Evrim'in "Amacı" Var Mıdır? "Anlayamıyorum, bu yüzden gerçek olamaz!" Yanılgısı Üzerine...

Yazdır Evrim

Sayfamız okurlarından Sn. Ramazan Onbaşı bize şöyle iki soru yöneltti:

 

1. Sorum.... Biliyoruz ki biz insanlar çok uzun zaman önce tek hücreliydik ve evrimleşerek milyonlarca yıl sonra bu halimize geldik... Ama benim merak ettiğim bir şey var.... Evrimin amacı bizim hayatta kalma ve üreme şansımızı artıırmak değil mi? O zaman tek hücreli bir canlı neden çok hücreliye doğru evrimleşti? Yani çok sıcağa ve çok soğuğa dayanablecek şekilde evrimleşseydi tek hücreliyken ve bölünerek çoğalsaydı onun önünde yaşaması ve üremesi önünde nasıl bir engel olurdu?

 

‎2. Sorum... Evrim bizim yaşama ve üreme şansımızı arttırmak için olan bir hadise ise neden hep iyiye gitmiyoruz? Yani bir kızı etkilemek için çok yakışıklı olmak gerekiyor.... Daha çok yakışıklılar kızları daha kolay etkiler ve daha kolay üreyebilir.... peki bu durumda insanlar neden daha yakışıklı olma yolunda ilerlemiyor?Aynı şekilde zeka içinde aynı şeyi söyliycem.... Zeka da günümüzde yaşamayı kolaylaştırıyor... Yani zekiysen daha iyi okullarda okuyabiliyorsun daha yüksek puanlar alıyorsun daha iyi mevkilere geliyor ve çok para kaanabiliyorsun.... Bu hem yaşama hemde üreme olanağını faazlasıyala arttırır peki neden insanlık daha zekiey doğru gitmiyor? Günümüzde hala bir einstein görmüş değiliz peki ama neden?

 

Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle cevaplar vermek istiyoruz:

 

Sayın Ramazan Onbaşı,

 

Aklınıza takılanları güzel bir dille aktardığınız için teşekkürler. Elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışalım. Öyleyse, başlayalım:

 

Cevap - 1: İkinci sorunuzla birlikte bu sorunuzda da çok çok çok çok ciddi bir yanlış var, hemen bunu düzelterek başlayalım: Evrim'in hiçbir "amacı" yoktur. Yerçekimi'nin "amacı" neyse, Evrim'in de odur. Yerçekimi'nin "amacı", cisimleri gezegen merkezine çekmek değildir. Yerçekimi dediğimiz kuvvetin etkisi budur, bir amaç uğruna bunu yapmaz. Evrim de doğal bir kuvvettir. Var olan ortam koşullarına en adapte olanın hayatta kalabilmesi ve üreyebilmesi demektir. Bunu bir amaç uğruna yapmaz. Bir diğer deyişle, Evrim'in "amacı", canlıların hayatta kalıp üremesi değildir. Evrim dediğimiz doğa olayının etkisi budur. Bunu bu şekilde düşünürsek, kafamızdaki ilk netleşme sağlanmış olur.

 

Şimdi, Sayın Mustafa Yaylalı'nın da belirttiği gibi, bu aslında çok doğru bir soru biçimi değil. Soru biraz "Madem Evrim çok iyi bir şey ve gerçek, insanlar neden uçamıyor?" gibi bir soruya benziyor (ki buna ikinci cevapta tekrar geleceğiz). Aslında bu sorunun tam tersini sormuşsunuz. Tek hücreliler neden çok hücreliye evrimleşti? Çünkü doğa koşulları bunu gerektirdi. Yukarıdaki paragrafta anlattığımız konu, işte burayı aydınlatıyor: Evrim'in bir "amacı" olmadığı için, Evrim'in etkisi altında olan hiçbir canlı "Bence hiç çok hücreli olmaya gerek yok, en iyisi çok sıcağa dayanan bir hal alıyım, temiz temiz yaşayayım." gibi bir mantık yürütme gerçekleştiremez, insan bile. Çünkü hiçbir canlının doğa kuvvetlerine etki etme gücü yoktur. Nasıl ki hiçbirimiz, "Bundan sonra Yerçekimi cisimleri merkezden uzağa doğru itsin." diye bir karar alamıyorsak, aynı şekilde Evrim üzerinde söz sahibi olmadığımız için (biz veya herhangi bir diğer canlı türü), bu kararı asla veremeyiz. İşte bu sebeple, tek hücrelilerin yaşadığı doğa koşullarında çok hücreli olmak avantajdı ve Evrim bu yönde ilerledi.

 

Peki bu avantajı sağlayan ne olabilir? Örneğin çok hücreli olmak, iş bölümünü beraberinde getirdiği için her bir hücreye düşen yükü büyük oranda azaltacaktır. Ayrıca ototrof hücrelerin hakimiyeti sebebiyle artan oksijen oranları, tek hücrelilerin harcayabileceğinden fazla enerji üretebilmelerine sebep olmuştur. Bu sebeple tek hücrelilerin çok hücreliliğe doğru evrimleştiği düşünülmektedir. Bir diğer sebep, vücut büyüklüğünün avlanmadaki faydasıdır. "Büyük balık küçük balığı yutar." mantığı her zaman geçerli olmasa da, tek hücrelilerin çok hücrelilerce kolayca avlanabildiği bir gerçektir. Çok hücreliliğin sağladığı avantajları sonsuz sayıda arttırabiliriz.

 

Peki tek hücreliliğin hiçbir avantajı yok mu? Elbette var. Ve sizin de belirttiğiniz özelliklere sahip milyonlarca tek hücreli canlı var. Örneğin Arkeler, dediğiniz gibi çok sıcak ve çok soğuk ortamlarda yaşayabilen tek hücreli canlılardır. Bakteriler, Dünya'nın her yerine yayılmış olan canlı gruplarıdır. Ancak tüm bunlara rağmen, doğa üzerindeki hakimiyeti en fazla olanlar, çok hücrelilerdir. Buradan da, çok hücreliliğin egemenlik ve yaşam alanlarını genişletme açısından faydalarını görebiliriz.

 

Kısaca pek çok fayda, tek hücreliliği çok hücreliliğe itmiştir. Ancak halen bir grup canlı, tek hücreli olarak yollarına devam etmişler ve gayet başarılı olarak günümüze kadar ulaşmışlardır.

 

Umarız bu ilk cevabımız faydalı olmuştur. Bu konuda gelecekte daha ayrıntılı bir not da hazırlayabiliriz. O zamana kadar şu yazımız size daha ayrıntılı bilgi verebilecektir, çünkü çok hücrelilik ökaryotların evrimi ile mümkün olabilmiştir:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=180439245347492

 

Cevap - 2: İlk olarak, cevap-1'de de belirttiğimiz gibi Evrim'in bu tip bir amacı yok, bunu unutalım. Sonra devam edelim:

 

Şimdi, bir anda "insan" türüne giriş yaptınız. İnsan türünde Evrim koşulları biraz değişiyor, çünkü insan, evrimleştirdiği ve kendisini diğer hayvanlardan farklı kılan zekası sayesinde Evrim'i anlayabilmiş ve ona istemsiz olarak müdahale edebilmiştir. Bunu, vahşi doğadan çıkarak yapmıştır. Ancak bu yeni durum, Evrim'i elbette durdurmamıştır, çünkü Evrim bir doğa yasasıdır ve insan, bir şekilde "doğa"nın yani Evren'in içerisinde kaldığı müddetçe Evrim'den etkilenecektir. Şu yazımız, bunu ayrıntısıyla irdelemektedir:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=174671595924257

 

Şimdi, sorunuzun cevabına neden ulaşamadığınızı söyleyelim: Çok kısıtlı bir zaman dilimini alarak "Neden daha iyiye gitmiyoruz?" diye soruyorsunuz. Halbuki gidiyoruz, ancak bu, Evrim hep "daha iyiye" götürdüğü için değil. Yani burada iki yanlışınız var, onları da hemen düzeltelim:

 

1) Evrim, "daha iyiye" götüren bir doğa kuvveti değildir. Evrim, ortam koşullarına "en adapte olmuş"a doğru götüren bir doğa kuvvetidir. Ortamın "iyi" mi "kötü" mü olduğu ise canlıların, özellikle de insanların değer yargılarıyla belirlenir. Her yanı suların basması bizim için berbat bir durum olabilir, ancak balıklar için yeni yaşam alanları demektir. Ne olursa olsun, hangi koşul olursa olsun canlılar, yeni ortam koşullarına adapte olacak şekilde evrim geçirmektedirler. Bu sebeple, "daha iyi" diye bir kavramdan bahsedilemez, çünkü ortam koşulları sürekli ve rastlantısal olarak değişmektedir.

 

2) İlk maddeyi anladıysak, uzun bir zaman dilimi alarak insanın değişen ortam koşullarına nasıl "daha adapte" hale geldiğini görebiliriz. Eskiden ormanda yaşayan atalarımız, savanaya inmeyle birlikte iki ayak üzerine kalkmış, çıplak araziye çıkmanın etkisiyle terleme oranını arttırmak amacıyla kıllarını dökmüş, yeni ortamında daha kolay hayatta kalabilmek adına, pek çok yanal etkinin desteğiyle zekasını evrimleştirmiş ve daha nice değişiklik geçirmiştir. Aslında cümlenin kuruluşunda her ne kadar bunlar "insan tarafından" yapılmış gibi söylense de, aslında bunu yapan doğadır. Doğanın içerisinde, mecburen adapte olmak zorundayız değişen koşullara, yoksa soyumuz tükenirdi ve ne siz bu soruları sorabilirdiniz, ne de biz cevaplar verebilirdik.

 

Yani insan, son 6 milyon yılda, ağaçlar üzerinde yaşayan bir hayvan türünden, günümüzdeki haline evrimleşmiştir. Bu "daha iyiye" evrim midir? Bunu kendi değer yargılarımız belirler. Kimisi, vahşi bir yaşamı daha çok beğenerek bu evrimi "kötü" bulur. Siz ise "iyi" bulabilirsiniz. Ancak doğada "iyi" ve "kötü" yoktur. Bunlar, bizler tarafından yapıştırılan etiketlerdir.

 

İşte bu bağlamda, oldukça değiştiğimiz görülebilir. Şu anda değişiyor muyuz? Elbette, her yeni nesille birlikte, değişen koşullara daha adapte hale geliyoruz. Gelemeyenler bir şekilde eleniyor. Ancak insan, yukarıda bağlantısını verdiğimiz yazıda da anlattığımız gibi bilim ve teknoloji sayesinde Evrim'e karşı gelebilmiş bir türdür. Yine de, bu Evrim'imizin durduğu anlamına gelmez, yavaşladığını söyleyebiliriz belki, bir derece.

 

Doğrudan sorunuza gelince: İstatistiki bir durumdan bahsediliyor burada. Evet, yakışıklıların şansı biraz daha fazla olabilir; ancak şu sözü de mutlaka hayatınızda bir kere duymuşsunuzdur: "Bir şu kıza bak, bir de yanındaki tipe bak!" Bu, güzelliğin göreceli olmasından ve sosyal yaşantımızın güçlenmesiyle birlikte güzelliğin çiftleşme konusundaki etkisinin azalmasından kaynaklanmaktadır. Evet, bir derece etkili olabilir; ancak tamamen etkili değildir. Bu sebeple, istatistiki bir oran dahilinde yakışıklılar avantajlı olabilir ama milyonlarca "çirkin" (ama kime göre?), başarıyla çiftleşebilmekte ve genlerini gen havuzumuzda tutabilmektedir.

 

Zeka için de benzer bir durum söz konusudur. Örneğin burada da dengeleyici paradır. Ailesi çok zengin olan biri daha geri bir zeka düzeyine sahip olsa bile okuyabilecek, parasıyla karşı cinsi etkileyebilecek ve genlerini gen havuzunda tutabilecektir.

 

Kısacası, olaya çok daha geniş bir açıdan bakmak ve çok dar kalıplara ve zaman dilimlerine sığdırmamak gerekmektedir.

 

Umarız açıklayıcı olmuştur.

 

---

 

Ayrıca konuyla ilgili bir diğer okurumuzun yönelttiği bir soruyu da aşağıdaki gibi cevapladık, yeri geldiği için bunu da aktarmak istiyoruz:

 

 

 

Okurumuzun sorusu olan "Neden insan bugünkü halini aldı da, bir diğer canlı insan gibi zekasını evrimleştiremedi?" sorusu, aslında temel olarak "Neden futbol maçlarında ya iki taraftan biri kazanıyor, ya da beraberlikle sonuçlanıyor da bir diğer sonuç alamıyoruz?" gibi sormaya benziyor. Çünkü olasılıklar evreni, evrimsel gelişimi sınırlandırıyor. Evrim, yaşadığımız ortama göre adapte olmaya bağımlı olarak gelişiyor. Ortamın "ne" olacağı ise, olasılıklar ile belirleniyor. Örneğin istatistiki bir hava durumu kullanılarak günümüzden 3 ay sonrasının hava durumu yaklaşık olarak tahmin edilebiliyor. Ancak bu istatistik, önceki yıllarda alınan verilere dayanıyor ve doğa koşulları rastlantısal olarak, milyarlarca parametreye bağlı şekilde değiştiğinden, asla tahmin edilen değere tam olarak ulaşılamıyor. İşte bu sebeple türler, farklı Evrim patikalarına giriyorlar ve biri kilometrelerce uzaktan kan kokusunu alabilir, ancak bir şehir inşa edemezken; diğeri iki yemeğin kokusunu bile ayırt etmekte zorlanıp, şehirler inşa edebiliyor. 

 

Ancak eğer insan olarak baktığımızda, iyi koku alabilmek "değersiz" gelirken, şehirler kurup Ay'a gidebilmek "değerli" geliyor. Ve ilk olarak bu hataya düşüldükten sonra, şu soru sorulduğunda insan işin içerisinden çıkamıyor: "Ben bu kadar karmaşık yapıları ve sistemleri üretebilecek kadar mükemmelsem ve Evrim, sıradan bir süreçse, nasıl oldu da insanın Evrimi, sıradan bir hayvanın basit bir evrimsel sürece girmesiyle başladı? Bu kadar kompleks özelliklere, nasıl oldu da basit bir başlangıçtan gelebildik? Neden bir şempanze bu yola girmedi de, biz girdik?" Bu konuyu anlatmak üzere yazdığımız bir yorumu buraya yapıştırmak istiyoruz:

 

Bakın, şu anda düştüğünüz hata şu: "Ben anlayamıyorum, o zaman gerçek olamaz." 

 

Evet, siz anlamıyorsunuz, çünkü bu kadar karmaşık sistemleri oluşturacak adımların bu kadar basitten başlayabileceğini kabullenmek istemiyorsunuz. Sözlerimizin en ufak bir kısmında bile" rastlantı" ya da "tesadüf" dememiş olmamıza rağmen, üç yorumunuzda da bizi bununla itham ediyorsunuz. Kısaca söyleyebiliriz ki, siz anlamak değil, kabullendiğinizi değiştirmemek istiyorsunuz. 

 

Bu durumdayken size yardımcı olamayız. Çünkü siz şu anda Evrim konusunu anlamadan yorum yapmaya çalışıyorsunuz. "Neden diğer hayvanlarda olmamış?" diye soruyorsunuz, ama o zaman şunu da sorun: "Neden insan kuşların uçtuğu gibi uçamıyor?" Buna da aynı şekilde cevap veremeyecek ve şunu diyeceksiniz: "Çünkü kuşların uçmasına sebep olan bir güç olmalı ki günümüzde bu kadar harika uçacak şekilde evrimleşebilmişler." Bu yorum, bilgisizliğinizden kaynaklanıyor. Bunu sizi yermek için değil, gerçeklerle yüzleşmenizi sağlamak için söylüyoruz. 

 

Siz, Evrimsel süreci küçük basamaklara bölmeden, devasa adımlarla olayı görmek istiyorsunuz, çünkü muhtemelen hayata genel bakış açınız böyle. Daha önce de söylemiştik, siz Amerika'da sokakta yürürken Türkiye'den bir arkadaşınızla karşılaşmanızı "kader" ya da "devasa planın bir parçası" olarak görmeyi tercih edebilirsiniz. Ya da biz sizi yanlış değerlendiriyoruzdur. Ancak yine de size bu durumla ilgili bilimsel bakış açısını söyleyelim: Olayı, küçük parçalara bölmeniz gerekir, çünkü hayatın tamamı, küçük parçaların toplamıdır. Küçüklük arkadaşınızla Amerika'da karşılaşırsınız, çünkü ikiniz de aynı kararları almış, aynı tatile çıkmaya karar vermiş, benzer zamanlarda aynı şehri gezmeye karar vermişsinizdir. Bu sebeple de, konum-zaman uzayında çakışacak şekilde denk gelebilmişsinizdir. Burada ne "muhteşem bir amaç" vardır, ne de anlaşılmayacak bir durum.

 

Benzer şekilde, Evrim'e bakıyor ve "Nasıl insan bu kadar devasa bir adım atıp kocaman şehirler kurmuş, medeniyeti ilerletmiş! Neden başka canlılar yapamamış ki bunu!" diyorsunuz. Çünkü sizin için medeniyet kurmak muazzam bir olgu, bunu bu şekilde yargılayıp, diğer her şeyi bu kıstasa göre yorumluyorsunuz. Halbuki bir ayı, eğer bizim zekamıza eş değere getirilseydi, muhtemelen bizim dandik şehirlerimizi umursamayacaktı bile, çünkü o şehirler leziz alabalıkları avlamak üzere özelleştirilmemişti. Saçma sapan "iş" dediğimiz saçmalıklara her gün gidip gelerek sıkıcı bir hayat yaşamamız için tasarlanmış aptal yığınlardı. Ama bizim bakış açımızdan, "Evrim'in doruğu". Çünkü biz benciliz, biz aptalız, biz kendimizi beğenmişiz ve çoğumuz bu aptallığı sürdürmeyi seviyoruz, çünkü diğerlerinden üstün olduğumuzu hissetmek istiyoruz.

 

Size gönderdiğimiz yazıyı (https://www.facebook.com/notes/evrim-a%C4%9Fac%C4%B1/insan-zekas%C4%B1n%C4%B1n-evrimi-zekam%C4%B1z%C4%B1n-sosyok%C3%BClt%C3%BCrel-%C3%B6nemi-ve-yan%C4%B1lg%C4%B1lar%C4%B1/166678153390268) okumadığınız belli, zira orada zekamızın evrimleşmesinin hiçbir şans unsuruna bağlanmadığı, 4 temel basamağa bağlandığı görülmektedir. Neden diğer canlılar bu basamaklardan geçmemiştir? Neden insanlar kartalların geçtiği basamaklardan geçmediyse aynı sebeple. Çünkü yaşam ortamları buna elvermedi. Yaşadıkları ortamda, uçmanın bir avantajı yoktu, zaten uçmak için özelleşmek için oldukça geçti. Bu sebeple insanlar kartal olmadı, kartallar da insan. Zaten olsalardı bile ayırt edemezdik, çünkü kartal olacağını varsaydığımız varlık insan olmuştu, insan olacağını varsaydığımız kartal. Ne kadar sancılı bir düşünce sürecine girdiğiniz, bu düşünce sisteminizin karmaşıklığından da kolayca anlaşılabilecektir.

 

Peki kendinize neden şunu sormuyorsunuz? En yakın kuzenlerimiz ve uzun süre birlikte yaşadığımız şempanzeler, bize en yakın zeka düzeyine sahip olan ve geliştirilmeye en yatkın olan türler. Neden bir iguana değil de bir şempanze? Cevabını siz düşünedurun, biz verelim: Çünkü yaşam ortamlarımız çok benzerdi, sadece onlar, çevresel baskılar altında ormanda kalmak zorunda kaldılar ve bizim geçtiğimiz basamakları geçmediler. Bizse savanaya indik, burada, ormanda milyonlarca yıldır süren evrimimiz yön değiştirdi; ancak onca senedir biriktirdiklerimiz bir anda kaybolamazdı. Bu sebeple bu birikimimizin üzerine savanada avantaj sağlayacak özellikler evrimleşmeye başladı. Bunların birleşimi ve o verdiğimiz yazıda anlattıklarımız bizim zekamızın evrimleşmesini zorunlu kıldı. Bu size "basit" geliyorsa ne ala, demek ki kolayca anlayabiliyorsunuz. Ancak ne kadar ayak direrseniz direyin, insanın evrimi bu şekilde gerçekleşti. Benzer şekilde, iguanaların da evrimini inceleyebilir, susuzluğa bu kadar uzun süre dayanabilen bu muazzam hayvanların nasıl böyle evrimleştiğine ve basit bir başlangıçtan bu hallere geldiklerine şaşabilirsiniz. Ancak sizin şaşmanız veya nihayetinde anlamamanız, olayların bu şekilde gerçekleşmediği anlamına gelmez, bu noktayı kaçırmamalısınız.

 

Kısacası, biz asla insanın zekasının evrimini sıradan bir tesadüfe bağlamıyoruz. "İşte, ineklerinki de gelişebilirdi ama insanınki gelişti, şans işte..." demiyoruz. Bunu desek, dediklerinizde bir miktar haklı olabilirsiniz. Ancak biz, kademeli olarak nelerin insanın zekasını evrimleşmeye ittiğini gösterebiliyoruz. Bunlar, bilimsel olarak hiç de "basit" adımlar değil ve hiç "basit" bir başlangıç değil. 

 

Son olarak anlamadığınız bir diğer noktayı verip susalım: Doğa, bir olasılıklar deryası. Her an doğa üzerinde milyarlarca parametre değişiyor, bir noktanın sıcaklığı, diğerine göre her an farklı olabiliyor, nem, ışık, yoğunluk, vs. vs., milyarlarca parametre her an canlılar ve cansızlar üzerine etkiyor. Bu etki, zincirleme bir şekilde büyüyor, değişiyor, gelişiyor. Bunlar, canlıları farklı testlere tabi tutuyor. Bundan yüzlerce yıl önce başlayan Sanayi Devrimi'nin sonucu, bugün tüm dünya ekosistemini tehdit ediyor. Bu, basit bir başlangıçtan önüne geçilemeyecek kadar karmaşık sonuçlara sebep olabilen bir diğer durum, tıpkı Evrim gibi. Bugün, onlarca ülke sanayinin atıklarından kaynaklanan küresel ısınmayı durdurmaya çalışıyor. Ancak başlangıcından bu yana o kadar uzun zaman geçmiş, değişen parametreler altında etmenler o kadar farklılaşmış ki, artık önüne geçilmez bir hal almış.

 

Benzer şekilde insan evrimi de, basit bir başlangıçtan sonra 6 milyon yılda (bu sürenin ne kadar uzun olduğunun farkında mısınız, bu da bir diğer soru işareti) ancak buralara gelebilmiş ve bu yolda o kadar çok şey birikerek gelişmiş ki, bugün dönüp baktığımızda bize, daha doğrusu size "anlaşılmaz derecede karmaşık" geliyor ve bunların başlangıcına basit temeller koyulması size "anlaşılmaz derecede saçma" geliyor.

 

Ne yazık ki, dediğimiz gibi, sizin anlamamanız, olayların böyle gelişmediği anlamına gelmez. Bizi, bilimsel olmamakla itham etmeden önce literatür taraması yapmanızı, bilimi ve sonrasında Evrim'i anlamanızı, daha sonra da "anlamamanızdan kaynaklanan" temellerle değil, bilimsel ve somut temellerle gelmenizi tavsiye ve rica ediyoruz. Ayrıca size verdiğimiz notları ve Yazı Dizini'mizi genel olarak okumanızı önemle tavsiye ediyoruz.

 

Umarız faydalı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum