“Bilim, Türler Arası Evrimi Kabul Etmiyor” Mu?

Yazdır “Bilim, Türler Arası Evrimi Kabul Etmiyor” Mu?

Merhaba arkadaşlar,

 

Geçtiğimiz günlerde duyurduğumuz üzere, Marmara Üniversitesi'nde Mayıs ayı içerisinde bilim ile alakası olmayan, tamamen şahsi görüşlere dayalı, bilimi çarpıtmayı ve yalanlar söyleyerek insanları aldatmayı hedefleyen bir etkinlik düzenlenecektir. Biz de bu etkinliğe karşı sessiz kalamadık ve onlar gibi aşağılık bir şekilde bilim insanlarına hakaret etmektense, birkaç örnekle etkinliklerinin başlıklarına taşıdıkları iddiayı bilimsel bir dille ele aldık. Bilmiyoruz o çok saygın profesörlerimiz burada yazdıklarımızı anlar mı, ya da hiç okumuşlar mıdır... Ancak bu, eğitilmeleri açısından bir fırsat olacaktır diye düşünüyoruz. Sonuçta bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır. Ama bilmediğini bildiğin halde insanlara yalan söylemek. İşte o, zavallı bir harekettir. Umarız bu hatalara düşmeyecektirler.

 

Burada karşı karşıya olduğumuz bir alternatif kuramın izah edilmesi, bir düşüncenin ileri sürülmesi, insanın şahsi inançları üzerine yapılan elit bir sohbet değildir! Burada yapılan, bilim maskesine sığınarak inanç tüccarlığı yapmak, bilimi aşağılamak, daha fenası, var olan, bütün bilim camiasınca artık kabul edilen, günlük yaşantımızda her alanda kullanılan ve Dünya'nın 50 yıl önce varlığını tartışmayı geçtiği gerçekleri çarpıtmaktır. Bu kişiler bu gerçekleri bilmiyorlar mı? Belki gerçekten bilmiyorlar; ancak öğrenebilirler (ki bilimsel dergilerin, makalelerin, bu yazımızın ve diğerlerinin amacı budur). Ancak muhtemelen gayet iyi biliyorlar. Üniversitelerinin birçok makale sitesine ücretsiz erişim yetkisi var. Konunun en üst düzey dergileri üniversiteler tarafından kütüphanelerine getirtiliyor, tamamen ücretsiz! Peki bu insanlar bunları okuyorlar, biliyorlar da neyin derdindeler? İşte soru işareti burada. Bu kişilerin ellerinde hiçbir şey yok! Olsa, araştırmalarını yapar, aynı dergilerde yayınlar, bir şeyler ispatlayabilirlerse kariyerlerinin en üst noktasına bir anda ulaşırlardı. Neden yapmıyorlar? Çünkü ellerinde hiçbir şey yok. Çünkü Evrim'in bir doğa yasası olduğunu, Evrim Kuramı'nın kendi akıllarıyla çürütemeyecekleri kadar kapsamlı, oturmuş, gerçekçi ve sağlam olduğunu adlarından daha iyi biliyorlar. Bundan korkuyorlar ve dolayısıyla, inançlarını, kendilerini oralara getirenleri kara çıkarmamak adına çılgınca bilime düşmanlık besliyorlar. Bu sebeple bu seminere Evrim Kuramı'nı kabul eden ve etmeyen herkes karşı çıkmalıdır. Zira bu seminere katılan "profesör" ünvanlı kişilerin, bu ünvanı yazmak için kullandıkları makaleler açıp okunacak olursa (ki biz yaptık, siz de yapın), gayet güzel Evrimsel Biyoloji'yi anlatıp kullandıkları görülmektedir. Bu kişiler, bilim camiasında Evrim'in istisnasıza yakın kabul edildiğini bildiklerinden, buna uymaktadırlar ve ünvanlarını böyle kazanmaktadırlar. Öte yandan işlerine geldiğinde, televizyon karşısında, kolaylıkla inanç tüccarlığı ve sahtekarlık yapabilmektedirler. Bu, son derece üzücü bir iki yüzlülüktür. Bu yüzden, bu insanların Evrim Kuramı hakkında konuşmasına, Evrim Kuramı'na karşı olan bir birey bile karşı çıkmalıdır. 

 

Yazının Evrensel Gazetesi'nin Genç Hayat ekinin Nisan 2012 sayısında ve Marmara Üniversitesi'nde başlatılan harekete karşı toplanan imza sitesinde (Bilim Düşmanlığına DUR Deyin) de yayınlandığını hatırlatmak isteriz. Yazımızın yazarı, Makale Arşivi'ndeki tüm yazıların yazarıdır.

 

İyi okumalar.

 

---

 

Merhabalar,

 

Belki duymuşsunuzdur. 16-17 Mayıs 2012 tarihinde Marmara Genç Vizyon Topluluğu isimli öğrenci topluluğu tarafından, Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü’nde “Bilim, Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?” başlıklı bir sempozyum düzenlenecekmiş. Bu konunun siyasi boyutlarına hiç girmeyeceğim, yeri geldiği zaman konu hakkında diğer yazar arkadaşlarım derinlemesine analizler yapacaklardır. Ben, bu yazımda, bu bilim düşmanı cüreti gösterebilen Marmara Genç Vizyon Topluluğu’nun başlığına taşıdığı hayal ürünü argümanı bilimsel açıdan değerlendirmek istiyorum. Yer yer de etkinliğe bazı göndermeler yaparak etkinlik organizatörlerine ve oraya “profesör” ünvanlarıyla, hiç çekinmeden ve muhtemelen utanmadan çıkan akademisyenlere bazı sorular yönelteceğim. Eğer ki bu bilim karşıtı ve bilimsel alandan uzak insanların şahsi düşüncelerini etkileyerek bir yerlere varmayı hedefleyen bu etkinlik, bilim çevreleri ve aklı başında üniversite öğrencileri tarafından engellenemeyecek olursa, umuyorum ki çok saygıdeğer (!) profesörlerimiz, bu yazımda yönelteceğim soruları cevaplama ve sempozyum konuları arasına taşıma büyüklüğünü göstereceklerdir.

 

İlk olarak, adımız kadar rahat söyleyebiliriz ki, günümüz modern bilimi, bundan birkaç on yıl öncesinden beridir türlerin birbirlerine evriminin nasıl gerçekleştiğini onlarca farklı mekanizmasının, binlerce alt detayı ile birlikte, çok net bir şekilde açıklamışlar ve bu açıklamalarını laboratuvar ortamında sayısız defalar test ederek deneysel olarak da doğrulamışlardır. Hatta öyle ki yaratılışçı düşünceleriyle bilinen ve uzun yıllardır yaratılışçıların argümanlarının temelini oluşturan “İndirgenemez Karmaşıklık” safsatasını (göz, beyin gibi organların evrim ve doğal süreçler ile açıklanamayacak kadar karmaşık oldukları iddiası) ileri süren Lehigh Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Michael Behe, Aralık 2010 yılında “Deneysel Evrim, Fonksiyon Kaybettirici Mutasyonlar ve Adaptif Evrim’in İlk Kuralı” isimli başlığıyla The Quarterly Review of Biology dergisinde yayınladığı makalesinde Evrim Kuramı’nın deneysel olarak ispatlandığını ve dolasıyla evrimin bir doğa gerçeği olduğunu, belli sınırlar dahilinde de olsa kabul etmişti. Tabii bu makale yaratılışçılar arasında hiçbir zaman Behe’nin ta 1996 yılında yayınladığı “Darwin’in Kara Kutusu” isimli kitabındaki bilim dışı düşünceleri gibi popüler olamadı. Nedeni aşikar: Yaratılışçılık, profesörlük ünvanınından nemalanabildikleri bir kalesini yitirdi. Zaten hepi topu Dünya çapında birkaç yüzü geçmeyen Evrim Karşıtı bilim insanlarından birinin eksilmesi, bu kişiler için büyük üzüntü ve utanç kaynağı olmuştur. Ancak ülkemizde halen, Dünya çapındaki bilim insanlarının %99’undan fazlasının kabul ettiği evrim gerçeği, “profesör” ünvanını edinmiş insanlarımız tarafından herhangi bir bilimsel temele dayandırılmadan reddedilmekte ve bu reddedişleri, üniversiteler gibi bilimsel kurumlarda yapılan sempozyumlara kadar taşınacak kadar cüretkar olabilmektedir.

 

Her neyse, konumuza geri dönelim. Bakalım bu bilim (!) insanlarımız ve organizatörlerimiz argümanlarında ne derece haklılar. Bunu görmek için ne yapmak gerekiyor? Elbette güvenilir, bilimsel kaynaklardan konuyu araştırmak gerekiyor. Ben de, bu yazımda sizlere türleşmenin gözlendiği durumların bilimsel makalelerinden örnekler sunacağım. Dediğim gibi, umarım hocalarımız bu konuları çok kıymetli (!) sempozyumlarına taşıyacaklardır.

 

İlk olarak zamanında Charles Darwin’in de üyesi olduğu ve hatta Türlerin Kökeni isimli kitabının özetinin ilk defa bilim camiasına duyurulduğu Linnean Cemiyeti’nin çok geniş çapta kabul görmekte olan Biological Journal of the Linnean Society dergisinde çıkmış bir makaleye bakalım. Makalede Türkiye’de yaşamakta olan Spalax (bir cins köstebek faresi) cinsine ait 2 türün evrimsel süreçte birbirinden nasıl farklılaştığı ve eskiden tek bir türken, iki ayrı türe evrimleştikleri incelenmektedir. Bunu yapmak için genlerdeki farklılaşmalar ve çokbiçimlilikler takip edilmiştir [1]. Bu analizler de, bu iki türün tek bir türden farklılaşarak evrimleştiğini ortaya koymaktadır. Tabii, bu çok saygıdeğer hocalarımız evrimi bir farenin bir kuşa dönüşüp uçması, bir yılanın bir ayıya dönüşüp balık avlaması, bir atın bir denizatına dönüşüp sulara girmesi gibi hayal ettikleri için, bilimde evrimleşmenin ne demek olduğunu asla anlayamayacaklardır. Sanıyoruz ki bu tip bilim dışı sempozyumlara katılmayı kabul etme sebepleri de, bu hayallerindeki evrim tanımından kaynaklanmaktadır.

 

Spalax

 

Bir başka makaleye bakalım. Bu defa, geçtiğimiz günlerce Beyaz TV’deki Evrim Tartışması’na çıkarak biyoloji bilgisiyle ve Evrim Kuramı’na hakimiyeti ile bizleri büyülemiş olan Prof. Dr. Turan Güven’in “pek de matah” bulmadığı Nature gibi meşhur bir dergi olan Evolution isimli dergide, 1971 yılında çıkmış bir makale bu. Makale, “Evrimin ışığı olmaksızın Biyoloji’de hiçbir şeyin anlamı yoktur.” sözüyle Evrimsel Biyoloji’nin önemini vurgulayan, bilime yaptığı katkılardan ötürü Ulusal Bilim Ödülü, Franklin Madalyası gibi ödüllere layık görülmüş, günümüz modern bilimin en büyük bilim insanlarından Prof. Dr. Francisco Ayala, Prof. Dr. Richard Lewontin gibi kişilerin hocası olarak görev yapmış Prof. Dr. Theodosius Dobzhansky tarafından yazılmıştır. Makalede, evrimsel süreçler o kadar net belirlenmiştir ki, “yarı-tür” diye bir terim ileri sürülmek zorunda kalmıştır. Bu canlılar, ortak atalarından evrimleşmeye başladıktan sonra, henüz evrimseşme sürecinde tam olarak farklılaşmamış, ancak yeterince farklılaşmalarından ötürü eşeysel olarak (üreme açısından) izole olmuş canlı gruplarıdır. İnceledikleri canlı ise Drosophila paulistorum isimli bir süpertür (henüz cins olamamış, ancak evrimsel süreçte halen türleşmekte olan, altında alt türleri ve yarıtürleri barındıran taksonomik grup) ve bu süpertürün altında bulunan ve günümüzde hala gözlerimizin önünde türleşmekte olan 6 alt yarıtürdür [2]. Bu canlılar üzerinde gerek laboratuvar ortamında, gerekse doğal ortamlarında analizler yapılmış ve  ortak atalarından nasıl, ne yollarla ve ne zaman farklılaştıkları tespit edilmiştir. Yine, zaten modern bilimin açıkladığı gibi, bu türler bir sinekken bir anda insana dönüşüp uzaya mekikler yollamamaktadırlar. Zaten Evrimsel Biyoloji’nin hiçbir zaman böyle iddiası olmamıştır.

 

Drosophila paulistorum

 

Yeri gelmişken izah edelim: Türleşme, çok yavaş gerçekleşen ve evrimleşen yeni türlerin atalarına oldukça benzedikleri bir süreçtir. Ancak bu süreç, giderek uzun vadede izlenecek olursa, her seferinde oluşan yeni türlerin atalarından bir miktar farklılaşmaları sonucunda, en nihayetinde, yepyeni ve en eski atalarına hiç benzemeyen bireylerin oluştuğu görülecektir. Dolayısıyla insanın evriminden bahsederken, maymunsu bir ortak ata, hiçbir zaman bir anda bildiğimiz modern insana dönüşüp kuantum mekaniğinin sırlarını çözmeye başlamamıştır. Maymunsu ortak atamızdan, insanlara giden ve şempanzelere giden kolların ayrılması 6 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. Sonrasında, bu 6 milyon yıl içerisinde şempanzeler ve insanlar evrimleşmiştir. Örneğin bu uzun süreçte, insana ait 26 farklı türü net bir şekilde tanımlayabilmekteyiz. Yani 6 milyon yıl önceki ortak atamızdan, günümüzdeki insana kadar her basamakta kendi atasından biraz daha farklı 26 farklı tür yaşamıştır. Ancak bunların farklarının üst üste binmesi sonucunda, nesiller sonra, yani günümüzden 200.000 yıl kadar önce, bildiğimiz insan, yani Homo sapiens evrimleşmiştir. Bu evrim halen sürmektedir ve insanlar da kendi içlerinde izole olacak olsa, yeni türlerin bu süreç içerisinde evrimleşmesi işten bile değildir (izolasyonun olmaması, yani genlerin karışması, evrimleşme hızını düşüren bir unsurdur).

 

Bir diğer makaleye bakacak olursak... Yine Evolution isimli dergide 1967 yılında yayınlanan bir makalede Dr. Doskuin, Epilobium angustifolium isimli tür üzerindeki genetik mutasyonlardan kaynaklanan türleşmeyi incelemiştir [3]. Yaptığı araştırmada, kromozomların sayıca çiftlenmesi ve ayrılamamasından kaynaklanan bir sorundan ötürü popülasyon içinde türleşmenin meydana geldiğini ve bu şekilde çok kromozomlu olan bireylerle, normal sayıda kromozoma sahip bireylerin birbiriyle çiftleşemeyerek farklılaştığını keşfetmiştir. Zaten bu izolasyondan sonra türler morfolojik (yapısal) olarak da birbirlerinden farklılaşmıştır. İşte bu, çok net bir türleşme örneğidir. Bu canlılar, aynı ortamda yaşamalarına rağmen genetik uyumsuzluktan ötürü birbirleriyle çiftleşemeyerek evrimleşmişlerdir. Fakat bu canlıların atası ortaktır ve aynı türdür. Evrimleşmeyi görmek ve kabul etmek için başka ne gerekir?

 

Epilobium angutifolium

 

Örnekleri bu şekilde sayıca sonsuza kadar arttırmak mümkündür. Ne yazık ki bana ayrılan kısım bu kadar olduğu için, daha fazla örneği buradan veremiyorum; ancak size bu konuda onlarca örneğin yer aldığı, Evrim Ağacı isimli sayfamızın konuyla ilgili makalesinin bağlantısını vermek istiyorum:

 

Güncel Türleşme ve Evrim Örnekleri

 

Görüldüğü gibi, aslında sempozyum sadece bu ve bunun gibi bilimsel makalelerle, başlamadan bitmiştir. Burada önemli olan, doğru ve tarafsız kaynaklara ulaşmak, araştırmak ve şahsi inançlar ve düşüncelerden ötürü bilimin önüne set çekmeyecek kadar büyük olabilmektir. Acaba bu sempozyuma katılacak hocalarımız, bu makaleleri okuyup anlayabilecek olmalarına rağmen (acaba okudular mı?), bu gibi bir sempozyuma çıkıp da “Evet, türleşme yoktur. Evrim gerçek değildir. Bu makaleler hayal ürünüdür.” diyebilecek kadar cüretkarlar mıdır?

 

Bekleyip göreceğiz.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)

 

Kaynakça:

[1] Nevo, E., Filippıcci, M. G., Redi, C., Simson, S., Heth, G., & Beiles, A. (1994). Karyotype and genetic evolution in speciation of subterranean mole rats of the genus spalax in turkey. Biological Journal of the Linnean Society54(3), 203-229. Retrieved from http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/0024406695900187 

  

[2] Dobzhansky, T., & Pavlovsky, O. (1974). Unstable intermediates between orinocan and interior semispecies of drosophila paulistorum. Evolution,29(2), 242-248. Retrieved from http://www.jstor.org/discover/10.2307/2407211?uid=4&sid=47698867254397

 

[3] Mosquin, T. (1966). Evidence for autopolyploidy in epilobium angustifolum (onograceae). Evolution,21(4), 713-719. Retrieved from http://www.jstor.org/discover/10.2307/2406768?uid=4&sid=47698867254397


6 Yorum