Bilimsel Tartışma - 1: Tartışma Nedir? Tartışmaların Önemi Nedir? Bilimsel Argüman Nasıl Üretilir?

Yazdır Bilimsel Tartışma - 1: Tartışma Nedir? Tartışmaların Önemi Nedir? Bilimsel Argüman Nasıl Üretilir?

Tartışmalar tarih boyunca insanların yaygınca hakim fikirlerin sorgulamasına yol açmıştır. Daha önce düşünülmemiş yada tabusu yıkılmamış konuların tekrar gözden geçirilmesini sağlarlar. Günümüzde de büyük bir öneme sahip olan tartışmaları yakından incelediğimizde sıksık “kavgalı” bir şekilde gerçekleştirildiklerini ve asıl amacın dışına çıkılabildiğini görebiliyoruz. Aynı şekilde tartışmaların içeriğinde yer alan argümanlarda artık kategorize edebildiğimiz çeşitli safsataları da tespit edebiliyoruz. Bu sebeple birçok kimse tarafından yanlış anlaşılan “tartışma” kavramını burada daha detaylı bir şekilde ele alacağız.”Tartışma” kavramının en doğru tanımını sunmasak bile, altındaki temel fikirleri anlamanız önemlidir.


“Bilimsel tartışma” nedir ve ne değildir, nasıl yapılmalıdır ve nasıl yapılmamalıdır gibi temel sorular üzerinde duracağız. Bu bilgiler sadece bilim dünyasında değil ama aynı zamanda günlük yaşamınızda da karşılaşabileceğiniz tartışmalarda faydalı olabilecek şeylerdir. Konu fikir değiştirmek olduğunda karşınızdaki kişinin açık fikirliliğine bağlı bir durum olmasına rağmen argümanlarınızı bilimsel verilerle (scientific data) ve mantıkla (logic) desteklemek kurduğunuz tartışmayı daha da etkileyici kılacaktır. Elbette her fikir eşit ve değerli değildir, hatta bazıları “saçmalık” denilebilecek kadar abartılı olabilir. Bazı durumlarda “bana saygı duy” gibi cümleler de duyabilirsiniz, ancak burada saygı duyulması gereken tek şey herkesin istediği fikre sahip olabilme hakkıdır, fikrin kendisine saygı duyulmaz ve hepsi –konu ne olursa olsun- eleştiriye tabi tutulmalıdır.


Bilimsel tartışmalar sokak ortasında yapılan “laf dalaşmaları”, sevgililer arasında atılan “tripler” yada televizyon tartışma programlarındaki tarafların “kapak koymasına” benzememekte, daha ciddi bir şekilde kurulan argümanlarla hem stratejik hem de kelimelerle sanatsal bir süreçtir. Bazı platformlarda akılcı görünen argümanlar da görülebilir ve kişi ikna edici görünebilir, ancak hiçkimse -ne kadar kıvrak bir zekaya sahip olursa olsun- mükemmel olmadığı için kurduğu tartışmada hatalarını tespit edebilmek mümkündür. Fikirlerin çatıştığı ortamlarda düzgün yapılmayan tartışmalar bir binayı ortadan kaldırmak isteyenlerin rastgele havadan attıkları bombalara benzetilebilir. Bilimsel bir düzeyde kurulan tartışmalar ise binanın kontrollü patlayıcılarla yıkılması gibidir. Tartıştığınız kişiden daha iyi argümanlar kurmanız -eleştirileriniz her ne kadar katı olursa olsun- tartışmanın kurallarına uyulduğundan saygı-çerçevesi içerisinde kalacaktır çünkü bilimsel tartışma ortamı kavgaların gerçekleştiği, küfürlerin kullanıldığı ve ciddiyetsizliğin yer aldığı ortamlarından uzaktır, daha doğrusu öyle olmalıdır. Elbette bu kurallara her zaman sadık kalınmayabilir, sonuçta insan mükemmel olmadığı kadar duygularına başvurmaya meyillidir. Saygın bir astronom bile karşısındaki çok-bilmiş-bir-astrologun fikirlerini dinledikçe sinirlenebilir. Haklı taraf olan astronom olsa bile astrolog daha ikna edici konuştuğundan ve/veya astronomun sinirini belli etmesinden dolayı tartışmayı astrolog kazanıyormuş gibi görünebilir, bu da tartışmayı izleyenleri yanıltabilir, bu sebeple bilime önem veren, onu anlayan ve insanlara doğru bilgileri aktarmak isteyenler için nasıl tartışılması gerektiğini ve karşısındaki kişinin ne gibi hatalar(safsatalar) üretebileceğini iyi bilmesi faydalı olacaktır (bu durum izleyiciler için de geçerlidir, bazen tarafsızca dinlemesi yeni şeyler öğrenmesine sebep olacaktır). 


Bazı kişiler “bence bir astronomun bir astrolog ile tartışması vakit kaybıdır” diye düşünebilir. Elbette bu iki kişinin aynı platformda yer almaları astrologun da en az astronom kadar bilgili, saygın ve haklı olabilme konumuna getirdiği izlenimini verebilir ancak astrologun kendisi fikir değiştirmeye yeterince açık değilse bile dinleyicilerin de olduğunu unutmamak gerekir. Bu yüzden tartışmalardan ve birçok insanı bilgilendirebilme fırsatından kaçmamak gerekir. Bu durumda Carl E. Sagan’ın bu sözünü hatırlamak lazım: “Bilimi açıklamamak bana ahlaksızca geliyor. Aşık olunca bunu tüm dünyaya duyurmak istersiniz”. Evrim-karşıtı bir kişiyle karşılaşsanız bile tartışmanın vakit kaybı olduğunu düşünmek yerine onunla yüzleşmek yararlıdır. Hem kurduğunuz argümanları tartışmalara katıldıkça geliştirebilirsiniz, size yöneltilen sorulara olan cevapları daha iyi bir şekilde hatırlayabilirsiniz, ve hem de sizi dinleyen bazı kişilerin fikirlerini gözden geçirmelerini sağlayabilirsiniz. Her ne olursa olsun, hiçkimseye “değmez” gözüyle bakmamanızı ve sizin de hatalı olabileceğinizi göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederiz. 



 

Mantıklı Argüman ve İfade Nedir?

 

Öncelikle “Mantık” ve “Argüman” kelimelerin anlamlarına bir bakalım:

Mantık: Doğru ile yanlış arasındaki akıl yürütmenin ayrımını yapmamızı sağlayan şeydir.

Argüman: Vardığınız sonuç için iyi sebeplerinizi sunma sürecidir. 

Argümanların çeşitleri çoktur, bunların en temel iki türü Tümevarımsal (Endüktif) ve Tümdengelimsel (Dedüktif) argümanlardır. Bilimsel tartışmalarda tümdengelimsel (diğer adıyla çıkarımsal) daha sık kullanılmaktadır. Çıkarımsal argümanların 3 tane aşaması bulunmaktadır:


  1. Sınırlar (Limits)
  2. Çıkarım (Deduction)
  3. Sonuç (Conclusion)


Kurulan argümanlarda yanlış veya doğru olan ifadeler yer almaktadır. İfadenin doğruluğu taşıdığı bilgiye bağlıdır. İfadenin taşıdığı bilgi yanlış ise, cümle içerisindeki kelimelerin yerlerini değiştirmek bu durumu ortadan kaldırmayacaktır, örneğin “Dünya 6000 yaşındadır” ile “6000 yaşında olan Dünya…” her durumda yanlış ifadelerdir çünkü Dünya’nın yaşıyla ilgili verilen bilgi hatalıdır. Bazı sahtebilimciler bu tarz bir kelime-oyununa başvurarak karşısındaki kişi yada kişileri kandırmaya ve çoğu zaman araya birkaç bilimsel terim de katarak argümanlarını güçlü göstermeye çalışırlar.

 


İlk Adım: Sınırları Belirlemek

 

Bilimsel bir tartışmada, ileri sürülecek taşlar olarak görülebilecek argümanlar, çok iyi tasarlanıp, zekice sunulmalıdır. Tartışma, temelde bir satranç oyununa benzer ve oyundaki her taş, farklı bir argümanı temsil eder. Piyonlar, satrançtaki gibi diğer taşlara göre daha az değere sahip olsalar da, çok kritik görevleri yerine getirebilirler. Ancak genelde tartışmalarda tarafların elinde bir "şah" ve bir "vezir" bulunur ve bunları en akıllıca oynayan, genellikle tartışmayı kazanır. Dolayısıyla tartışmalarda argümanlarımızı çok iyi belirlememiz şarttır. Argümanlar, pek çok farklı amaca hitap edebilirler: Örneğin kimisi, karşı tarafın iddiasını çürütmeyi hedeflerken, kimisi karşı tarafın aklını karıştırmayı, kimisi ise karşı tarafın gelecekte ileri sürebileceklerine karşı bariyer oluşturmayı hedeflemektedir. Bunların zamanlaması, sunum biçimi ve tasarımı çok büyük önem arz etmektedir.

 

Bu sebeple bir kişi, argümanının sınırlarını çok iyi belirlemelidir. Bir argümanın sınırları, kişilerin o argümana neden inanacaklarını belirleyecek temel taşlardan biridir, bu sebeple de sınırlar iyi seçilmelidir. Sınırları belirlemenin en kolay yolu, argümanı sunmadan önce yaptığınız önkabulleri net bir şekilde ortaya koymaktır. Buna audiatur et altera pars prensibi denir. Bilimsel tartışmalarda önkabullerin ileri sürülmeden argümanlara geçilmesi genellikle argümanın zayıf olduğunun bir belirtisi olarak algılanmaktadır. Genellikle sınırlar, "... kabul edelim.", "... olduğu için ...", "Açık olarak ...", "... çünkü ..." şeklindeki kalıplarla belirtilir. Argümanınızı ileri sürmeden önce karşınızdakinin sizin önkabullerinizle hemfikir olduğunu bilmek iyi bir avantaj sağlayabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, beden dili ve duyguların ifadesi dahilinde vurgulayıcıların sık kullanılması karşıdaki kişide şüphe uyandırabilecektir. Bu sebeple çok sık bir şekilde "açıktır ki..." gibi kavramların kullanılması sakıncalı olabilir.


 

Bu noktada, terminolojinin belirlenmesi, ön kabullerin açık bir şekilde ortaya konulması için önemli ve faydalı bir adım olabilecektir. Günümüzde pek çok kavram, ilk ortaya atıldığından veya insanların genel olarak bildiğinden farklı anlamlar taşıyor olabilmektedir. Bu sebeple, bir tartışmadan önce, o tartışmada kullanılacak terminoloji hakkında hemfikir olmak önem arz etmektedir.




İkinci Adım: Çıkarım Yapmak

 

Bir insanın argümanının "bilimsel" olmasının birinci şartı, argümanının bilimsel metoda uygun şekilde üretilmiş olmasından geçer. Yani argümanın oluşum süreci, bilimsel bir problemi (bu durumda karşı tarafın düşünceleri, argümanları ya da davranışları olabilir) çözmeyi hedefler şekilde olmalı ve adım adım, bilimsel metodu takip eder şekilde olmalıdır. Bu da argümanın ikinci aşamasını oluşturur: Çıkarım. Çıkarım kısmında, bir önceki aşama olan sınırlarda belirlenen önkabullerden biri üzerine argüman inşa edilmeye başlanır. Eğer önkabul üzerine yapılan çıkarım geçerli ise, karşı taraf da bunu kabul etmek durumundadır. Böylece adım adım, stratejik bir düşünme sistemi ile her bir blok, daha öncekilerin üzerine kurulacak şekilde tüm argümanınızı inşa etmeli ve her adımda karşı tarafa bu düşünceyi kabul ettirmelisiniz. Çıkarım kısmında kullanabileceğiniz temel bağlaçlar "... şu anlama gelir ki ...", "... yani, ..." gibi kalıplardır.

 

Ancak bilimsel ve mantıklı bir argüman üretirken düşülmemesi gereken çok temel bir hata vardır: Bizim, "anlamıyorum, öyleyse gerçek olamaz" hatası olarak adlandırdığımız ve insanın mantığı, zekası veya en azından bilgisinin yetmediği bir konuda, o konudaki bir açıklamayı geçersiz bulması hatası. Bu, son derece kritiktir ve tek çözümü, bilgidir. Yani argüman üretmeye başlamadan önce, argüman üreteceğimiz konuya son derece hakim olmalı ve konu üzerinde çok uzun mesailer harcamış olmamız gerekmektedir.  


 

Bir argüman üretirken unutulmaması gereken bir diğer nokta, argümanın ilgili olduğu konuyla alakalı bir alanda uzman olmanın, o konuda bir argüman üretme yeterliliğine sahip olduğumuz anlamına gelmemesidir. Yani biz burada Evrimsel Biyoloji hakkında oldukça bilgili ve deneyimli olduğumuz için bildiklerimizden sizlere de aktarmaya çalışıyoruz. Biyoloji, tıp ile oldukça yakından ilgili bir alan. Ancak hiçbir zaman tıbbi bir teşhis koymaya ya da tıp hakkındaki bir konuda argüman üretmeye kalkışmamamız gerekmektedir; çünkü yetkin olduğumuz alan bu değildir. Benzer bir örnek, din konusunda yetkin olan kişilerin, sırf ucundan köşesinden inançlar ile ilgili olduğu için Evrimsel Biyoloji ile ilgili yargılara varması üzerinden verilebilir -ki bu örneği gayet iyi bildiğinizi düşünüyoruz.

 

Mantıklı Argüman üretmek konusundaki bir diğer önemli mantığın insan davranışlarını %100 kontrol eden bir olgu olmadığına dikkat etmektir. Şöyle bir örnek verilebilir:


  1. Mustafa, yetkili kişiyle görüşmek istiyor.
  2. Yetkili kişi Mert'tir.
  3. Dolayısıyla Mustafa, Mert ile görüşmek istiyor.

Bu çıkarım, mantıklı olsa bile her zaman hayata uygulanmayabilir. Mustafa ile Mert arasında geçmiş bir olaydan dolayı Mustafa, Mert ile görüşmekten kaçınıyor olabilir. Bu sebeple de mantığa aykırı bir şekilde, aslında yetkili ile görüşmek isterken, aynı zamanda -yetkili olan kişi olsa bile- Mert ile görüşmek istemiyor olabilir. Bu gibi ikilemlerin farkında olmak, mantıklı argümanlar üretilmesini sağlayabilecektir.

 

Argüman üretirken dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, mantığın tüm Evren'i istisnasız yöneten bir kavram olmadığını bilmektir. Günümüzde bize imkansız gibi gelen bir şey, gelecekte son derece basit anlaşılır bir kavram olabilecektir. Örneğin Galileo'nun Dünya ile ilgili iddiaları zamanında ortalığı çok karıştırıp imkansız olduğu yargısına varılsa da, günümüzün en basit bilgilerinden birini oluşturmaktadır. Yani yukarıda değindiğimiz "anlamıyorum, dolayısıyla gerçek olamaz" yanılgısına düşülmemesi gerektiğini bir kere daha hatırlatmak isteriz.


 

Üçüncü Adım: Sonuca Ulaşmak


Tüm bunlara ve daha da önemlisi gelecek yazılarda ele alacağımız mantık hatalarına düşmeden çıkarımlarınızı yaptıktan sonra, son aşamaya ulaşırsınız: Sonuç. Bu kısma gelene kadar, -umut ediyoruz ki- karşıdakini her bir adımınızda ikna edebilmişsinizdir ve son noktaya kadar taşıyabilmişsinizdir. Bu noktadan sonra yapacağınız, son darbeyi vurmak, yani neden haklı olduğunuzu göstermektir. Aslında sonuç kısmı, çıkarımın son basamağı ya da son bir çıkarım olarak görülebilir. Dolayısıyla bu son adımın doğru atılması çok önemlidir, çünkü bu noktadan sonra söz karşı tarafta olacaktır ve muhtemelen karşı taraf da düşüncelerinize ve bu noktaya kadar inşa ettiğiniz argümana var gücüyle saldıracaktır. Bu sebeple, son çıkarım karşı tarafı bocalatacak ve söylemeye hazırlandıklarını zorlaştıracak kadar iyi tasarlanmış ve sunulmuş olmalıdır. Bunu yapabilen kimse, tartışmalarda son derece başarılı olabilecek ve rakibinin üstün gelmesine engel olabilecektir.


 

Ancak tüm bunları yaparken yine dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. İyi bir önkabulle sınırlarınızı çizip, iyi bir sonuca ulaşabileceğiniz gibi, kötü bir önkabulle yola çıkıp tamamen hatalı bir sonuca varabilirsiniz. Bir örnek verelim:


  1. Sınır: Bütün balıklar okyanusta yaşar.
  2. Sınır: Alabalıklar balıktır.
  3. Sonuç: Dolayısıyla alabalıklar okyanusta yaşarlar.

İşte bu, son derece hatalı bir çıkarımdır ve sizi çok kötü sonuçlara götürecektir. Bu sebeple her bir adımın dikkatli atılmasında fayda vardır. Bunları bir doğruluk tablosunda göstermek de mümkündür ancak sizleri sıkmamak adına bu kısmı atlayacağız. Temel mantığı anladığınızı düşünüyoruz.

 

Tartışmaların içerisindeki argümanları tespit etmek önem taşımaktadır. Çünkü kimi zaman mantıklı bir argüman gibi gözüken ifadeler, aslında hiçbir mantık taşımayabilir ya da mantık hataları içeriyor olabilir. Bu konular, oldukça derin bilim felsefesi ve mantık konularıdır ve çok detayına inmemiz yerimiz ve akademik arkaplanımız ve arkaplanlarınız sebebiyle mümkün değildir. Öte yandan gelecek yazıdan itibaren vereceğimiz mantık hatalarına günlük yaşantıda dikkat edilmesi, sizi kısa sürede çok başarılı bir tartışmacıya çevirebilecek ve bu konuda kendinizi geliştirmenize yarayabilecektir.

 

Bu kısımda, son olarak, tartışmayı "kazanmak" da oldukça göreceli bir kavramdır, çünkü hiçbir insan, çok bariz olmadığı sürece bir tartışmayı kaybettiğini kabul etmeyecektir. Ancak kimin tartışmada üstün çıktığını anlamanın bilimsel bir yolu, beden dilinin dışarıya vurduklarını okumak ve bu yazı dizimizde bahsedeceğimiz mantık hatalarına düşme oranlarının artmasına bakmaktan geçmektedir. Beden diline bu dizide değinmeyeceğiz, ancak ikinci kısma bolca değineceğiz ve mantık hatalarının ayrıntılarına gireceğiz. Bilin ki, bir tartışma taraflardan birinin bu dizide açıklayacağımız mantık hatalarına düşme oranı artıyorsa, o kişi zihinsel (mental) olarak bitmiştir ve "çırpınma dönemi" olarak adlandırabileceğimiz döneme girmiştir. Çırpınma döneminde genel olarak birey konudan sapmaya (Bakınız: Red herring), açıklanmış konulara tekrar dönüp, cevaplanmış soruları tekrar gündeme getirmeye, gergin ve sinirli tavırlar sergilemeye ve mantık dışı argümanlar üretmeye başlayacaktır. Bu noktada, tartışılacak bir ortam kalmadığı kesinleşmiştir ve gönül rahatlığıyla ortamdan uzaklaşabilirsiniz. 


 

Tartışmaların Tonu ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

 

Bir tartışmayı zihinsel (mental) olarak kazanmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey, sakin kalmak ve bunu mümkün olduğunca sürdürebilmektir. Çünkü tüm serinkanlılığınızı koruyarak, bilgilerinizden emin bir şekilde karşıdakinin açıklarını yakalamayı sürdürmeniz, karşınızdakinin bilgilerinden şüphe etmesine ve tedirginlik duymasına sebep olacaktır. Bu noktadan sonra kolaylıkla argümanlarını çürütebilir ve tartışmayı istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Bu konuya dikkat ettiğiniz ve asla sinirlenmediğiniz sürece olumlu sonuçlar alabileceksiniz.


Bir diğer nokta, bizim Bilimsel Değer Sorgulama Testi benzeri bir kriteri kafanızdan uygulayarak karşınızdakinin kaynaklarını iyi denetlemenizdir. Karşınızdakinin bol terimli ve karmaşık cümleler kullanıyor olması, o kişinin konu hakkında bilgili ya da sağlam kaynaklara dayanıyor olduğu anlamına gelmez. Nükleer enerji ile ilgili bir tartışma üzerinden örnekleyelim:


  • Argüman: Türkiye'de nükleer enerji santrallerine gerek yoktur, çünkü Optimus_Prime isimli blog yazarının sitesinde de belirtildiği gibi, Türkiye'de yıllık enerji üretimi 1.5 milyon kilowatt-saat iken, Türkiye'nin ortalama yıllık enerji harcaması 900.000 kilowatt-saattir.

Bu argüman, her ne kadar doğru gibi gözükse de, kaynak son derece şüphelidir. Belki sözü geçen kişi gerçekten bu konuda uzman olabilir; ancak kaynak belirtmenin de bilimsel yöntemleri vardır ve bunlara uyulması şarttır. Bir blogdan alıntı yapmak yerine, blogdaki yazarın kullandığı orjinal makaleleri referans göstermek çok daha sağlıklı olacaktır. Bir diğer örnek verelim:

 

  • Argüman: Nükleer santrallerde kullanılan Hidrojen atomlarının kontrol altında tutulması mümkün değildir; ancak temel olarak bu atomların biyokimyasal tepkimeler zinciri sonrasında, kontrollü bir şekilde Uranyum izotoplarından biri olan Uranyum-238 ile etkileşmesi sonucu fisyon tepkimesi gerçekleşir ve otonom bir tepkime elde edilir.


Bu argüman, her ne kadar kompleks ve bilimsel gibi gözükse de, tek kelimeyle saçmalıktır. Ne nükleer enerji santrallerinde Hidrojen kullanılmaktadır, ne girilen tepkime "biyokimyasaldır", ne tepkime "fisyon" tepkimesidir, ne de "otonom" kelimesi bu konseptte kullanılabilir bir kelimedir. Bunlar tamamen cümlelerin altını doldurmak için uydurulmuş, bilimsel kılıftaki sözcüklerdir ve hiçbir geçerlilikleri yoktur. Dolayısıyla tartışılan konuya hakim olmak, karşıdaki tarafından kandırılmamak açısından çok önemlidir.


 

Neden Tartışmalıyız? Tartışmaların Amacı Nedir?

 

Tartışmalara korkusuzca girmeliyiz çünkü fikirlerin çarpışmadığı ortamlarda çözümler de üretilemez. Kimi insan, tartışmaların “sonu olmadığı” için tartışmanın gereksiz olduğunu düşünür. Bu duruma da en çok din tartışmalarında rastlarız. Halbuki her tartışma öyle ya da böyle mutlaka yararlıdır. Çok kapalı tartışmalarda bile, bir kişi fikirlerini bilimsel ve doğru tabanlarda savunabiliyorsa, insanların fikirlerinin az ya da çok değişebildiğini görürüz. Bugüne kadar yüzlerce kişiyle, o veya bu şekilde Evrim konusunu tartıştık, tartışmaya devam ediyoruz. Belki hepsinin değil ama büyük bir kısmının fikrinin değişebildiğini; en azından inandıkları şeyleri sorgulamaya başladıklarını gördük, kiminin hiç bilmediklerini öğrendiğini gördük ki önemli olan da budur. Çünkü bir insan bir şeyleri sorgulamaya başladığında, zamanla bilimsel cevaplara ulaşmaya başlayacaktır çünkü bilim, sorgulayarak öğrenilen bir bilgi türüdür. Tartışmalar, benzinin üzerine atılan ilk kıvılcımı sağlayan çakmak gibidir. Çakmağı kullanmazsanız, benzin kendiliğinden asla tutuşmayacaktır.

 


Üstelik tartışmaların bir diğer çok önemli yararı, tartışmalarda iki tarafın da yeni ve farklı görüşlerle karşılaşabilecek olmasıdır. Bu, hem karşıt fikirleri tanımanızı sağlar, hem size kimi zaman açıklarınızı gösterir. Şu sözü her zaman akılda tutmak gerekir: Dostunu yakınında tut, düşmanını daha da yakınında. Karşı tarafın fikirlerini o kadar “çok açılı” ve fazla bilmelisiniz ki, tartışmalarda karşı tarafın tezlerini, daha üretilmeden bilebilecek ve çürütebilecek konumda olmalısınız.

 

Tartışmaların en nihayetinde ana amacı, karşı tarafın haksızlığını ya da yanlışlığını ispat edebilmektir. Ancak buna körü körüne bağlı olmak çok yanlıştır. Çünkü tartışmalar, genellikle tek taraflı konular değildir ve sizin iddialarınız doğru olabileceği gibi, karşı tarafın da iddiaları doğru olabilecektir. Dolayısıyla gözü kapalı bir savunma haline geçmektense, karşı tarafa da hak verebilecek bir konumda kalarak tartışmak en sağlıklısı olacaktır. Hangi konuyu tartışıyor olursanız olun, şunu bizden bir tavsiye olarak aklınızda bulundurun: Mutlaka, karşı tarafın da haklı olabileceği gerçeğini aklınızda bulundurun. Fizik’ten biraz anlıyorsanız, “Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi”ni duymuşsunuzdur. Bilimde, dolayısıyla da hayatta hiçbir şeyi “kesin” ya da “%100″ bilemeyiz. Dolayısıyla dikkatli ve bilinçli bir tutum sergilemek, tartışmaları her zaman daha sağlıklı yapacaktır.

 


Son Söz


Son olarak, en önemli 5 harften bahsetmek istiyoruz: Saygı! Lütfen, evrendeki bütün görüşlere saygı duyun, ne kadar saçma gelirse gelsin! Emin olun, en saçma fikirlerden bile öğrenebileceğiniz çok şey vardır. En azından insanların ne kadar saçma fikirlere bel bağlayabileceklerini ve ömürlerini bu anlamsız ve gerçekdışı fikirlere bağlı olarak şekillendirebileceklerini öğrenmiş olursunuz. Veya en azından, uzun süredir atladığınız bir noktayı görmenizi sağlayabilir bu tartışmalar ve gelecek sefere basit hatalara düşmemenizi sağlayabilir. Bunlar, tartışma sanatının önemli noktalarıdır.



"Bilimin iyi tarafı ona inansanız da inanmasanız da doğrudur” (Neil deGrasse Tyson). Bu sözden şöyle bir çıkarım da yapabiliriz: İyi argümanlar kurmak, etkileyici bir şekilde tartışabilmek önemlidir, ancak tartışmalarınızda yeterli olmayıp karşınızdaki kişi bilim-dışı konuları ifade etmekle ve dinleyicileri ikna etmekle daha başarılı olsa bile bu “gerçekleri” hiçbir zaman değiştirmeyecektir.

 

Umarız bu bilgiler size yeni bir bakış açısı katabilecektir. 

 

Gelecek yazılarımızda çok daha temel noktalara değinmeye başlayacağız.

 

Saygılarımızla.


Yazanlar: ÇMB ve AA (Evrim Ağacı)


Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Jim Pryor
  2. Psychology Today
  3. Fine Art of Baloney Detection
  4. List of Fallacies (Wikipedia)
  5. Argumentation Theory (Wikipedia)

6 Yorum