan ayrıldığı, daha doğrusu onların atası konumunda olduğu düşünülmektedir. Erken Kambriyen Dönemlere kadar giden fosilleri bunu desteklemektedir. Vücutları segmanlı yapıdadır ve net bir şekilde ayırt edilebilen, loplar halinde bacakları bulunmaktadır. Bu şube hakkındaki araştırmalar halen sürmektedir.

 

 

Buradaki türümüz ise Onychophora (Pençe Taşıyıcılar) şubesine ait bir türdür. Vücutları net bir şekilde segmanlıdır ve ayrıca antenleri ucunda ufak gözleri bulunmaktadır. Solucanlar, tırtıllar ve sümüklüböcekler ile kıyaslama yapılmaktadır. Eklembacaklılar ile Su Ayıları'nın yakın akrabası oldukları düşünülmektedir. Bu yeni ayrılan şube hakkındaki araştırmalar halen sürmektedir.

 

 

Şüphesiz hayvanlar aleminin en ilginç canlılarından biri, yukarıda bir örneğini gördüğümüz Tardigrada (Su Ayıları) şubesidir. Sularda yaşayan bu ufak hayvanların 8 bacağı bulunmaktadır. Tıpkı bir ayı gibi, ancak su içerisinde yürüme davranışıyla süzüldükleri için bu ismi almışlardır. Tardigrad ise "yavaş yürüyen" anlamına gelmektedir. En büyükleri 1.5 milimetre boydadır. En ufağı ise 0.1 milimetre boyundadır. Günümüzde 1.150 farklı su ayısı türü tanımlanmıştır. Bu canlıları ilginç kılan ise aşırı zorlu ortamlarda başarıyla yaşayacak şekilde evrim geçirmiş olmasıdır. Örneğin 6.000 metre yüksekte, Himalayalar'da bulundukları gibi, suların 4.000 metre altında da bulunmakta, ayrıca kutuplarda da yaşamaktadırlar. Ayrıca bu canlıların uzayın sıcaklığı olan -271 santigrat dereceden, birçok hayvanın yaşamasının imkanı olmadığı 151 santigrat dereceye kadar bir sıcaklık aralığında yaşadığı bilinmektedir. Bu canlılar deneysel olarak uzay boşluğuna bırakılmış ve sağ kalmayı başarmışlardır. 

 

 

Yukarıda gördüğümüz ise günümüzdeki en büyük canlı gruplarından biri olan Eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinden bir örnektir. Günümüzde 1 milyondan fazla tanımlanmış türleri bulunmaktadır ve bu, günümüzde tanımlanmış, yaşayan tüm hayvan türlerinin %80'ini oluşturmaktadır. Ayrıca eklembacaklılar, çok kuru ortamlarda çok başarılı bir şekilde yaşamını sürdürebilen iki canlı grubundan biridir (diğeri de sürüngenleri de içine alan amniyotlardır). Plankton (mikroskobik hayvan) boyutlarından birkaç metre uzunluğa kadar ulaşabilmektedirler. O kadar çok çeşide sahiptirler ki, bunların hepsini buraya sığdırmamızın imkanı bulunmamaktadır. Sadece bilinmesi gereken eklembacaklıların hayvanların evriminde çok özel rolleri olmasıdır. Buna değinelim: Bu ana kadar bahsettiğimiz bütün canlılar denizel ya da genel olarak sularda yaşayan türlerdi. Karaya çıkan hiçbir canlı bulunmamaktaydı.

 

Fakat canlıların karaya çıkışı çok uzun sürmedi. Zira denizdeki bu aşırı çeşitlilik ve evrimsel mücadele, kısa sürede denizel kaynakların kısıtlanmasına ve av-avcı ilişkilerinin karmaşıklaşmasına sebep oldu. Canlıların bir kısmı, bu sorunu karaya çıkarak çözdüler. Tabii ki burada böyle anlatıyor olsak da, bu çıkış asla kısa sürede olmadı. Evrimsel Süreç açısından düşündüğümüzde, milyonlarca yılda, her seferinde karalarda biraz daha fazla zaman geçirebilen canlıların hayatta kalıp bu özelliklerini yavrularına aktarmalarıyla karalardaki ilkin hayvanları görmeye başladık. Fakat bu ilkin karaya çıkışlar pek de uzun soluklu değildi; hayvanlar karaya çıkabiliyor olsalar da halen denizlere bağımlılardı. Üstelik daha da önemlisi, karaya çıkan bu canlılar çok da karmaşık yapılı değillerdi, göreceli olarak ilkel olan eklembacaklılardı. Yani karaları ilk işgal etmeye başlayan hayvanların böcekler ve ataları olduğunu bilmekteyiz.

 

Eklembacaklıların en ilkin atalarının yukarıda değindiğimiz Trilobitler olduğunu biliyoruz. Ancak günümüzdeki önemli eklembacaklı gruplarını vermek gerekirse: Arachnida (örümcekler, akrepler, vs.), Xiphosura (atnalı yengeçleri ve benzerleri), Pycnogonida (deniz örümcekleri), Eurypterida (deniz akrepleri, ne yazık ki soyları tamamen tükenmiştir), Chilopoda (çıyanlar, vs.), Diplopoda (çiftayaklılar), Pauropoda (kırkayak-benzeri canlılar), Branchiopoda (dallı ayaklılar), Cephalocarida (atnalı karidesi ve benzerleri), Maxillopoda (midyeler ve benzerleri), Ostrocoda (tohum karidesi ve benzerleri), Malacostraca (ıstakozlar, karidesler, yengeçler, vb.) ve son olarak Insecta (böcekler). Bundan daha fazlası da bulunmaktadır, ancak kalabalık olmaması adına hepsini yazmıyoruz. Belki başka yazılarda bu konulara eğilebiliriz. 

 

Bu noktaya kadar saydığımız son 20 civarı şubenin tamamı, sindirim sisteminin embriyolojik gelişimine göre, ağzın önce geliştiği, sonradan anüsün geliştiği canlı gruplarıdır. Yani bu üç şubeye protostom hayvanlar (ağız-önce hayvanlar) demekteyiz. Daha sonra meydana gelen bir dallanma ise, ağız-sonra, yani anüsün embriyolojik olarak daha önce oluştuğu canlıları, deuterostom hayvanları evrimleştirmiştir. Şimbi bu gruba bir bakalım:

 

Deuterostom (Ağız-Sonra Hayvanlar) başlı başına bir süperşubedir, protostomlarda olduğu gibi 3 farklı süperşubeden oluşmaz. Bu tek süperşubenin altında ise 1'inin soyu tamamen tükenmiş olmakla birlikte 5 farklı şube bulunmaktadır: Vetulicolia (Oval Ağızlılar), Xenoturbellida (Yabancı Turbeller), Echinodermata (Derisidikenliler), Hemichordata (Yarı-Kordalılar) ve son olarak Chordata (Kordalılar).

 

Şimdi bunları tanıyalım:

 

 

 

Yukarıdaki türler, Vetulicolia (Oval Ağızlılar) şubesine ait bir fosil ve bunun canlandırmasıdır. Bu canlıların tamamının soyu Kambriyen Dönem'in sonlarına doğru sona ermiştir. Vücutları iki kısımdan oluşmaktadır ve ön kısımda oval bir ağız bulunmaktadır ki bu, şubeye adını vermektedir. Üstelik bu canlıların çok önemli bir özellikleri bulunmaktadır: vücutlarında çok ilkin solungaç yarıklarının bulunduğu tespit edilmiştir. Bunlar, omurgalılara geçişte çok ciddi öneme sahip bir ara şubedir. Dolayısıyla yine evrimsel sürecin kademeli işleyişini görmekteyiz.

 

 

Bu ilginç görünümlü hayvan ise kimi zaman "domuz kıçı" olarak bilinen Xenoturbellida şubesine ait bir türdür. Bu şube sadece 1 cins (Xenoturbella) ve 2 tür ile temsil edilmektedir. Yumuşakçalarla yakın akraba oldukları tespit edilmiştir. Henüz haklarında pek bir şey bilmediğimiz bu şube ile ilgili araştırmalar sürmektedir.

 

 

 

Bu gördüğümüz Derisidikenli (Echinodermata) şubesine ait bir canlıdır. İsimlerinden de anlaşılacağı üzere bu canlıların vücutlarında diken yapıları bulunmaktadır. İstisnasız her derin okyanus dibinde bulunurlar. En ilkin ataları olan Arkarua cinsinin 550 milyon yıl önce evrimleştiği düşünülmektedir. Ancak yine yukarıda anlattığımıza uygun olarak, bu şubenin çeşitlenmesi uzun milyon yıllar almıştır. Günümüzde derisidikenlilerin 70.000 civarı türü bulunmaktadır. Ayrıca bu canlılar, deuterostom (ağız-sonra) hayvanların ilkin örneklerini göstermektedir. Yani bu canlılarda embriyolojik dönemde vücut boşluğu önce anüsü oluşturur, sonra ağız oluşur. 

 

 

Buradaki tür ise Hemichordata (Yarı-Kordalılar) olarak isimlendirilen bir şubeye aittir. Bilim insanlarının seçtiği isim bile gayet net bir şekilde evrimsel gelişime işaret etmeye yetmektedir. Derisidikenliler ile Kordalılar arasında bir geçiş özelliği gösteren bu şubeye ait birçok tür ve fosil keşfedilmiştir. Omurgasızlar ile ilkin omurgalılar (kordalılar olarak düşünebiliriz) arasındaki geçişi, sinir sistemlerinin ve vücut yapılarının evriminden görmek mümkündür. Bu canlıların keşfiyle birlikte evrimsel sürecin anlaşılması konusunda çok önemli adımlar atılabilmiştir.

 

 

Ve son olarak karşımıza çıkan grup, Kordalılar (Chordata) şubesidir. Bu şubeyi omurgalılar ve çok yakın omurgasız akrabaları oluşturmaktadır. Kısaca burada da evrimsel bir geçiş görmekteyiz. Korda yapısının oluşmasından sonra, omurganın evrimleşmesine kadar ara geçişler görülmekte, sonrasında ise omurganın tam oluşumuyla dev bir grup olan omurgalılar oluşmaktadır. İnsan da bu hayvanlardan biridir. Kordalıları ayırt eden özellik, isimlerinden de anlaşılacağı üzere notokord denen sinir şeridinin oluşmasıdır. Ayrıca kordalıların boğaz yarıkları ve kuyrukları bulunmaktadır. Bu gruba ait kimi hayvan türü bu yapıları kısmen yitirmiş olsa da (örneğin insan gibi kuyruksuz maymunların kuyruklarını yitirmesi gibi), bu yapılara ait izler halen vücutlarda taşınmaktadır.

 

Unutmayınız ki bu yazımızda görsel olarak verdiğimiz örnekler, devasa şubeler içerisindek, onlarca takımın içinde bulunan yüzlerce ailenin içerisindeki binlerce cinsin içerisinde bulabileceğiniz binlerce türden sadece birer tanesidir. Dolayısıyla elbette aralarında doğrusal bir evrimsel ilişki bulunmamaktadır. Evrim'in, bir "ağaç" şeklinde düşünülmesi gerektiğini tekrar tekrar, önemle hatırlatırız. Dolayısıyla bir derisidikenli, elbette bir Adriana Lima olmayacaktır. Ancak insana giden kolda, derisidikenlilker ile kordalılar arasında çok yakın akrabalık bulunmaktadır ve bu aradaki köprüyü yarı-kordalılar sağlamaktadır. Kordalıların içerisindeki evrim takip edildiğinde, günümüz insanına kadar milyonlarca farklı evrimsel süreç olduğunu göreceğiz. İşte bunlar, sonraki yazılarımızın konusudur. Dolayısıyla lütfen buradaki fotoğraflara bakıp da doğrusal bir zincir düşünmeyiniz. Bir derisidikenli asla bir yarı-kordalıya evrimleşmemiştir. Bunlar arasında akrabalık ilişkisi bulunmaktadır, yani ortak bir atadan, iki dalın evrimleşmesi sonucunda bu canlılar ortaya çıkmıştır. Hatta onlar içerisinde meydana gelen milyonlarca dallanmanın sonucunda, yukarıda örneklerini verdiğimiz modern türler oluşmuştur. Dolayısıyla yukarıdaki fotoğraflar arasında bir evrimsel akrabalık ilişkisi bulunsa da, doğrusal bir evrimden bahsedilemez.

 

 

Bu yazımızda sizlere temel olarak 542 milyon yıl öncesinde en yüksek hıza ulaşan Kambriyen Patlaması'ndan sonra, hayvanları ayırt etmekte kullanacağımız şubelerin nasıl evrimleştiğini anlatmaya çalıştık. 542 milyon yıl öncesinden günümüze kadar çok hızlı bir bakış attık.  Bizim bu dizideki amacımız insana giden kolu incelemek olduğu için, buradaki tüm şubeleri dikkate almayacağız ve doğrudan Kordalılara odaklanacağız, böylece insana giden evrimsel kol üzerinde kalmaya devam edeceğiz. Ancak yine de bu yazımız, insana gelene kadar geçilen basamakların görülmesinde önem arz etmektedir.

 

Şimdi, bir sonraki yazıya gitmeden hangi zaman diliminde olduğumuzu hatırlatalım: Şu anda bulunduğumuz nokta, 500 milyon yıl öncesidir. Kambriyen Patlaması üzerinden 42 milyon yıl geçmiştir ve yukarıda saydığımız şubelerden sadece 9 tanesinin en ilkin ataları evrimleşebilmiştir. Bu şubelerin geri kalanlarının ve şube içi çeşitliliğin oluşması için ise daha yüz milyonlarca yıl geçmesi gerekecektir. Buradan itibaren, insanın evrimine (ve diğer tüm modern türlerin de evrimine) giden nefes kesici patikayı takip etmeye devam edeceğiz.

 

Umarız faydalı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum