"Bilimin Geleceği ve Aydınlık" Konulu Röportaj (14 Ekim 2013)

Yazdır "Bilimin Geleceği ve Aydınlık" Konulu Röportaj (14 Ekim 2013)

Konular: Genetiği Değiştirilmiş Yiyecekler, Geleceğin Robotları, Engelleri Olan İnsanlara Çare, Aşı Karşıtları Ve Hastalıklar İçin Tedavi, Yapay Organlar, Yoksulluk Ve Kirlilik İçin Bilimsel Çareler

Soruları Hazırlayan: Arsel Acar (Evrim Ağacı)

Cevaplayan: Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı)

Düzenlenme Tarihi: 14 Ekim 2013

Not: Arsel Acar bu soruları Evrim Ağacı ekibine katılmadan önce hazırladı. 


1. Soru: İyi günler. Sizinle daha öncelerinde ''Karanlık Bilim'' başlıklı bir röportaj yapmıştık ve bilimin karanlık yönlerine değinmiştik. Şimdi ise günümüzde var olan ve gelecekte de var olabilecek bilimsel gelişmelerin güzel taraflarına bakmak istiyoruz. Öncelikle, Genetiği Değiştirilmiş Yiyeceklerin yanlış anlaşılan konuların arasında olduğunu düşünüyoruz. Yiyeceklerimizin genetiğini değiştirerek neleri başardık ve başarabiliriz?

Evrim Ağacı: Merhabalar, evet, bilimin karanlık bile gözüken birçok tarafının aslında ne boyutlarda faydalar sağlayabileceğini düşününce, bu karanlık tarafları abartarak bilimden korkmak yerine, çok daha bolca bulunan aydınlık taraflarından keyif almayı öğrenmek gerekiyor sanıyoruz. O sebeple bu röportajın faydalı olacağını düşünüyoruz. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, günümüzde en çok tartışılan ve en çok yanlış anlaşılan konuların başında geliyor. Bu tartışmanın tüm taraflarını ve iddialarını tek tek analiz etmek bir röportaj için fazla kaçar, merak edenler ilgili yazımızı Makale Arşivi'mizden okuyabilirler. Ancak GDO'ya karşı olanların en temel ve en güçlü iddiası şu: uzun dönem etkilerini bilmiyoruz, dolayısıyla GDO'nun mutfaklarımıza girmesine izin vermemeliyiz. Haklılar, yalan söyleyemeyiz. GDO, en azından doğrudan genlerin hedeflenerek yapılan GDO, uzun dönem etkileri bilinmeyen, bilimsel bir çalışma. Bu sebeple, gelecekte kitlesel bir hastalık krizinin önünü açmayacağını bilemeyiz. Ancak açacağından da emin olmamız mümkün değil. Dolayısıyla, GDO karşıtları temel argümanlarında haklılar.

Ancak... Bu, her zaman olduğu gibi radikal GDO karşıtları ve bu mücadeleyi daha farklı boyutlara çekmek isteyenler tarafından halka yanlış sunulma ve yalan söyleme boyutlarına varınca, bilimsel gerçeklerin öne çıkartılması gerekiyor. İlk olarak, GDO riskli bir teknoloji diye bu çalışmaların tamamının önünü kesmeye ve bilimin bu alanla ilgilenmemesini sağlamaya çalışmak, gericiliğin ve yobazlığın daniskasıdır. Bu kadar açıklıkla söyleyebiliriz. GDO, muhtemelen gelecekte insanlığın açlık ve kaynak yetersizliği sorununun tek veya ana çözümü olacaktır. Dolayısıyla GDO'nun desteklenmesi ve sürdürülmesi bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ne var ki, bunu sürdürüp markete sunduğunuz zaman, elbette halkın özgürce tercihte bulunabilmesi için, etiketlenmesi ve GDO içerikli olduğunun vurgulanması da, eş değerde bir zorunluluk olmalıdır. Bu konuda da GDO karşıtlarına katılıyoruz.


Burada anlaşılması gereken bir nokta, insanın tür olarak yaptığı her şeyin, genetiği değiştirilmiş organizmalar yaratmaya muhtaç oluşudur. Türümüz, iki ayak üzerine kalkarak yükselmeye başladığı zamanlardan beridir çevresini, bugüne kadar hiçbir türün başaramadığı şekil ve düzeyde değiştirmeyi başarmıştır. Bu süreçte, birçok türü evcilleştirmiş, evrimin en temel mekanizmalarından olan Yapay Seçilim aracılığıyla, genetiği değiştirilmiş yüzlerce yeni tür yaratmıştır. Dolayısıyla bizler, GDO'lu ürünleri son 11.000 yıldır zaten tüketmekteyiz. Evcil hayvanlarımızın tamamı, bir nevi GDO'lu ürünlerdir. Elbette, genellikle tartışmalarda dönen GDO, bu şekilde göreceli olarak yavaş evrim ürünleri değil, doğrudan bazı genetik yöntemler kullanılarak yapılan gen farklılaştırmaları ve bunun sonucunda oluşan türler ve ürünlerdir. Ancak bundan da, öcü görmüş gibi korkmaya gerek olduğunu düşünmemekteyiz. Zira her ne kadar besi çiftliklerinden aldığımız bir sütü, göreceli olarak yavaş bir evrim sonucu evcilleştirilmiş çiftlik büyük baş hayvanlarından elde ettiğimiz için "doğal" görsek de, aslında bunların da genetiği değiştirilmiş hayvanların sütleri veya diğer ürünleri olduğunu unutmamalıyız. Yapay Seçilim ile elde ettiğimiz türler, alttürler ve çeşitler, oldukça stabil ve değişmez gözükseler de, esasında vahşi doğaya bırakıldıklarında çoğu, birkaç nesilde atasal özelliklerine geri dönebilecek vaziyettedirler. Dolayısıyla, eğer ki "doğal" olarak aldığınızı düşündüğünüz, ancak en nihayetinde geride bıraktığımız birkaç bin yıl içerisinde insan tarafından ehlileştirilmiş, yani genetik yapısı seçilim yoluyla değiştirilmiş canlıların ürünlerini tüketiyorsanız (ki bu hayvan olmak zorunda değildir, mısır ve buğday olmak üzere neredeyse tüm zirai ürünler de dahildir), GDO'ya tamamen karşı çıkmanız tutarsızlık olacaktır.

Uzun lafın kısası, GDO hakkında endişeleri anlıyor olmamıza rağmen, insanlığın diğer gezegenleri kolonileştirmesi, kendi gezegenimiz üzerindeki açlığın sona erdirilmesi gibi uç konularda bile inanılmaz faydaları olacak bir teknolojiyi tamamen silip atmak, en hafif tabiriyle cehalettir. Genleri değiştirmenin en kritik sıkıntısı, dengeli yapılar yaratmaktır ve bilim insanları da dahil olmak üzere insanları korkutan, dengesiz bir gen yapısınndan ötürü uzun vadede oluşabilecek genetik sorunlardır. Ne var ki, piyasaya sürülmeye hazır hale getirilen GDO'lu ürünler, çok kapsamlı ve sıkı denetlemelerden geçirilmekte ve buna göre izinler verilmektedir. Elbette hatalar olabilir ve elbette uzun vadede etkilerini bilemeyebiliriz. Ancak bu bilinmezlikten yola çıkarak felaket senaryoları yazmak, bir nevi Terminatör'den korkarak robotik bilimine zincir vurmaya çalışmaya benzemektedir. İnsanlara GDO tüketip tüketmeme tercihi elbette, %100 sunulmalıdır. Ancak insanlar da, bilimin özgürlüğüne müdahale etme cüretini sergilememelidirler. Konuya bu şekilde yaklaşırsak, birçok soru işareti ve sorunun ortadan kalkacağına inanıyoruz.


2. Soru: Geleceği düşündüğümüz zaman aklımıza daima karmaşık robotlar gelmektedir. Böyle bir teknoloji ile neleri başarabiliriz?

Evrim Ağacı: Tam robotlardan örnek vermişken bu soru güzel oldu. İnsanlarımız şu anda pek farkında değiller, çünkü çağımızın bilim kurgu filmleri, aynı çağ içerisinde gerçeğe dönüşmeye başladı. Yani eskiden, babalarımız ve dedelerimiz bilim kurgu kitaplarını okuduklarında, bunların gerçek olmasını beklemezlerdi, çünkü teknoloji o kadar hızlı gelişmemekteydi. Ancak şu anda, 15 sene önce yazılan senaryolar ve bilim kurgu kitapları, 15 sene içerisinde sıradan gerçekler halini almaya başladı. Bunun en güzel örneklerini robotik, daha derinlikli ele alacaksak, yapay zeka ve evrimsel robotik alanlarında görmekteyiz.

Doğrusu, düşünen, düşündüğünü fark eden ve kendi benliğinin farkında olan robotlar, günümüzün gerçekleri haline gelmiş vaziyette. İnternette yapılacak basit bir aramayla bile, kendi varlığının farkında olan robotlara ulaşmak mümkün. Sinirbilimler ile mühendisliğin ve evrimsel biyolojinin el ele verdiği sahada yapılan çalışmalar, baş döndürücü sonuçlar veriyor. Bir grup mühendis, biyolojik organizmalar kadar rahat ve dengeli hareket edebilen robotları hedeflerken, bir diğer grup yine biyolojik organizmalar kadar karmaşık zihinsel fonksiyonlara sahip yazılımları hedefliyor. Günümüzde, kendini kopyalayarak makineler üretmeyi başardık. Günümüzde, kendi kendine sorunları çözebilen, zaman içerisinde öğrenebilen, öğrendiklerini hatırlayarak yeni sorunlara uygulayabilen robotlarımız var. Günümüzde, artık evrimsel biyolojinin her bilim dalının kalbi ve vazgeçilmesi olması gerçeği dahilinde, evrimleşen ve değişen robotlarımız var. Üstelik eskiden sadece yazılımı evrimleşen robotlarımız varken, günümüzde giderek hızlanan bir teknoloji olarak, fiziksel yapısı bile değişebilen robotlar üretilmeye başlandı.

Bunlar, bir yerde ürkütücü gerçekler olsa da, bir yandan müthiş atılımların da habercisi konumunda. Gelecekte, uzayda yapacağımız araştırmalarda, bizden kat kat yüksek yargı ve kontrol becerilerine sahip, düşünebilen ve kararlar alabilen robotlar sayesinde, görmediklerimizi görebilecek ve öğrenebileceğiz. Üstelik, robotların gelişimi sayesinde, birçok engelli insanın engelleri tamamen ortadan kalkabilecek. Bundan birkaç on yıl sonrasında, sanıyoruz ki uzuvlarını yitirdiği için günlük yaşantısında zorluklar çeken kimse kalmayacak. Üstelik sadece bu da değil. Robotlarda yapılan çalışmalar sayesinde, temel bilimlerde gözümüzden kaçan gerçekleri görüp, organizmaları daha iyi anlamaya başladık. Örneğin robotlarda test edilmesi sonucu türlerin karşılıklı evrimlerinin nasıl mümkün olabileceğini keşfettik. Benzer şekilde, beynimizin nasıl çalıştığını, çok daha iyi anlamaya başlıyoruz. Artık beynin çalışmayan ya da hasar görmüş bölgelerini, robotik parçalarla ve mekatronik yapılarla değiştirip güncellemek mümkün (henüz klinik çalışmalar olmasa da, hayvan deneyleri sürüyor). Dolayısıyla, robotlar geleceğin "askerleri" olabilecek olsa da, bizi bundan çok, onların yapabileceği ve insanların yapamayacağı şeyler heyecanlandırıyor ve etkiliyor.

İnsanoğlu her zaman hin ve pislik tarafını öne çıkararak, bilimi kötü taraflara çekecektir. Biz bunlara odaklanarak, sanki suçlu bilimmiş gibi gösterilmesini doğru bulmuyoruz. İnsanın başına iyi de, kötü de, ne geliyorsa gelsin, insanın kendi benliğinden ötürü geliyor. Dolayısıyla yok olmamız bilimsel gelişmelerle olacaksa, bunun suçlusu asla bilim değildir ve bilim hedef tahtasında asla gösterilemez.


3. Soru: Görme, duyma, konuşma ve diğer türlü engellere sahip insanların sayıları maalesef az değildir. Günümüzde bu konuda yapılan çalışmalar nelerdir ve gelecekte engellerin hepsini kaldırabilir miyiz?

Evrim Ağacı: Evet, az önce de bahsettiğimiz gibi, bunlar muhtemelen geleceğin basit sorunları olacak. Çok yakın bir gelecekten bahsetmiyoruz. Bugün, bu sorunlarla mücadele edenlere boş umut vermek istemeyiz. Ancak birkaç nesil içerisinde, teknolojimiz ve beyni anlama düzeyimiz sayesinde bu sorunların tamamen yenileceğini düşünüyoruz. Bugün, beynindeki hasardan ötürü reflekslerini yitirmiş farelere takılan mekanik parçalarla reflekslerini geri kazandırmayı başarıyoruz. Görme ve işitme teknolojileri katlanarak ve hızla büyüyor. Bu farklı alanlarda yürütülen çalışmaları bir araya getirdiğimizde, sanıyoruz insanlık çok büyük bir atılım gerçekleştirecek. Bu 10 yıl sonra mı olur, 100 yıl sonra mı olur, görmek biraz zor. Ancak bize göre bu atılım, kaçınılmaz olacak.


4. Soru: Anti-Aşılama kampanyalara ara sıra rastlıyoruz. Peki gerçekte aşılar insanlara neleri kazandırmıştır ve kazandırabilir? Ne gibi hastalıkları yendik ve yenebiliriz?

Evrim Ağacı: Bunun hakkında konuşarak zaman harcamayı bile gereksiz görüyoruz. Aşılara karşı olmak kadar saçma ve cahilce bir tutum olamaz. Üstelik bir de bunu, "ilaç firmaları" üzerine kurulu komplo teorilerine sığınarak, sanki entellektüel bir tartışma yürütüyormuş havasında savunanlar olduğunu görmek, 21. yüzyılın bile halen yeterince aydınlık olmadığını hatırlamamızı sağlıyor.

Aşıların varlığı, evrimin kaçınılmaz bir sonucudur. Doğa, aslında çok karmaşık görülse de, çok basit prensiplere sahiptir: eğer bir parametreyi değiştirmek isterseniz, diğer parametreler de değişecek ve beklediğiniz sonuç, tamamen farklı çıkabilecektir. Yani, eğer bir virüsü yok etmeye çalışırsanız, virüs de genetik yapısındaki çeşitliliklerden ötürü farklılaşacak ve bunun sonucunda, bir sonraki sene yepyeni bir tür ile, evrimleşmiş bir tür ile başbaşa kalacaksınızdır. Aynı şey, zirai parazitler için de geçerlidir, herhangi bir diğer canlı türü için de... Dolayısıyla, aşıları ilaç firmalarının para kazanma yolu olarak lanse etmek, insan cehaletinin kara boyutlarından birisi olsa gerek...

Bize göre, aşılarla ilgili bilinmesi gereken en temel nokta, aşının %100 koruyucu etkisi olmamasıdır. Sanıyoruz insanlar aşılara bir "kar-zarar analizi" ile yaklaşıyorlar: "Ben koluma 'kolum kadar' bir iğne sokturacağım ama tam koruma sağlanmayacak, öyle mi? O zaman neden yaptırayım ki?" Küçücük bir iğne başından korkan insanoğlunun, bu kadar büyük bir teknoloji ve bilime sahip olması ve tüm türlerden üstün olduğunu iddia etme yüzsüzlüğünü gösterebilmesi ne denli ironiktir, görebiliyor musunuz? Aşılar, o sene içerisinde yükselişte olan yeni virüs soy hatlarının genelde en yaygın 1-3 soy hattına karşı olarak üretilir. Ancak yeterince şanssızsanız, aşı olmanıza rağmen, aşının içeriğinde bulunmayan diğer soy hatlarından kaynaklanacak şekilde, korunmaya çalıştığınız hastalığa yakalanabilirsiniz. En tipik örnek, grip aşısı olmaya rağmen grip olmaktır. Bu oldukça normaldir ve aşıların işe yaramadığını göstermez. Ne yazık ki, sizin yanlış zamanda, yanlış yerde olmak konusundaki becerinizi gösterir. Dolayısıyla okurlarımıza tek tavsiyemiz, doktor kontrolünde olmak şartıyla, kendilerinin ve çocuklarının düzenli olarak aşılarını yaptırmalarıdır. Hep söyleriz: 45 derece ateş içerisinde, ölmeye ramak kalmışken o ilaç firmalarının kollarına atlamakta sakınca görmüyorsanız, sağlıklıyken aşı olmak sırasında da aynı başarıyı göstermelisiniz. Aksi takdirde iki yüzlülük yapmış olacaksınızdır.


5. Soru: Yapay organ üretimi ile bir sürü hayatı kurtarabilir miyiz? Sizce böyle bir gelişme organ mafyacılığını durdurabilir mi?

Evrim Ağacı: Yapay organlar da, az önce bahsettiğimiz diğer konular gibi, geleceğin sıradan teknolojilerinden olmaya aday gözüküyor. Hele ki 3 boyutlu yazıcıların inanılmaz başarısı sayesinde ürettiğimiz organların var olduğu düşünülürse, bu çok daha baş döndürücü gözükmektedir. Yapay organlar sayesinde, insanların çıkarcılığının ve alçaklığının bir ürünü olan mafyaların durdurulması mümkün olacaktır, evet. Ancak daha önemlisi, insanların canlarından olması önlenecektir. Her ne kadar durup durup sözde "kusursuzluğundan" dem vurduğumuz evrenimiz içerisinde, kusurdan başka hiçbir şey bulunmamaktadır. Yeni doğmuş bebekler böbreksiz doğabilmekte, çocuklar karınlarından fışkıran ikinci bir kafayla yaşamak zorunda kalabilmektedir. Organ yetmezliği, eksikliği veya hasarı, günümüzün en ciddi sorunlarından biridir. Her insanın organı, herkese uymadığından, organ nakilleri için beklenen kuyruklar, içler acısıdır. Umuyoruz ki bilimin ve teknolojinin atakları sayesinde, çok da uzak olmayan bir gelecekte, kişiye özel organ üretimi mümkün olacak ve böylece insanlığın en büyük sorunlarından biri daha alt edilmiş olacaktır.


6. Soru: Bazılarımız geleceği ele alınca her zaman siyasi, ekonomi ve diğer şeyler sebebiyle karanlık zamanlar yaşayacağını düşünürüz. Peki Bilim günümüzde yaşadığımız sorunlara (susuzluk, açlık, kirlilik, hastalık vs) bir çare bulup sanılanın aksine daha güzel bir gelecek oluşturabilir mi? Günümüzde bu tarz çalışmalar var mıdır?

Evrim Ağacı: Bu konuda bir şey söylemek zor. Çünkü daha önce de bahsettiğimiz gibi, olup bitenler bilimin suçu değil. Bilim size malzeme verir, siz onu nasıl kullanırsanız, sonuçlarına katlanırsınız. Daha önceki röportajlarımızda da konuşmuştuk: atom parçalandıktan sonra, bir grup insan radyoloji ve radyografi sayesinde milyonların hayatını kurtardı, aynı türden olan bir diğer grup ise atom bombasını üreterek birkaç saniyede milyonların canını aldı. Bu durumda ne diyeceğiz? Suçlu bilim mi? Bu biraz şu sıralar ABD'de yine revaçta olan bireysel silah kullanımı tartışmalarına benziyor: bir silahtan çıkan kurşun sebebiyle bir insan ölürse, bunun suçlusu silah mıdır, silahı kullanan mı? Elbette etik ve felsefi bir tartışma, bizi bambaşka boyutlara götürebilir; ancak en yüzeysel ve hedefe yönelik tartışma sonucunda görülecek olan, suçlunun insan oluşudur.

Burada ne söylesek boş, çünkü Evrim Ağacı olarak insan türüne güvenimizi çok önceden kaybettik. Evet, oralarda bir yerlerde iyilik peşinde koşan yüzlerce, binlerce, belki milyonlarca insan var ve onları yüceltmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak geri kalan insanlar öylesine umutsuz vakalar ki, türümüzün geleceğini bilim bile kurtaramayacak gibi geliyor.

Konuştuğumuz tüm çalışmalar aslında bu sorunları önlemeyi hedefliyor; dolayısıyla tekrar etmeyeceğiz. Biz her ne kadar biraz olumsuz konuşmuş olsak da, esasında umudumuzu canlı tutmaya ve bilimin ışığında, sonuna kadar gitmeyi sürdürüyoruz. Başka ne yapabiliriz ki?

Halihazırda muhteşem bir bilim insanının şu sözleri varken, bize de zaten gelecek hakkında çok fazla söz hakkı düşmüyor:

"İnsanlık yeni keşiflerden, kötülüklerden çok iyilikler çıkaracaktır." (Marie Curie)

Bu güzel sohbet için size çok teşekkür ederiz. Umarız faydalı olacaktır.

6 Yorum