Erkeklerde Neden Meme Ucu Bulunmaktadır? Üreme Sistemleri Arasındaki Benzerlik ve Farklar Üzerine...

Yazdır Erkeklerde Neden Meme Ucu Bulunmaktadır? Üreme Sistemleri Arasındaki Benzerlik ve Farklar Üzerine...

Erkeklerin meme ucunun varlığına dair soru işaretleri, yüzyıllardır insanların merakla sordukları ve bilimin 150 yıl kadar önce gelişen Evrim Kuramı sayesinde artık kolaylıkla cevaplayabildiği bir sorudur. Evrimi keşfetmemizden önce bu soruya herhangi mantıklı bir cevap vermenin hiçbir yolu yoktu; çünkü bariz bir şekilde işe yaramayan, hatta kimi zaman rahatsızlık verebilen bu yapının orada olması herhangi bir izaha sahip değildi. İşte bu kısa yazımızda sizlere erkeklerin neden meme uçları olduğunu izah edeceğiz. Umarız faydalı olacaktır.

 

 

Erkeklerde Neden Meme Ucu Bulunur?

 

Aslında bu sorunun en kısa ve net cevabı şudur:

 

"Sadece kadınların süt keseleri olmasına karşın, embriyonun ilk oluşum aşamasında kadın ve erkekler olarak gelişmemiz benzeri biçimde başlar. 6 haftalık olana kadar, embriyo kadın şablonunu takip eder. Ta ki erkek cinsiyet kromozomu devreye girene kadar. Ancak bu aşamada artık erkeklerin memeleri oluşmuştur bile..."

 

 

Burada söylenen şudur: Sperm ile yumurta birleştikten sonra oluşan zigot ve ardından zigotun bölünmesiyle oluşan embriyo ilk 6 hafta boyunca dişilerin vücut yapısına benzer bir gelişim izlemektedir. Yani embriyo, "sanki dişi olacakmış gibi" gelişmektedir. Ta ki 6. haftada erkek cinsiyet kromozomu olan Y'nin üzerindeki genlerin okunmaya başlaması ve daha aktif hale gelmesiyle birlikte yüksek dozda testosteron hormonu salgılanmaya başlamasına kadar... Bu noktadan sonra embriyo hızla değişmeye ve hücreler farklı yönlerde özelleşmeye başlar. Bu süreçte çoğu erkeksi özellik edinilmeye başlar. Ancak 6 haftaya kadar edindiğimiz dişil izleri asla tam olarak silinmez. İşte bu sebeple erkekler de neredeyse tamamen işlevsiz olmasına rağmen meme uçlarına sahiptirler.

 

Buradan da görülebileceği gibi, bu sorunun tek açıklaması Evrim Kuramı ile verilebilir, çünkü dişilerle erkeklerin de geçmişte birbirlerinden ayrıldıkları bir nokta vardır ve o nokta, bilindiği kadarıyla tek hücreli prokaryotlarda başlamıştır, yüzlerce milyon yılda ayrılmış ve çok hücreli ökaryotlarda özel uzuvlara dönüşmüştür (ilk eşey organları, hareketli okyanus ortamında daha kolay çiftleşebilmek için kanca-delik mekanizmasıyla, kemiksiz ve çenesiz balıkların atalarında evrimleştiği düşünülmektedir ve bize de onlardan miras kalmıştır; detaylı bilgi için: "Amitoz Üremenin, Eşeysiz Üremenin, Eşeyli Üremenin ve Cinsel Organların Evrimi"). Ancak biraz daha ayrıntısına inmek gerekirse, bir internet yazarı olan Sayın Bilgehan Bengi'nin konuyla ilgili güzel bir açıklamasını paylaşabiliriz:


Konunun emriyolojik boyutuna bakmadan önce Genetik boyutunu ele alalım. Erkeklerde Y kromozomunda SRY diye bir gen vardır. SRY, Sex Determining Region Y demek. Bu gen memelilerin ve keseli hayvanların tümünde bulunuyor. Bu gen işlendiğinde TDF proteini oluşuyor. TDF, Testis Determining Factor (Testis Belirleyici Faktörü) demek. Şimdi erkek olacak bir embriyonun gelişimine bakalım:


Döllenmeden hemen sonra eğer Y kromozomu varsa, X kromozomu etkisizleştirilir. Embriyolojik gelişimin ilk 8 haftasında embriyo hem dişi hem erkek üreme sistemlerinin öncüleri olan Müller ve Wolf kanallarına sahiptir. 8. haftada Y kromozomundaki SRY geninden protein sentezine başlanır ve TDF proteini oluşur. Bu dönemde Leydig hücreleri oluşur ve testosteron üretimine başlarlar. Testosteron Müller kanalını baskılar ve Wolf kanalınının gelişimini destekler. Wolf kanalı gelişerek erkek cinsel organlarını oluşturur. Testislerin iyice gelişmesi testosteron salgısını arttırır ve bu emriyonun erkek karakteri kazanmasını iyice hızlandırır. Testosteron hormonu ileride kas gelişimi, kıllanma, vücut yağının birikeceği bölgeler ve karakter özellikleri gibi konularda da çok önemli rol oynayacaktır.


Eğer bireyde Y kromozomu yoksa Müller kanalı gelişir, bu durumda embriyo dişi olarak gelişir. Bazı bireylerde Y kromozomundaki SRY geni hatalıdır veya ekspresyonu doğru yapılamaz ve XY kromozomlu dişiler oluşur. Bu bireyleri dış görünüşleri ile normal dişilerden ayırmak olanaksızdır.


(...)


Bu durumu evrimden başka hiç birşeyle açıklayamazsınız. (...) Ergenlik çağındaki erkek çocuklarında da bu doku biraz uyarılır. Kadınlardaki kadar değil ama elle hissedilecek derecede büyür. Hatta bir yere çarpınca, yada sıkıştırınca acı verir. Testislerin iyice gelişmesi ve testosteron seviyesinin iyice artması ile küçülür ama yok olmaz. 


Erkeklerdeki bu meme dokusu hormonal bozukluğu olan bazın insanların ve doping kullanan vücut geliştiricilerin başına beladır. 


Uzun süre steroid kullanan sporcuların testislerinde distrofi görülür, testis kanda gereğinden fazla testosteron bulunduğu için salgı üretmez ve küçülür. Testosterone serum seviyesi yüksek olduğunda bir kısmı aromataz enzimi ile estrona dönüştürülür. Estron, estrojen hormonlarından biridir. Bu hormon göğüs dokusunu etkileyerek meme oluşturur. Bu meme süt bile üretebilir. Erkeklerde bu şekilde göğüs gelişmesine ginekomastia denir. Hormonal yolla tedavi edilebilir, bu yöntem netice vermezse liposuction, mammoplasti, eksizyon gibi yöntemlerle doku alınır.



Yukarıdaki anlatımdan da görüleceği üzere erkek memelerinin var olmasının temel sebepleri evrimsel sürecin mükemmel olamayışından, evrimsel süreçte yapılacak değişimlerin çizim tahtasına geri dönülerek sıfırdan var edilememesinden, evrimin yalnızca elinde var olan malzemeyi kullanabiliyor olmasından ötürüdür. Konuya biraz daha derinlemesine girecek olursak ve Evrimsel Biyoloji açısından ele alacak olursak:

 

Bilindiği üzere her insan bebeği, diğer eşeyli üreyen her canlı gibi anne ve babasından gelen genlerin birer kopyasına sahiptir. Dolayısıyla yavru, anne babasının genetik bir kombinasyonu olarak Dünya'ya gelir. Özellikleri de buna göre ortaya çıkar. Dolayısıyla, genetik açıdan bakacak olursak, yukarıdaki soru ters sorulmaktadır ve doğrusu şöyle olmalıdır: Erkekler ile kadınlar nasıl genetik olarak birbirlerinden ayrıştılar? Aslında bu sorunun cevabını başka yazılarımızda ele aldık, dolayısıyla burada detayına girmeyeceğiz. Ancak kısaca özetlemek gerekirse, erkek ile dişinin arasındaki fiziksel farklılıkların en ciddi sorumlusunun şüphesiz Cinsel Seçilim olduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine burada bir soru işareti doğar: Eğer karşıt cinsiyetler, farklı özellikler konusunda birbirlerini seçiyorlarsa, bu farklı karakterler evrimsel süreçte nasıl ortaya çıkmıştır? 

 

 

Erkekler ve Dişiler Neden Birbirlerinden Farklıdır? Meme Uçlarının Varlığının Evrimsel Analizi...

 

Bu sorunun cevabı da çok zor değildir, çünkü günlük yaşantımızda bu olayın gerçekleşmesine genetik bilimciler sıklıkla rastlarlar: Genetik Çözünme (Genetic Uncoupling). Bu olayda, normalde genetik olarak iki cinsiyette de aynı fiziksel özelliği yaratan genler, kromozomların yanallaşması ve nesiller içerisinde özelleşmesi sonucunda, yavaş yavaş birbirlerinden bağımsız ve farklı hale gelirler. Yani örneğin bir kuşun erkeği de dişisi de aynı özelliklere sahipken, sadece Evrimsel Biyoloji ile açıklanabilir bir şekilde, nesiller içerisinde genlerin cinsiyetlere ait kromozomlar üzerinde birbirlerinden bağımsız farklılaşması sonucunda, Genetik Sürüklenme gibi mekanizmalarla bağımsız hale gelebilirler. Bu genetik farklılaşma çok kısa sürede fiziksel değişimler yaratır ve böylece karşıt cinsiyetin alışık olmadığı fiziksel nitelikler kazanılır. Eğer ki bu fiziksel nitelikler, uyum başarısı (fitness) ile ilişiklik içerisindeyse -ki genelde böyledir- o zaman Cinsel Seçilim hızla işlemeye başlayacak ve en "doğru" seçimleri yapabilen bireyler avantajlı konuma geçeceklerdir. Böylece cinsiyetler arası farklılaşma nesiller içerisinde artacaktır. 

 

Bu genetik farklılaşmanın en temel sebebi daha önce de belirttiğimiz gibi cinsiyet kromozomları üzerindeki niteliklerin farklı çevresel baskılar altında seçilmesiyle doğrudan ilişkilidir ve genlerin birbirinden ne kadar farklılaşacağını bu çevresel baskıların seçilimsel niteliği belirler. İşte bu cinsel farklılaşmanın olmadığı durumlarda genellikle şu iki koşuldan biri ya da ikisi de geçerlidir:

 

1) Eğer eldeki bir özellik erkekte de, dişide de bulunuyorsa ve bu özellik üzerinde hiçbir seçilim baskısı yoksa (zaten evrimsel süreçte, geçici olarak da olsa "optimum" koşullara ulaşmışsa) iki cinsiyette de farklılaşma gözükmez.

 

2) Eğer cinsel farklılaşma bir cinsiyet için önem arz ettiyse ve diğeri için önemsizse (seçilim baskısı yoksa), önemsiz olan cinsiyette cinsel farklılaşma gözükmez.

 

Meme uçlarında gördüğümüz durum da ikincisidir. Memelilerin evriminde, süt bezlerinin gelişimi iki cinsiyette de belli miktarda olmuştur ve ter bezlerinin farklılaşması ve özelleşmesiyle edinilmiştir. Süt bezlerinin tek görevi yavruyu emzirmek değildir, aynı zamanda cinsel ve gelişimsel birçok aktivitede rol oynamaktadır. Örneğin yapılan araştırmalar ilkin süt bezi salgılarının yavruların nemli ve korunmalı kalmasını sağlamak üzere bir tip özel ter salgısı olduğunu ileri sürmektedir. Yani süt bezlerinden salgılanan ürün, ilkin zamanlarda yavrular tarafından "içilmiyor", adeta "üzerlerine salgılanıyor"du. Ayrıca ter bezlerinin farklılaşması sırasında, süt bezlerinin edindiği özelliklerin yavruların ebeveynleri ile daha yakın ilişki kurmayı başarmasını sağladığı düşünülüyor. Yani bir zamanlar erkeklerin süt bezleri de salgı yapmaya yaramış olabilir.

 


Ancak daha net bir açıklama, şu şekilde yapılmaktadır: Dişilerde farklılaşan süt bezlerinin genetik özellikleri nesiller içerisinde erkek-dişi ayrımı yapılmaksızın gelecek nesillere aktarıldı. Fakat dişilerin, özellikle memelilerde yavrularıyla daha fazla ilgilenmesinden ötürü, yukarıdaki açıklamalarımız dahilinde özelleştiği için onlarda süt bezleri ve meme oluşumu gerçekleşti. Erkeklerde ise ter bezlerinden evrimleşen ve annelerinden edindikleri bu yapı köreldi ama asla tamamen kaybolmadı. Günümüzde erkek memesinin işe yararlığıyla ilgili birkaç veri olmakla birlikte, bu yapıya "işlevsel" demek gerçekten çok zor. Çünkü erkeklerde bu memelerden üretilen salgılar gerçekten aşırı sınırlı ve fizyolojide pek bir etkiye sebep olacak güce sahip değil. Ancak üzerinde körelmesine yönelik çok ciddi bir baskının bulunmamasından ötürü de (çünkü çok enerji harcayan ve yok olması için çok ciddi sebepler bulunan bir organ değil) halen erkeklerde de bulunuyor ama asla kadınlardaki gibi gelişmiyor. Süt bezlerinin evrimiyle ilgili daha detaylı açıklamalar için "Süt Bezlerinin Evrimi ve Memeli Evrimi Üzerindeki Etkileri" başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz.

 

Süt bezlerinin fizyolojisi...



Genellikle erkek memesi, balinaların arka bacak kemiği kalıntılarına benzetilebilir. Balinaların evriminde arka bacakların tamamen yitirilmesi sonucu halen vücutlarında tamamen yok olmamış ama kalıbın tam anlamıyla "hiçbir işe yaramayan" kemikler bulunmaktadır. Bu kemikler ne fazla enerji tüketir (hatta neredeyse hiç tüketmez) ne de canlıya bir dezavantaj sağlar. Dolayısıyla, yine evrimsel sürecin mükemmel olmayışından ötürü -en azından şimdilik- tamamen yok olmamışlardır.

 

Bu konu, Dünyaca ünlü Evrimsel Biyologlar olan Strephen Jay Gould ve Richard Lewontin'in yayınladıkları makalelerle daha da netleşmiştir. Gould ve arkadaşları bu makalelerde her özelliğin adaptif bir seçilimi olmak zorunda olmadığını, kimi zaman geçmişte işe yaradığı için edinilen bir karakterin, günümüze kadar sürüklenerek geldiği konusunu açıkça ortaya koymuş ve her şeyin adaptasyonlardan ibaret olmadığını, kimi zaman bazı özelliklerin diğerleriyle birlikte sürüklendiğini, dolayısıyla hiçbir fayda sağlamasalar bile bireylerde ve nesillerde ortaya çıkabileceğini ispatlamışlardır. 

 

Ve Gould, "erkeklerin neden meme ucu bulunduğu" ile ilgili soruya şöyle cevap verir:

 

"Çünkü kadınların bulunmaktadır."

 


  

Erkeklerle Dişilerin Üreme Sistemlerindeki Benzerlikler Nelerdir?

 

Her ne kadar yukarıda bu iki cinsiyetin eşeysel farklarından bahsetmiş olsak da, aslında erkeklerin ve dişilerin üreme sistemleri birbirine oldukça benzemektedir. Bu da bize yukarıda yaptığımız Evrimsel Biyoloji açıklamalarının gerçeği ne kadar yansıttığını göstermektedir.

 

İlk olarak, iki cinsiyetin üreme sistemlerinin en temel benzerliği, ikisinin de tıpatıp aynı dokunun farklılaşmasından oluşmasıdır. Dolayısıyla iki cinsiyetin üreme sistemlerini oluşturan hücrelerin de ilkin halleri aynıdır, sadece farklı kimyasalların etkisi altında farklı yönlere farklılaşırlar. Bu şekilde olan dokulara, histolojik (hücresel ve dokusal) olarak homolog (eş) yapılar demekteyiz. 


Sistemler arasındaki ikincil benzerlik, iki cinsiyetin de gonad adını verdiğimiz, üreme hücrelerini üreten özelleşmiş yapılarının bulunmasıdır. 

 

Son olarak, en tipik bir diğer benzerlik, iki sistemin de ergenlik dönemine kadar tam olarak aktive olamamasıdır. Dolayısıyla gelişimsel açıdan bakıldığında, doğumdan sonra üreme sisteminin gelişimi hızla devam eder ve aktif faza gelene kadar 10'dan fazla yıl geçmesi gerekir.

 

Bu konuda verebileceğimiz son bir bilgi, genelde halk arasında konu hakkında cahil kişilerin geliştirdiği bir mittir: "Vajina üzerinde bulunan klitoris, aslında az gelişmiş bir penistir." derler. Bu tamamen yanlış bir açıklamadır. Klitoris ve penis histolojik olarak homologdur; ancak penis ile klitoris arasında bunun haricinde herhangi bir benzeşim yapmak doğru değildir, her ne kadar şişkin bir klitoris, görsel olarak bir penise benzetilebilse de. Hatta antik hikayelerde bu şekilde klitorisi aşırı şişmiş kadınların erkek olduklarından şüphelenildiği bahsedilmektedir. Böyle bir durum söz konusu değildir, şişkin klitoris sadece bir varyasyondur ve herhangi bir anlam ifade etmez.


Umarız faydalı olmuştur. 

 

Saygılarımızla.

 

Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)


Kaynaklar ve İleri Okuma:
6 Yorum