Evrimsel Süreç - 12: Evrim Ağacı'ndaki Kritik Dallanmanın Başlangıcı ve Protistaların Evrimi (750 Milyon Yıl Önce - Günümüz)

Yazdır Evrimsel Süreç - 12: Evrim Ağacı

Merhaba arkadaşlar,

 

Geçtiğimiz yazıdan hatırlayacak olursanız, çevresel etmenlerin etkisi altında Evrim süreci daha önce hiç olmayan bir patikaya girerek hızla dallanmaya başlamıştır. Bunun sebeplerinden başlıcası, günümüzden yaklaşık 900 milyon yıl önce, oksijenin de atmosferde çoğalmasıyla birlikte kolayca enerji kaynağı bularak evrimleşmeye başlayan ve yüksek bir başarıya ulaşarak seçilim mekanizmaları tarafından sürekli olarak seçilen çok hücreliliğin başlangıcıdır. İşte bu yazımızda, Kambriyen Patlaması olarak dediğimiz, anlık olmayan ve çok uzun bir zaman dilimine yayılan göreceli olarak hızlı, daha doğrusu çok-yönlü evrimsel sürecin izlerini sürecek ve günümüzdeki büyük canlı gruplarının atalarının nasıl evrimleştiğini gözleyeceğiz. Umarız tüm okurlarımıza faydalı olacaktır.

 

Evrimsel Süreç içerisinde tek hücrelilikten çok hücreliliğe evrim dendiğinde akla belki ilk önce kolonileşme, sonrasında ise devasa bir sınıf olan ve günümüzde büyüklüğü ve genişliğinden ötürü yavaş yavaş yeni sınıfların doğmasına sebep olan Protistalar gelmektedir. Dolayısıyla mantarların, bitkilerin, hayvanların evrimini, yani bu dev alemlerin evrimini anlayabilmek için, protistaların ilkin evrimine ve günümüze kadar gelen çeşitliliğine bakmakta fayda vardır.

 

Protistalar, Neoproterozoik Çağ'da evrimleşmeye başlayıp, bugüne kadar gelmeyi başaran, tek hücreli ve çok hücreli canlıları bir arada barındıran, ancak aynı zamanda Endosimbiyotik Kuram dahilinde evrimleşmiş ökaryotik canlılar olan bir taksonomik alemdir. Dolayısıyla sadece bu tanıma bakarak bile hem tek hücreliler ile çok hücreliler arasında, hem de bir nevi prokaryotlarla ökaryotlar arasında "geçiş alemi" olduğu düşünülebilir (ancak yine de hepsinin ökaryotik olduğunu hatırlatalım). Buraya dikkat ediniz: Bir "tür" ya da "cins"ten bahsetmiyoruz. Koskoca bir alem, farklı alemler arasında geçişsel özellikler göstermekte, yani iki tarafa ait canlıları da içerisinde barındırmaktadır. Bu "geçişsel" canlılara bakteriler ile ökaryotik canlıların karışık özelliklerini taşıyan canlıları, hayvanlar ile bitkilerin karışımı gibi gözüken özellikler taşıyan canlıları, mantarlarla hayvanlar arasındaki geçiş türü gibi gözüken canlıları, mantarlar ile bitkiler arasında geçiş gibi gözüken canlıları ve hiçbir diğer gruba dahil olamayan, tamamen protistik özelliklere sahip canlıları gösterebiliriz. Kısaca protistlar, tam bir Evrim şölenine ev sahipliği yapan, baş döndürücü bir canlı grubudur.

 

Protistaların evrimi, bahsettiğimiz gibi yaklaşık 750 milyon yıl öncesindeki ilkin türlerden ve prokaryotlardan başlar; ancak Kambriyen Dönem'in başlarına kadar büyük bir hızla dallanır. Bu dallanmanın birçok canlı grubunun evriminde rol oynadığı düşünülmektedir. Bu sebeple protistaların özelliklerine ve tiplerine bakmak, onların çeşitliliğini ve evrimini anlamak açısından faydalı olacaktır:

 

Bakteriler ve Arkeler, ayrı iki Alan'ı ifade ederler. Normalde, taksonomik sınıflandırmada Alan'dan sonra Alem, Krallık anlamına gelen "Kingdom" basamağı gelir. Ancak Bakteriler ve Arkeler'de bu bulunmaz. Bu Alanlarda çoğu zaman doğrudan bir alt basamağa, Şube'ye (filum) geçilir. Kimi kaynaklar, Arkelerin altındaki 5 filumu, alem olarak saysa da, biz geleneksel düşünceyi devam ettirerek, genel olarak Prokaryotlar'da (yani Arkeler ve Bakteriler Alanlarında), "alem" basamağının bulunmadığını belirteceğiz.

 

Ancak ökaryotlar için durum aynısı değildir. Ökaryotlar'da, çok temel özelliklere sahip olan 4 alem bulunmaktadır: Protistalar, Mantarlar, Bitkiler ve Hayvanlar. Günümüzdeki bazı taksonomistler, gelişen bilimsel bilgi sebebiyle daha ayrıntılı bir sınıflandırmaya giderek, Protista Alemi'ni dağıtmışlar ve Protistalar'dan 4 yeni Alem daha çıkarmışlardır. Bunlara az sonra geleceğiz.

 

Kısaca, Bakteriler ve Arkeler kendi başlarında birer alan teşkil ederken, ökaryotlar temel olarak 4 alemin bir bütün olan bir alan teşkil ederler. Dediğimiz gibi kimi güncel kaynaklar, ökaryotların 4 yerine 7 alemden oluştuğunu da ileri sürmektedirler.

 

Biz, şimdi, 1866 yılında büyük Biyolog Ernst Haeckel'ın yaptığı taksonomiden beri kullanılan taksonomiye uygun olarak, genel adıyla Protistalar olarak anılan aleme giriş yapacağız. Böylelikle taksonomik sınıflandırmada alan düzeyinden alem düzeyine de iniş yapmış olacağız.

 

Protistalar, güzel bir geçiş alemi olarak görülebilir. Dikkatinizi çekmek istiyoruz: "geçiş türü" değil; koca bir geçiş alemi! Çünkü protistalar, prokaryotlardan bir adım öte; ancak ökaryotlar arasında en "geride" olan canlı grubudur. Burada altını çizelim: Elbette tüm modern canlılar, günümüzde var olabildiklerine göre, yeterince iyidirler (güçlü, hızlı, dayanıklı, vs.). Ancak karmaşıklık göz önüne alınarak bir sınıflandırma yapılırsa, protistalar, prokaryotlar ile "karmaşık" ökaryotlar (mantarlar, bitkiler ve hayvanlar) arasında bir basamak olacaktır.

 

Protistalar, uzun yıllar boyunca şu şekilde tanımlanmışlardı: "Hayvan, bitki ya da mantar olmayan bütün ökaryotik canlılar protistadır". Ancak günümüzde bu anlayış modern teknikler ve genetik bilimindeki gelişmeler ve en önemlisi Evrimsel Biyoloji'nin güçlü açıklama yetenekleri sayesinde değişmeye başlamıştır. Şu anda Protistalar, genel bir alemden çok, bir canlı tipini belirtmek için kullanılmaktadır. Protistalar, 30-40 arasında farklı şubenin birleşiminden oluşan dev bir alemdir ve bu canlıların tamamı mikroorganizmadır, yani mikroskop yardımı olmadan görmek mümkün değildir.

 

Protistaların çoğu tek hücrelidir; ancak bazıları, özelleşmiş dokulara sahip olmamak kaydıyla çok hücreli de olabilir. Bu alemi, diğerlerinden ayıran en temel özellik, yapılarının oldukça basit olmasıdır. Bu özellikleri sayesinde protistaları ayırt etmek oldukça kolaydır.

 

Protistalar, doğa için gerçekten çok büyük önem arz etmektedirler, çünkü pek çok ekolojik niş'e (ekolojik görev) sahiptirler. Örneğin cıvık mantarlar (mantar değillerdir, İng: slime mold) toprağın yenilenmesini, hayvanların dışkılarının ortadan kaldırılmasını ve nemin azalmasını sağlarlar. Ayrıca ölü bitkilerin kabuklarını ayrıştırırlar. Bazı diğer protistlar sularda yaşayarak su ekosistemini yakından etkilerler.

 

Ayrıca, beslenme tipleri de oldukça farklıdır, kimi fotosentez yapabilirken (ototrof), kimi heterotrof beslenir, yani başka canlıları yiyerek enerji üretir. Üstelik, bazıları parazitik yaşayarak diğer canlıların kaynaklarından çalarak yaşamlarını sürdürürler.

 

Protistların, oldukça farklı hareket tipleri bulunabilir. Bunları, ökaryotlarla ilgili yazımızda açıklamıştık. Hatırlayacağınız gibi, protistalar yalancı ayaklar (pseudopods) sayesinde veya siller (cilia) veyakamçılar (flagella) kullanarak hareket edebilirler. Yalancı ayaklar, basitçe hücre içi sitoplazmik sıvının belirli bir yönde akarak canlının o yöne doğru ilerlemesini sağlamasıdır. Siller, küçük tüysü yapılardır ve hızla ama koordineli bir şekilde çalışarak canlıyı istenilen yöne doğru ittirirler. Kamçılar ise, önde veya arkada, bir ya da birde fazla sayıda olabilir ve sillere göre çok çok daha uzun ve güçlüdür. Ancak bu farklılıklara rağmen siller ve kamçılar birebir aynı yapıya sahiptirler. Bu yapıya 9+2 planı denir. Yani 9 tane çevreleyici mikrotübül ile 2 tane merkez mikrotübülün bağlantısından 1 adet sil ya da bir adet kamçı meydana gelir. Mikrotübül, hücre içerisindeki inşa malzemelerinden biri olarak açıklanabilir.

 

 

Protistaların bazılarında, kendilerini korumak için hücre dışı bir yapı görülebilir. Örneğin bir "terliksi hayvan" (hayvan değildir, Lat: Parameciumpelikül (pellicle) denen bir dış zırha sahiptir. Pelikül ve diğer tip zırhlar genellikle proteinlerden oluşur.

 

Protistalar, dediğimiz gibi parazitik olarak yaşayabilirler. Örneğin Plasmodium isimli protista, insan kan hücrelerinde parazit olarak yaşayan bir apicompleksan'dır. Bunun açıklamasına az sonra geleceğiz. Bu protista, Anopheles (anofel) cinsi dişi sivrisinek aracılığıyla insanlara taşınmaktadır.

 

Son olarak, protistalar, 5 farklı yolla üreyebilirler:

 

1) Amitoz Bölünme (Binary Fission): En ilkel bölünerek çoğalma tiplerinden biridir. Canlının genetik materyali ile sitoplazması hemen hemen aynı anda bölünür. Mitoz veya mayozdaki aşamalar görülmez.

 

 

 

2) Çoklu Amitoz Bölünme (Multiple Fission): Amitoz Bölünme ile aynı olmakla birlikte, canlı ikiye değil, ikiden fazla hücreye bölünür. 

 

 

 

3) Tomurcuklanma (Budding): Bir hücrenin üzerinde yeni bir hücrenin büyüyerek, bir noktada kopması ve yeni bir hücre halinde yaşamını sürdürmesidir. 

 

 

 

4) Sporla Üreme (Spores): Bu tipte ise ana hücre bazı özel hücreler üreterek onları dışarıya salar. Daha sonra bu yapılar, uygun bir ortamda (pH, nem, sıcaklık, besin miktarı, vb.) gelişerek yeni hücreler üretirler. 

 

 

 

5) Konjugasyon (Conjugation): Yukarıdaki 4 tipten farklı olarak bu, tek eşeyli üreme yöntemidir. Eşeysiz üremede ana canlının kopyaları üretilirken, eşeyli üremenin bir tipi olan konjugasyonda gen aktarımı yapılır ve bu sayede farklı bireylerin özellikleri karışır. 

 

 

 

Ayrıca protistalar yaşamlarının bazı kısmında haploid (tek set kromozomlu), bazı kısımlarında isediploid (çift set kromozomlu) yaşayabilirler. Buna döl almaşı (alternation of generations)denir. Bu duruma bitkilerde değineceğiz.

 

Protistalar, yukarıda da değindiğimiz gibi pek çok alt gruba ayrılabilirler ve Evrim Ağacı'nda gerçekten çok geniş bir alana yayılmışlardır.

 

Öncelikle, bu genel grupları görsel olarak görecek olursak:

 

 

Günümüzde protistaların en yaygın olarak kabul edilen alt dalları şöyledir (bu alt dallar bazı modern bilim insanlarında yeni alemler olarak sınıflandırılmaktadır ancak bu genel-geçer bir doğru olarak görülmemektedir):

 

1) Chromalveolata: Çift kamçılılar (bikont) ile kırmızı alg (red algea) arasındaki endosimbiyotik ilişki sonucu oluşan canlıları barındıran dev bir süpergruptur. Bu gruptaki tüm canlılar protistadır. Bu süpergrupta, çoğu diatom olan 100.000'den fazla türü barındıran Heterokontlar (Heterokontophyta) şubesi, pek çok algi içerisinde barındıran Haptophyta şubesi, çoğu plastidli algleri barındıran Cryptophyta şubesi ve son olarak Silliler şubesini (Ciliata), Apikompleksanlar şubesini (Apicomplexa) ve Ateşrengi Algler şubesini (Dinoflagellate) içine alan Alveolata süperşubesini barındırır. Uzun yıllar bu grup hücre duvarları, fotosentez yapabilmeleri ve kara bitkileriyle benzer özellikler taşımalarından dolayı bitki olarak sınıflandırılmışlardır. Ancak modern tekniklerle daha net sonuçlara ulaşılmış ve Evrim Ağacı düzeltilmiştir.

 

Cymbella (Heterokontophyta)

 

Emiliania huxleyi (Haptophyta)

 

Cryptomonas ovata (Cryptophyta)

 

Didinium (Ciliata)

 

Plasmodium (Apicomplexa)

 

Ceratium longipies (Dinoflagellate)

 

 

2) Excavata: Bu gruptaki canlıların tümü tek hücreli ökaryotlardır. Bu canlılardan bildiğimiz anlamıyla mitokondri bulunmaz. Her ne kadar "mitokondrisiz" canlılar olarak gruplandırılsalar da bazıları modifiye edilmiş bir mitokondri taşıyabilirler. Çoğunda iki, üç veya dört tane kamçı bulunur. Bu süpergrup altında Metamonada (kamçılı protozoa), Louozoa, Euglenazoa ve Percolozoa şubeleri bulunur. Meşhur Öglena bu süpergrubun bir üyesidir.

 

 

Giardia intestinalis (Metamondia)

 

Euglenazoa

 

Percolozoa

 

 

3) Rhizaria: Bu grubun en meşhur özelliği yalancı ayaklara sahip amipleri barındırmasıdır. Çoğunda zırh veya iskelet bulunur. Hemen hemen hepsinde tübüler krista'ya (mitokondrinin iç kısmı) sahip mitokondri bulunur. Üç ana şubeyi kapsar: Cercozoa (pek çok amibi ve kamçılıyı barındırır), Foraminifera (pek çok susal amibi barındırır) ve Radiolaria (planktonları barındırır).

 

Euglypha (Cercazoa)

 

Foraminifera

 

Radiolaria

 

 

4) Archaeplastida: Bu, bütün bitkileri (Plantae) de içine alan devasa bir gruptur. Elbette ki bitkiler, protistalardan tamamen farklıdır anca Archaeplastida içerisinde bulunan bitkileri bir kenara bırakırsak, geriye kalan Kırmızı Alglerin tamamı ve Glaucophyta protistalara aittir. 5000 ila 6000 arası Kırmızı Alg türü bilinmektedir. Glaucophyta ise mikroskobik tatlısu algleridir. Yani protistalar, Archaeplastida'nın bir kısmını barındırırlar ancak o kısım bile akıl almaz derecede çok türü barındırır.

 

 

Kırmızı Alg (Rhodophyta)

 

Glaucophyta

 

 

5) Unikonta: Bu grup ise çok daha büyük ve geniştir. İçerisinde tüm hayvanlar alemini (Animalia) de barındırmaktadır. Elbette ki, burada ismen yer almasının sebebi protistaların Unikonta'nın tamamını içerisine alması değil (hayvanlar tabii ki protista değildir); Unikonta'nın bir kısmının protista olmasıdır. Bu kısım, şunlardır: Amoebozoa (çok geniş bir amip grubu) ve Choanozoa (Hayvanlar'a çok yakın olan ve mantarlarla da büyük benzerliklere sahip çok önemli bir geçiş şubesi).

 

Chaos difluens (Amoebozoa)

 

Choanozoa

 

Bunların her biri ve her bir alt başlık ayrı birer not olabilecek kadar geniştir. Bu sebeple daha fazla sıkmamak için burada sonlandırıyoruz. Ancak umuyoruz ki bu farklı canlılara örnekler verip az çok özelliklerini tanımlayarak protistaların canlıların çeşitlenmesinde ne kadar önemli olduğunu ve ne kadar ilginç bir grup olduğunu gösterebilmişizdir.

 

Bu yazıdan çıkarılması gereken ders şudur: Protistalar, ciddi anlamda pek çok canlıyla ortak özelliklere sahip olmaları bakımından muhteşem ara türleri ve hatta sınıf, takım ve şubeleri barındıran dev bir alemdir. Evrimsel Biyoloji ve Genetik bilimleri sayesinde türler arasındaki ilişkiler her geçen gün daha çok ortaya çıkarılmakta ve Evrim Ağacı'nın eksik tarafları tamamlanmaktadır. Kişi, Evrimsel Biyoloji hakkında çalışmalar yaparken, bu türler arasındaki evrimsel bağları çok iyi kurabilmeli ve analiz edebilmelidir. Unutmamak gerekir ki Evrim oldukça yavaş işleyen bir süreçtir ama son derece devasa bir ağa sahip, dev bir ağacı oluşturmaktadır. Bu ağaçtaki her bir dalın kendine has özellikleri ve önemi vardır.

 

İşte bu evrimsel özellikler ve önem bizi çok önemli sonuçlara götürmektedir. Örneğin protistalar, yukarıda da belirttiğimiz gibi özelleşmiş dokular oluşturamasalar da çok hücreli olabilirler. Bu da, hayvanlar, bitkiler ve mantarlar gibi birçoğu gerçek dokulara sahip canlılarla, ilkin tek hücreliler arasındaki önemli bir geçişi göstermektedir.

 

Protistaların bu kadar başarılı olabilmesinin sebebinin anlaşılması önemlidir: Protistaların evrimleşmeye başladığı dönemde, henüz çok hücrelilik yeni evrimleşmekteydi, ökaryotlar ise bir süredir ortamda bulunmaktaydı. Protistalar, bu daha ilkin canlı gruplarının içerisinde bir dal olarak evrimleşti ve daha karmaşık, dinamik ama stabil (dengeli) yapıları sayesinde çok kısa sürede avantaj sağlayarak Dünya çapında yayılmaya başladılar. Bu yayılım, yeni çevre şartları ile karşılaşılmasına ve sonuç olarak protistaların da binlerce, yüz binlerce farklı kola dallanmasına sebep oldu.

 

Protistalar, daha önce de belirttiğimiz gibi hayvanlar, bitkiler ve mantarların evriminde rol oynamış olabilir. Örneğin kendi açımızdan bakacak olursak, şu anda var olan ve Evrimsel Süreç içerisinde var olmuş bütün hayvanların istisnasız her birinin ortak atasının bir protista olan dinoflagellalılara ait bazı türler olduğu düşünülmektedir. Bu atasal formlar günümüzde bir miktar farklılaşmakla birlikte halen yaşamaktadırlar ve protozoa (ilkin hayvanlar) olarak anılmaktadırlar. Benzer şekilde, günümüz bitkilerinin büyük kısmının ortak atalarının protistalar içerisinde yer aldığı düşünülmektedir. Bu atasal formlar da günümüzde halen bulunmaktadır ve protophyta (ilkin bitkiler) olarak anılmaktadırlar. Dahası, mantarların hemen hepsinin ortak atalarının da yine protistalar içerisinde bulunduğu düşünülmektedir. Bu ilkin formlar da günümüzde halen farklılaşmakla birlikte yaşamaktadırlar ve mantar benzeri protistalar olarak bilinen cıvık mantarları ve su mantarları olarak ikiye ayrılmaktadırlar. 

 

Kısaca protistalara bakıldığında, birçok canlının ortak atasını barındıran büyük bir canlı grubu görülür. Bu daha ilkin gibi gözüken canlılar, Dünya'nın hemen her yerinde bulunmaktadırlar ve son derece yaygındırlar. Üstelik protistaların evriminin incelenmesi, diğer birçok canlının evrimi hakkında bize çok önemli bilgiler vermektedir. Örneğin protistaların bazılarının mitokondri dediğimiz ve hücre içerisinde enerji üretimini sağlayan organellerinin evrimsel geçmişinin alfa-proteobakteriler denen ilkin bir bakteri grubundan geldiği görülmektedir. Yani günümüzdeki bütün hayvansal mitokondriler, bakterilerde evrimleşmiş, onlardan protistalara geçmiş ve sonrasında ise evrimsel süreçte dallanma sırasında hayvanlara aktarılmıştır. Bu, Evrim'in nasıl gerçekleştiğini bize harika bir şekilde göstermektedir.

 

Bu kadar da değil. Birçok protistada kloroplast bulunmaktadır. Bu organel, bilindiği üzere fotosentez yaparak besin üretimini sağlamaktadır. Daha önce bu yazı dizimizde fotosentezin evriminde anlattığımız siyanobakteriler denilen bir canlı grubunun öneminden bahsetmiştik. Protistaların evrimi sırasında, siyanobakteriler içerisinden bir grubun farklılaştığı da düşünülmektedir. Dolayısıyla protistaların sahip oldukları kloroplastların bu bakterilerden alındığı düşünülmektedir. Daha sonrasında protistalar içerisindeki bir gruptan evrimleştiği düşünülen bitkilere de kloroplastın geçişi bu şekilde olmuştur. 

 

Protistaların atalarının kimi kaynaklarda 2 milyar yıl öncesine dayandığı da aktarılmaktadır. Bu kaynaklarda protistaların evriminin derin kökenlerine girilmekte ve hangi bakteri gruplarının farklılaşması ve evrimleşmesi sonucunda protistaların evrimleşmiş olabileceği ortaya koyulmaktadır. Biz, bu yazımızda sadece protistaların hızla yükseldiği ve farklılaştığı, yaklaşık 120 milyon yıllık dev bir zaman dilimini ele almaktayız. Ancak bundan çok daha fazlasının olduğu ve protistaların günümüze kadar da evrimleşerek ve dallanarak geldiğini unutmamak gerekmektedir.

 

Bu yazımızı daha fazla uzatarak Biyoloji'nin detaylarına girmek istemiyoruz. Sanıyoruz ki protistaların evrimsel süreç içerisindeki önemini yeterince izah ettik. Bu noktada Evrim Ağacı'na son kez dönüp bakmakta fayda görüyoruz:

 

3.8 milyar yıl kadar önce cansızlık içerisindeki uzun süreli deneme-yanılma ve seçilimler sonucunda özel bir form olarak başlayan canlılık, milyarlarca yıl boyunca varlığını sürdürmeye çalışacak şekildl eenerjiyi kullanabilecek nitelikte evrimleşmiştir. Bu süreçte öncelikle basit, içi kimyasallarla dolu yapılar olarak karşımıza çıkan koaservatlar, sonradan özelleşerek ilkin bakterilerin evrimine sebep olmuştur. Bakterilerin evrimiyle birlikte gelen hızlı çeşitlenme ve Evrimsel Yayınım, yepyeni türlerin doğuşuna sebep olmuştur. Bakteriler içerisinden ekstrem koşullarda yaşayan bir grup, gittikçe farklılaşarak önce Bakteriler'den bağımsız hale gelmiş, sonrasında ise kendi içerisinde iki dala ayrılmıştır. Bu dallardan biri arkeler olarak bildiğimiz, bakterilerden oldukça farklılaşmış ancak ilk bakışta aynı gelebilecek özelliklere sahip büyük canlı grubudur. Bu canlılar Dünya'nın en ekstrem koşullarında bile var olabilecek şekilde özelleşmişlerdir. Diğer kol ise Endosimbiyotik Kuram'ın bize net bir şekilde izah edebildiği üzere etraftaki diğer prokaryotların fagositoz, difüzyon gibi mekanizmalarla bünye içerisine alınıp, sindirilememeleri sonucu başlayan bir mutualist simbiyotik yaşam ile ökaryotların evrim patikasına girmiştir. Ökaryotlar, hızla çeşitlenerek milyonlarca yıl boyunca evrim geçirmişler ve sonunda, akrabaları bakterilerin atmosferi oksijenle doldurması sayesinde daha büyük bünyeler evrimleştirebilecek kadar enerji üretebilmeye başlamışlardır. Bu bünyeler, birden fazla ökaryotik canlının bir araya gelmesiyle protistalar dediğimiz büyük ve birçok alt kola ayrılan canlı grubunun evrimine yol açmıştır. Protistalar, evrimsel süreç içerisinde uzun milyon yıllar boyunca o kadar çok dallanmışlardır ki, kimi tek hücreliliğe dönüş yapmış, kimi daha karmaşık canlı formlarına yol açmıştır.

 

Protistaların evrimin ilkin dönemlerindeki dallanmaların yukarıda belirtilen bazılarının Hayvanlar'ın, Bitkiler'in ve Mantarlar'ın oluşumuna sebep olduğu, yani ilkin bir dallanma sonucunda bu canlı gruplarının protistaların içerisinde çok uzun süreler evrim geçirmeden kendi evrimsel süreçlerine girdiklerini düşünülmektedir.

 

Bu noktada, gelecek yazılarımızda öncelikle mantarların, sonrasında bitkilerin evrimine girerek onların günümüze kadar gelen evrimsel süreçlerini inceleyeceğiz. Sonrasında ise geri dönerek yine bu geldiğimiz noktaya gelecek ve Hayvanlar Alemi'nin evrimine giriş yapacağız. Mantarlar ile Bitkiler'i önceden bitirme sebebimiz, bu yazı dizimizde ilkin canlılardan başlayarak Evrim Ağacı'nın insana giden kolunu incelemektir. Bu yolda milyonlarca, milyarlarca dallanma olduğu için her birine yer vermemiz olanaksızdır. Sadece büyük canlı gruplarını ele alarak onların evrimini ve nasıl insanlara kadar gelecek ilkin canlılardan oluşan kolların özelleştiğini ve farklılaştığını siz okurlarımıza aktarmak istiyoruz.

 

Umarız faydalı bir yazı olmuştur.

 

Sevgilerle.

ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum