Evrimsel Biyoloji Nedir, Ne Değildir? Karl Popper Üzerinden Evrim Kuramı'nın Tartışılması...

Yazdır Evrimsel Biyoloji Nedir, Ne Değildir? Karl Popper Üzerinden Evrim Kuramı

Merhaba arkadaşlar,

 

Belki de çok uzun bir süre önce yazmamız gereken bu yazıyı, şimdi yazabiliyoruz. Bunca süredir size birçok farklı açıdan Evrimsel Biyoloji'yi anlattık, anlatıyoruz, daha çok anlatacağız da. Ancak hepsini bir arada toplayan ve bu bilimin "ne" olduğunu anlatan bu yazımızın, kafasında halen soru işaretleri olan veya bilim düşmanı şahıslar tarafından kafaları karıştırılanlar için faydalı olacağını düşünüyoruz. 

 

Evrimsel Biyoloji'nin tarihine, gelişimine, değişimine girmeyeceğiz, bununla ilgili yazılarımız zaten var. Ancak "Evrimsel Biyoloji" dediğimiz bilim dalı, neden bir "bilim dalı"dır, bunu anlatmaya çalışacağız bu yazımızda.

 

Günümüzde bir furyadır alıp gidiyor. Bilim hakkında en ufak fikri olmayan kişiler, sağdan soldan, iki internet sitesinden, bir popüler dergiden okuduklarıyla bilimi eleştiriyor, yorumluyor, bilimsel verilerle ilgili yargılara varıyorlar. Kısaca, özellikle ülkemizde, bilim konusunda bir laçkalaşma söz konusu ve bu çok üzücü. Bilimden anlamadığımız ve bilim üretemiyor olmamız yetmiyormuş gibi, bir de bilimi ayaklar altına alıyoruz. Bunu da çok iyi yapıyoruz.

 

Eğer ki Evrim Kuramı'na, dolayısıyla Evrimsel Biyoloji'nin bir bilim dalı olmasına karşı duran biriyle konuşacak olursanız, muhtemelen laf dönüp dolaşıp önce dine, sonra eğer ki kişi biraz din ile bilimin taban tabana zıt olduğunu biliyorsa felsefeye ve sonunda, en nihayetinde, yine bu kişinin bilgisi dahilinde Karl Popper'a gelecektir. Zira Karl Popper'ın felsefi bakış açısı dahilinde söylediği sözler, Evrim Karşıtları için güzel malzemeler oluşturur. Eh, bir de saygıdeğer bir filozof olması, zaten Dünya çapındaki akademisyenler arasında sayıları birkaç on veya yüzü geçmeye Evrim Karşıtı bilim insanı yanında, güzel bir kaynak haline getirir Popper'ı. Eğer ki bu kişi bilim düşmanı kaynaklardan Karl Popper'ı okuduysa, bol bol Evrim Karşıtı alıntı yapacak ve size karşı çıkacaktır.

 

Bu yazıda sürekli Popper'ın hatalarından ve konu dahilindeki bilgisizliklerinden bahsederek onu eleştirmeyeceğiz. Zira Popper, birkaç on yıl daha yaşayıp Evrim Kuramı'nın deneysel temellerine şahit olacak olsaydı, kesinlikle sözlerinden pişman olurdu. Zira Popper'ın, çok detaylı olan felsefi tutumunu, 1981 yılında ünlü Evrim Karşıtları'ndan Duane Gish, Science Digest dergisindeki makalesinde şöyle özetler:

 

"Evren'in başlangıcını gören hiçbir şahit yok, canlılığın başlangıcını veya ilk canlının ortaya çıkışını... Bunlar, eşsiz ve tekrar edilemez, laboratuvarda yaratılamaz olaylardır. Dolayısıyla ne yaratılış ne de Evrim Kuramı bilimsel teoriler değildir ve ikisi de inanca dayalıdır. Bilimsel filozof Bay Karl Popper'ın dediği gibi, Evrim test edilebilir bir teori değildir ve metafiziksel bir araştırma programıdır."

 

Şimdiye kadar yazdığımız yüzlerce yazıyı okuyan biri, Gish'in de, Popper'ın da ne kadar ciddi bir sanrı içerisinde olduğunu görecektir. Zaten fazla söze gerek yok. Binlerce farklı açıdan (moleküler, anatomik, fizyolojik, jeolojik...), binlerce farklı gözleme dayanan (gerek laboratuvar ortamında, gerek doğada), yüzbinlerce bilim insanının çalıştığı ve araştırmalarında kullandığı bir bilimi, "metafiziksel bir araştırma programı" olarak tanımlamak, Dünya'nın en ünlü bilim insanı, en ünlü filozofu da olsanız, ancak ve ancak eksik bilgiden, yani cehaletten kaynaklanabilir. Evrim'in bir doğa gerçeği olduğunun ve doğru düzgün araştırıldığında laboratuvarda bile gözlendiğini öğrenen bir Evrim Karşıtı'nın, Evrim'i kabul etmek zorunda kalmasına en güzel örnek şüphesiz ki Prof. Dr. Michael Behe'nin durumudur. Evrimsel Biyoloji'nin bir bilim olduğuna dair şüpheleri olan ve Evrim'in bir doğa gerçeği olduğunu kabul etmeyen bir biyokimyagerin, tarihten günümüze laboratuvarda yapılan Evrim deneylerini derlemesi sonucunda, tartışılmaz gerçeği görmesi ve Evrim Kuramı'nı kabul etmesi (bazı sınırlar dahilinde de olsa), çok güzel bir örnektir. Kaldı ki, Prof. Behe'nin 15 küsür yıl boyunca aktif bir şekilde Evrim Karşıtı propoganda yapmış olması, şartlanmış bir beynin nasıl köreleşeceğini ve gerçekleri görmekten uzak kalabileceğini; ancak bilimin bu kadar şartlanmış bir beynin kilidini bile açabileceğini göstermektedir.

 

Evrimsel Biyoloji, basit bir dille anlatmak gerekirse, canlılığın başlangıcından bu yana, günümüze kadar değişimini inceleyen bilim dalıdır. Evrimsel Biyoloji'nin temelinde, türlerin değiştiği gerçeği yatmaktadır. Bu değişim, gelişimsel bir değişim değildir. Yani bir çocuğun büyümesi, kas çalışarak kaslı hale gelmesi, yanarak bronzlaşması evrimin alanı değildir, bunlar gelişim biliminin (Gelişimsel Biyoloji) alanıdır. Evrim'i ilgilendiren, bir türün nesiller boyunca olan değişimidir. Bir "t" anında belli bir ortamda bulunan bir "X" popülasyonunun, o "t" anından bin yıllar, milyon yıllar sonra ne kadar değiştiğini inceleyen bilim dalıdır. Dolayısıyla Evrim Kuramı'nın birincil ayağı, türlerin değişimi gerçeğine dayanmaktadır. Dolayısıyla burada Evrim Karşıtı olan insanlara yardımcı olacak olursak: Evrim Kuramı'nı "çökertmek" için başlamanız gereken yer, canlıların nesiller içerisinde değişmediğini ispatlamaktır. Ancak mahsun sonunuzu da söyleyelim: Bunu ispatlayamazsınız. Zira canlılar nesiller içerisinde değişirler. Eğer ki dedenizle yakınsanız, "Bu yeni nesil de amma uzun be!" dediğini duymuşsunuzdur. Ya da eğer ki birkaç kitap okuyup farklı köpek tiplerinin nasıl var edildiğine ilgi duyduysanız, sadece çiftleşme farklılıklarının bile birkaç nesilde yepyeni canlılar yaratabildiğini göreceksiniz. Dolayısıyla Evrimsel Biyoloji, değişimin bilimidir diyebiliriz.

 

Evrimsel Biyoloji'nin bir sonraki adımı, bir türden yeni birkaç türün oluşabileceği gerçeğidir. İşte Popper'ın, Gish'in ve hatta Behe'nin 2010 yılına kadar takıldığı ve bir türlü aşamadıkları nokta budur. E dolayısıyla, bunların papağanı konumundaki, konu hakkında tamamen cahil olup kör bir şekilde Evrim Karşıtlığı yapanların tıkandığı nokta da bu basamaktır. Bu kişiler de, her aklı başında birey gibi, çiftleşmelerin ve belli yönde seçilimin canlıları nesiller içerisinde değiştireceğini kabul ederler. Zaten bunu reddetmek bilimsel bir argüman üretmek değil, delilik olurdu. Günde 20 küsür litre süt veren ineklerin, kilolarca et çıkaran mandaların, GDO'lu olmamasına rağmen kafamız kadar domates veren domateslerin, binlerce taneli mısırların bin yıllardır orada olduğunu sanıyorsanız, kusura bakmayın ama, aptalsınız demektir. Seçilim canlıları değiştirir. Bu da tartışılmaz bir diğer gerçektir ve Evrim'in ayaklarından bir diğerini oluşturur. Dolayısıyla Evrim'i çürütmek isteyip de, ilk basamakta başarısız olanların koşması gereken yer budur. Tek bir türden, farklı seçilim baskıları altında farklı türlerin oluşamayacağını ispatlamak... 

 

Ancak bunu da yapamazsınız. Çünkü ilgili yazılarımızda görebileceğiniz üzere, günümüzde halihazırda tek bir türden, yeni türlerin oluşabileceğini biliyoruz. Popper ve Gish (ve diğer Evrim Karşıtları), bu konudaki araştırmaları ya bilmiyorlar, ya da on yıllardır satışlarından para kazandıkları Evrim Karşıtı yayınlarının birer sahtekarlık ürünü (ya da en azından naifliğin ve saflığın doruğu) olduğunun ortaya çıkmasını kabul edemeyecekleri için bunları görmezden geliyorlar. 

 

Sorun şurada: Bu kişiler, kör bir şekilde bir ceylanın bir ayıya dönüştüğünü görmek istiyorlar. Bunu açıkça söyleyemiyorlar, çünkü bu düşüncenin saçma olduğunu ve Evrim'in bundan bahsetmediğini biliyorlar. Ancak garip bir inat içerisinde, Evrim'in böyle olması gerektiğini düşünüyor, kendi akıllarındaki saçma Evrim imgesini çürütmeye çalışıyorlar. Bu konuda uğraşmanıza gerek yok. Zaten Evrimsel Biyoloji, sizin aklınızdaki çarpık fikirleri asla iddia etmedi. Onlar bilim düşmanlarının bu konudaki sınırlı hayat görüşlerinin, bilime yamanması sonucu doğan sancılı fikirlerdir.

 

Halbuki aslında Evrim'i evinizde bile gözlemeniz mümkündür. Ne demiştik? Canlıların nesiller içerisinde değişimini inceleyen bilim. Dolayısıyla bize sadece bir birey, sadece bir popülasyon değil; yıllar içerisinde sürekli üreyecek nesiller gerekiyor. Bu yüzden, ömrünüzün 80-90 yıl gibi kısacık bir süre olduğunu varsayarak; ancak canlılığın Dünya'da 4 milyar yıldır var olduğunu hatırlayarak, hızlı üreyen ve üreme çağına çabuk ulaşan bir tür seçseniz iyi olur. Yoksa, eğer ki bir filin evrimini incelemek istiyorsanız, ömrünüz boyunca göreceğiniz nesil sayısı 2-3'ü ya geçer, ya geçmez. Evrim'i gözlemek içinse en azından 1000 küsür nesli görebilmeniz gerekir. Bu arada, filden örnek verdik ama, insan için de durum aynıdır. İnsanın evrimini kimsenin gözlemediğini iddia eden Popper, günümüzde kullandığımız milyonlarca farklı cihazın asla gözlenememiş ve hatta tam olarak sebebi de bilinmeyen (örneğin neden cisimlerin kütlesi olduğunu bilmiyoruz!) gerçekliklere dayandığını unutuyor olmalı. İnsanın evrimini tabii ki gözleyemezsiniz. Zira en iyi ihtimalle dedenizin babasını ve torununuzun torununu görecek kadar şanslı olsanız bile, gözlemlediğiniz değişim sadece kendiniz de dahil 8 nesil olacaktır. Bu kadar kısa sürede gözlenebilir bir değişim beklemek, sırf memelilerin muhtemel yükselişine inat dinozorların yok olmaması gerektiğini iddia etmek kadar saçmadır. 

 

Dolayısıyla Evrim'i gözlemek için uzun sürelere ihtiyacımız var. Bu arada, şunu da söyleyelim: Aslında 8 nesil bile bir türün evrimini gözlemek için gayet yeterlidir. Ancak bu kişilerin sanrısı, daha en başından bir ceylanın bir ayıya dönüşmesini gözlemeyi beklemek olduğu için, 8 nesil içerisinde genetik dağılımdaki değişimi görmek, boy uzunluğundaki popülasyon içi frekansın (boy sıklık dağılımının) değişimini gözlemek bu kişilere yeterli olmayacaktır. 

 

Halbuki Evrim illa bir ceylanın bir ayıya dönüşmesi demek değildir. Zaten hiçbir ceylan, hiçbir ayıya dönüşmemiştir. Ya da hiçbir maymun benzeri canlı, insana dönüşmemiştir. Evrimsel Biyoloji hiçbir zaman bundan bahsetmemiştir de. Dedik ya... Sanrılı ve çarpık bir düşünce. Olayın özünde yatan şudur: Örneğin 10 tane ineğiniz varsa ve bunların birçoğu 10 litre süt veriyorsa; ancak 1-2 tanesi 12 litre, 1-2 tanesi 8 litre süt veriyorsa ve siz bunların sadece çok süt verenlerinin üremesine izin verip, diğerlerinin üremesine engel olacak olursanız, giderek daha fazla süt verebilen inek yavrularının doğması kaçınılmaz olacaktır. Dedelerimizin ve genel olarak besi hayvancılığı ile uğraşanların yüzyıllardır yaptığı budur. Fakat örneğin 10 ya da 100 nesil elde ettiğiniz, 10 litre yerine 25 litre süt vermeye başlamış olan hayvanlar, "inek" değil midir? Elbette inektir. İşte yine, Popper ve benzerlerinin düştüğü hata buradadır. Onlar, ineğin kuş olup uçmasını beklemektedirler. Bu saçmalıktır ve hiçbir aklı başında bilim insanı bunu kabul etmez, iddia da etmez.

 

Peki olan nedir? Bu "fazla süt veren ineklerin evrimleşmesi" örneğinin nesi eksiktir de yeni türlerin oluşumunu görmeyiz? Öncelikle şunu anlamak gerekiyor: Yeni bir türden bahsedebilmek için, türler arasındaki çizgileri az çok belirlemeniz gerekir. İşte Evrimsel Biyoloji'nin bu sebeple bir diğer dayanak noktası, Taksonomi olarak bilinen sınıflandırma bilimidir. Canlıları nasıl sınıflandırırız? Morfolojilerine (görünümlerine), genetik yapılarına, biyolojik özelliklerine, davranışlarına, üreyebilirliklerine ve daha nicesine göre... İlgili yazımızda detaylarını vermiştik, burada tekrar girmeyeceğiz. Ancak elimizdeki inekten yeni bir türün oluştuğuna ikna olabilmemiz için, türün nerede bitip nerede başladığını belirlememiz gerekiyor. Dolayısıyla eğer ki daha önceki atalarıyla bir araya geldiğinde çiftleşemeyecek kadar farklılaşmış bir canlının oluşması, görünüşü atalarına ne kadar benzerse benzesin, sizin için yeterliyse, türleşme, yani bir türden yeni türlerin ortaya çıkması, evrimleşmesi olayı gerçekleşmiş demektir.

 

Diyelim ki yüzlerce yıllık ömrünüz var ve sürekli olarak ineklerinizi belli bir yönde seçiyorsunuz. Örneğin çok süt verme amacıyla seçilim uyguluyorsunuz. Popper ve diğer Evrim Karşıtları'nın, daha doğrusu Evrim'i anlamadıkları ve araştırmadıkları için karşı olan insanlar topluluğu, burada yine önemli bir noktayı atlarlar: Hiçbir seçilim, tek yönlü olamaz! Yani siz, süt verme konusunda seçilim uygularken, ister istemez meme büyüklüğü, beyin, kas dağılımı, vajina genişliği gibi nice özelliği de seçmek durumundasınız. Bunu muhtemelen istemsiz olarak yaparsınız, zira ineğinizi sadece sağmak (süt çıkarmak) için kullanıyorsanız, kas dağılımı sizin umrunuzda olmaz. Fakat doğa, bu şekilde çalışmaz. Evrimsel süreçte (veya günümüzde) ortaya çıkan (veya var olan) canlıların özellikleri birbirine bağlıdır. Sadece süt konusunda bir seçilim uygulamanız çoğu zaman mümkün olmaz.

 

Bu ne demektir? Siz, 10 nesil, 100 nesil boyunca ineklerinizi çok süt verme yönünde seçtiğinizde, bir üst limite ulaşana kadar canlılarınızın daha birçok özelliği de, süt verme kapasitesindeki değişim ile birlikte değişecektir. Bu durumda, ilk baştaki ineklerinize pek de benzemeyen, ancak bir ineği andıran ve onun gibi özellikleri olan yeni bireyler doğması ve sizin bunları seçmeniz (çünkü daha çok süt verebiliyorlar!) işten bile değildir. İşte Evrimsel Biyologlar, eğer ki bu yeni doğan canlılar, atalarından morfolojik olarak ciddi miktarda farklılaştıysa, genetik bakımdan uyumlulukları %99'un altına düşmeye başladıysa ve hele bir de artık birbirleriyle üreyemeyecek kadar farklılaştılarsa, ortaya çıkan, ineğe benzeyen ve belki de ufak bir çocuğun tereddütsüz olarak "inek" diyeceği canlıları yeni tür olarak tanımlarlar. Bu sizi ne kadar tatmin eder bilemiyoruz. Ancak tatmin olmamanızın sebebi (eğer olmadıysanız şayet), hiç şüphesiz Evrimsel Biyologlar (ya da genel olarak bilim insanları) kadar geniş bir ufkunuz olmamasındandır. Hemen izah edelim:

 

Elde ettiğiniz yeni canlıların ineğe benzemesi, ancak artık en eski ineklerle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmaları, sizin için onları halen "inek" yapıyor olsa da, bilimsel olarak bunlara artık aynı tür demek mümkün değildir (ya da en azından olanaksızdır). Çünkü bir bilim insanı, gözlediği bir olaydan sonuçlar çıkarabilmek durumundadır. Eğer ki sürekli uygulanan seçilim, A tipindeki bir canlıyı B, C, D, E gibi giderek A tipinden farklılaştıran canlılar oluşturabiliyorsa, bu durumda bu olay sürekli kılındığında, artık canlı bir noktadan sonra az önceki ufak çocuğun "inek" diyemeyeceği kadar farklılaşacaktır. Bilim insanları için bu miktar az önce bahsettiğimiz eşeysel, morfolojik ve genetik kriterlere dayanmaktayken, ufak çocuk için (ve konu hakkında cahil beyinler için) bir atın bir kuştan olan farkını gözlemek kadar olacaktır. İşte sorun burada yatmaktadır. Gördüğü her zıplayan canlıya "sincap işte" ya da "tavşan işte" diyip geçen, uçabilen her varlığa "kuş işte" diyecek kadar sığ olabilen kimselerle, birbirine son derece benzeyen iki uçan varlık arasında yüzlerce fark sayabilecek bir bilim insanının kıyaslanmasıdır burada sorun olan. Elbette ki ikisinin bilgisi ve hayat görüşü birbirinden çok farklı olacaktır. Burada tarafsız olan bizlere (ve sizlere) düşen, hangi beynin tarafında olacağımızdır. Bunun kararını elbette, her zaman olduğu gibi, size bırakıyoruz.

 

Dolayısıyla Evrimsel Biyoloji'nin önemli bir diğer ayağı türler arası farklılıklar ve bunların teşhisi konusudur. Bu alan, yine Taksonomi'nin konusudur; ancak yine de vurgulamak istedik. Eğer ki önceki basamaklarda sonuç alamamış zavallı bir Evrim Karşıtı bilim düşmanıysanız, yapmanız gereken sıradaki şey türlerin birbirinden farkları olmadığını ve bu farkların evrimsel sürecin açıkladığı gibi gerçekleşmediğini göstermektir. Bunu yapmak için bir yöntem sunalım: Dedelerinize (eğer ki çiftlikte çalışıyorlarsa) gidin ve "Dede, beni hep kandırdın, her ne kadar hep fazla süt veren ineklerin üremesine izin vererek daha çok süt verenleri oluşturmuş ve yeni tip inekleri var etmiş olsan da, sen bir bilim düşmanısın, canlılar değişmez!" diye haykırın. Sonra da kaçmayı unutmayın, zira dedeler çok sinirli olabiliyorlar.

 

Bu temeller, elbette ki Evrim'in sadece en basit temelleridir. İşin daha bilim tarafına girdiğimizde göreceğimiz, teknik detaylarla dolu Evrim Mekanizmaları'dır. Yani çaresiz bilim düşmanımız yukarıdaki gerçekleri çürütemediğinde, artık şunu sormalıdır kendine: "Peki, iyi tamam. Bunlar güzel ama, bu değişim nasıl gerçekleşiyor?" Bu, güzel ve önemli bir sorudur. Darwin öncesine kadar bilinen tek değişim yolu, dedelerimizin kullandığı ve yukarıda izah ettiğimiz Yapay Seçilim idi. Ancak sonrasında, Darwin'in keşfi olan Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim geldi. Sonrasında genetik alanında yapılan keşifler, Mutasyonlar, Crossing-Over, Plazmidler gibi diğer Evrim Mekanizmaları'nı ortaya çıkardı. Ekoloji alanından gelen keşifler Virüsleri ve Yatay Gen Transferi'ni öğrenmemizi sağladı ve Evrim Mekanizmaları'na yenilerini kattı. Ve daha nicesi. Dolayısıyla eğer bu aşamaya gelen çaresiz bir bilim düşmanıysanız, bu mekanizmaların tek tek var olmadığını ispatlamanız gerekir. Yani doğada canlılar arasında bir mücadele bulunmadığını ve bu mücadelede daha zayıf olanların aslında daha başarılı olduğunu göstermeniz gerekir. Ya da canlıların dişilerini ya da erkeklerini seçerken belirli tercihler yapmadığını, tamamen rastgele seçimlerde bulunduklarını ispatlamanız gerekir. Genlerin rastgele değişemeyecek kadar kusursuz olduklarını, eşeyli üreme sırasında meydana gelen genetik değişimlerin canlı çeşitliliğine etki etmediğini ispatlamanız gerekir. İşiniz çok, bize kalırsa boşverin, okumayın bunları ve bir an önce işe koyulun. Belki 90 yıllık ömrünüzü tamamlamadan, Nobel Ödülü'nü bile alabileceğiniz bir keşif yaparsınız. Ancak o sürekli var olduğunu iddia ettiğiniz fakat Evrim'i "çürütmesine" rağmen bir türlü bilim camiasında ses getirememiş o "yüzlerce Evrim Karşıtı bilim insanı" bile halen bunu başaramadı (zira bunu yapamazlar). Bilginiz olsun.

 

Yani aslında Evrimsel Biyoloji'ye baktığımızda, hayatın bilimini görmekteyiz. Çünkü Biyoloji, canlılığı inceleyen bilimken, bu incelediğimiz olguların var olmasını açıklayan gerçek, Evrim'dir. İşte bu yüzden, büyük doğa bilgini, popülasyon genetikçisi Prof. Dr. Theodosius Dobzhansky, "Evrim'in ışığı olmaksızın Biyoloji'de hiçbir şeyin anlamı yoktur." demiştir. Bunun bir sebebi var. Dobzhansky, boynuzun kulağı geçtiğini gördü. 1850'lerde ve öncesinde, Biyoloji'nin içerisinde emekleyen bir bilimin, 2000'lere geldiğimizde Biyoloji'yi bile içine alacak kadar genişlemiş bir bilim olduğunu gördü. Yoksa boş konuşmuyordu.

 

Biyoloji'yi içine aldığını söylemiştik. Öyleyse, Biyoloji'den başka alanları da kapsamalı, en azından kısmen. Nedir bu alanlar? Tıp, Psikoloji, Jeoloji, Antropoloji, Sosyoloji, Ekonomi ve hatta Mühendislik ve daha nicesi... Bunları ele aldığımız bir yazı dizimiz zaten var. Oradan detayları okuyabilirsiniz. Fakat unutmayın. Eğer Evrim Kuramı'nı çürütme hayalleri peşinde olan genç ve yolun çok başında olan bir hayalperestseniz, bunca bilimin Evrimsel Biyoloji'den güç alıp, ona güç vermesinin bir sebebi var. Bunca bilim insanı, sizin aksinize, hayal peşinde koşmuyorlar. Bir Makina Mühendisi, Evrim Kuramı'nın ortaya koyduğu gerçekleri kullanarak kendini nesiller içerisinde geliştirebilen robotlar üretiyorsa, bir psikolog kişinin davranışlarını açıklamak ve bunlara çözüm üretmek için Evrimsel Biyoloji'yi kullanıyorsa, günümüzde Tıp biliminin hastalıklarla mücadelesindeki en güçlü yardımcısı Evrimsel Biyoloji ise bunun bir sebebi var. Evrimsel Biyoloji, bize nereden geldiğimizi, nasıl var olduğumuzu, neden bu özelliklere sahip olduğumuzu, sorunlarımızın ve eksiklerimizin nereden geldiğini açıklayabilen tek bilim dalı. Buna saygı duymayı öğrenmeliyiz.

 

Şimdi, Popper'a geri dönelim ve artık hakkını iade edelim. Zira farkındaysanız, başından beri Popper'ın Evrim Karşıtı olduğunu iddia ederek, diğer bilim düşmanlarını Popper adı altında topladık ve yanlışlarını gösterdik. Halbuki, her zaman olduğu gibi, Popper'ın bir Evrim Karşıtı olduğu iddiası bile bir çarpıtmadan ibarettir. Zira bilimin ve felsefenin bu kadar içinde olan birinin, Evrim'i eleştirmesi belli sınırlar dahilinde gayet mümkündür; ancak Evrimsel Biyoloji gibi bir bilimi reddetmesi olanaksızdır. Popper'ın ömrünün son 30 yılında yazdıklarından birkaç örnek vermemiz, konu hakkındaki fikirlerini almak için yeterli olacaktır:

 

"Modern Evrimsel Biyoloji'yi canlılıkla ilgili gerçekleri ortaya en güçlü açıklama olarak görüyorum." (1957)

 

"Evrim yasası yoktur; sadece bitkilerin ve hayvanların değiştiğini ve değişmekte olduğunu gösteren tarihsel gerçekler vardır." (1963b)

 

"Her zaman Evrim Kuramı'na çok büyük bir ilgi duydum ve Evrim'i bir gerçek olarak kabul etmeye çoktan hazırım." (1976)

 

"Evrimsel Biyoloji'nin genetik kökenleri de, Evrimsel Biyoloji'nin kendisi gibi son derece net bir şekilde test edilmiş ve ispatlanmıştır." (1978)

 

Her neyse, Popper bizi çok da fazla ilgilendirmiyor. Zira Popper'ın aksini iddia etmesi, Evrimsel Biyoloji'nin bir doğa gerçeği olmadığını göstermeyecektir. Çünkü Popper bir bilim insanı dahi değildir, bir filozoftur. Görüşleri değerlidir; ancak doğru yargılar olarak ele alınmamalıdır.

 

Evrimsel Biyoloji'nin en çok eleştirilen yanlarından biri, aşırı açıklayıcı olmasıdır. Bu, bilim düşmanlarını elbette korkutan bir durumdur, sebepleri malum. Ancak bunun haricinde, bilim insanlarının da garibine giden bir durumdur. Zira bilimin içerisine azıcık giren biri bile, bilimin tamamen sorunlar ve dertlerden ve bu sorunların/dertlerin en azından bir kısmının çözülmesi çabasından ibaret olduğunu göreceklerdir. Evrimsel Biyoloji ise, birçok soruya cevaptır. Bu, bilim insanlarının alışık olmadığı bir durumdur. 

 

İşte Popper'ı biraz da etkileyen bu durumdur. Zira Popper, Evrim Kuramı'nın "her şeye cevap" olmasından ötürü bilimse olmadığını düşünüyordu. Şöyle bir döngüsü olduğuna inanıyordu:

 

-   Bir canlının X özelliği var. Neden?

+ Çünkü bu X özelliği o canlı için avantaj sağlıyor.

-  Peki X özelliği neden bu canlı için avantaj sağlıyor?

+ Çünkü X özelliği bu canlıda evrimleşebilmiş.

 

Bu, Popper'ın her ne kadar Evrimsel Biyoloji'ye son derece ilgi duysa da, temellerini anlamadığını çok güzel bir şekilde göstermektedir. Günümüzdeki Evrim Karşıtları da, Popper'ın papağanlığını sürdürerek "Her özellik avantaj sağladığı için var diyorsunuz. Bu bir açıklama değil." gibi argümanlar ileri sürmektedirler. Keşke Popper'a bu konuyu oturup da adam gibi anlatabilecek birileri bundan birkaç on yıl önce yaşasaymış. Ya da keşke Popper, bu konuda kendi iddiaları üzerinden gitmektense, sıfırdan başlayıp temelleri anlamaya çalışsaymış.

 

Evrimsel Biyoloji'nin ne olduğunu anlatmaya, bu sözde döngüsel mantık üzerinden devam edelim. Evrimsel Biyoloji, birçok mekanizma sonucu popülasyon içerisinde oluşan çeşitliliğin, yine birçok mekanizmanın etkisi altında belli yönlerde (bu yönler doğanın parametrelerine göre rastgele değişir) seçilmesi sonucunda, nesiller içerisinde meydana gelen dağılımsal değişimi inceleyen bilim dalıdır. Dolayısıyla Popper'ın yukarıdaki döngüsü son derece anlamsızdır. Eğer ki sadece avantajlı olan bireylerin var olduğunu sanar ve buna göre yorum yapılırsa, elbette böyle bir durum çıkar ve bu durumda olan da zaten budur. Ancak gerçekte sadece avantajlılar yoktur. Doğada ölüm vardır. Bu ölüm, yaşlanma sonucu geldiği gibi, doğa içerisindeki mücadeleden de gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yukarıdaki döngünün tamamen dağıldığını görürüz. Zira doğru soru-cevap dizgisi şu şekilde olmalıdır:

 

-   Bir canlının X özelliği var. Neden?

+ Çünkü belli bir zamanda, belli bir popülasyon içerisinde edinilmiş X özelliğini taşıyan canlılar, bu özelliği taşımayanlara göre, o anki çevresel koşullar altında avantaj sağlamışlar ve daha kolay hayatta kalıp, daha kolay üremişler. Bu sebeple kendilerine X özelliğini veren genleri yavrularına daha sık aktarabilmişler ve yavruları da avantajlı olabilmiş. Bu şekilde nesiller içerisinde o popülasyonda, eskiden çok daha seyrek olan X özelliği baskın ve hatta sabit hale gelmiş. İşte bu yüzden X özelliği var.

-  Peki X özelliği neden bu canlı için avantaj sağlıyor?

+ Çünkü her canlı farklı ortamlarda bulunur ve her ortam farklı özelliklerin avantajlı ya da dezavantajlı olabileceği niteliktedir. Genler, sürekli olarak farklı kombinasyonlarda karışarak, az ya da çok farklı yavruların doğmasını sağlar. Bu sebeple, belli bir zamanda, belli bir kombinasyonun şans eseri bir canlıda var olması, X özelliğini o canlıya kazandırıyor ve bu X, yaşanan dönem içerisinde o canlıya avantaj sağlıyor. Aynı özellik, başka bir zamanda, başka bir canlıda olsaydı dezavantaj da sağlayabilirdi, bu unutulmamalı.

 

 

İşte sorulara doğru cevaplar verilecek olursa, Evrimsel Biyoloji'nin ne olduğunun anlaşılmaması için hiçbir sebep olmadığı kolayca görülebilecektir. 

 

Kısaca toparlamak gerekirse, Evrimsel Biyoloji "her şeyi" açıklayan bir bilim değildir. Evrimsel Biyoloji sadece canlılığın ve canlılığa ait özelliklerin nasıl ortaya çıktığını ve değiştiğini, diğer birçok bilim dalıyla veri alışverişi yaparak açıklamaktadır. Bu açıklamaların her biri doğada ve laboratuvarda test edilmiş, en azından bildiğimiz evren dahilinde yasalar olarak karşımıza çıkan mekanizmalar dahilinde meydana gelmektedir. Evren'in dokusu ve yapısı değişmediği sürece, bu yasalar var olacak ve canlılık ile bir araya geldiklerinde, değişime ve evrime sebep olacaklardır.

 

Evrim, bir atın bir denizanasına dönüşmesi demek değildir. Sizin için ufak gelen bir değişim, gerçekte çok ciddi bir değişim olabilir. Bunu anlayacak ve değerlendirecek olan, konu hakkında televizyonda duyduklarından başka bilgisi olmayan sıradan biri değil, bu alana on yıllarını vermiş bilim insanları olacaktır. Bize, bu verilerin üzerinden giderek kahve muhabbeti yapmak değil, bilimsel gerçekleri anlamak ve özümsemek düşmektedir. Eğer ki bu gerçeklerle alıp veremediğimiz varsa, akademilerin (üniversitelerin) Biyoloji ve hatta Evrimsel biyoloji bölümleri (günümüzde 500'ün üzerinde üniversitede doğrudan Evrimsel Biyoloji bölümü, 2000'in üzerinde üniversitede ise Evrimsel Biyoloji ile bağlantılı alanlarda bölümler bulunmaktadır; Evrimsel Tıp, Evrimsel Antropoloji gibi) bizleri beklemektedir. Buyrun, alanda diplomanızı alın, sahaya çıkın, laboratuvarınıza girin ve araştırmalarınızı yapın. Eğer ki Evrimsel Biyoloji'ye ters ya da en azından şimdilik açıklanamaz bir şey keşfedecek olursanız, buradan ilk biz duyururuz, endişeniz olmasın. Ancak eğer ki bunu yapamayacak kadar üşengeç ya da boşboğazsanız, o zaman susmayı ve bilim insanlarına saygı duymayı öğrenmelisiniz. 

 

Umuyoruz ki Evrimsel Biyoloji'nin temel dayanaklarını ve ne olup ne olmadığını anlamanızı sağlayan bir yazı olmuştur. 

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum