Akraba Evlilikleri, Çocukların Cinsel İstismarı, Ensest ve Evrim

Yazdır Akraba Evlilikleri, Çocukların Cinsel İstismarı, Ensest ve Evrim

Sayfamız okurlarından Sn. Hasan Gümüş bize şöyle bir soru yöneltti:

 

cinsel taciz, çocuk istismarlığı yada ensest ilişkinin insan genetiğinde yeri var mı? iyi çalışmalar

 

Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz:

 

Sayın Hasan Gümüş,

 

Sorunuz için teşekkür ederiz, elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışalım:

 

Bildiğiniz gibi ve farklı yazılarımızda defalarca vurguladığımız gibi, canlılar doğal (biyolojik) olarak iki farklı yasaya uymak zorundadırlar; varlıklarını korumak için: hayatta kalmak ve üremek. İlk kısım için binlerce, milyonlarca farklı mekanizma gelişmiş ve Doğal Seçilim isimli doğa yasası tarafından pekiştirilmiştir. İkincisi olan üremek içinse, yine benzer binlerce adaptasyon geçirilmiştir; bu defa bu adaptasyonlara sebep olan varyasyonları (çeşitleri) seçip eleyen mekanizmanın, daha doğrusu doğa yasasının adı Cinsel Seçilim'dir. Bunlar, konunun anlaşılması için bilinmesi gereken temel noktalardır, yazılarımız arasında bu konulara ayrıntılı bir şekilde zaten değinmekteyiz, daha fazla bilgiyi o yazılardan edinebilirsiniz.

 

Evrimsel süreç sırasında, bazı canlılar sosyalleşmeye başlamışlardır ve koloniler ya da gruplar halinde yaşamaya başlamışlardır. Bunu tetikleyen pek çok faktör vardır; ancak konumuzla alakalı olmadığı için burada girmeyeceğiz. Bizi ilgilendiren, bu sosyalleşme sırasında meydana gelen cinsel etkileşimlerdir.

 

Sosyal canlıların en önemli avantajlarından biri, karşıt cinsin de grup içerisinde yer alması ve her an ulaşılabilir olmasıdır. Bireysel yaşamayı tercih eden canlıların da birçok avantajı olmasına rağmen, sosyal gruplar halinde yaşayan canlıların aksine karşıt cins için kimi zaman uzun yollar kat etmesi ya da çok çetin mücadeleler vermeleri gerekmektedir. Sosyal gruplar içerisindeki cinsel ilişkiler ise çok daha net ve hedefe yöneliktir: aynı popülasyon içerisindeki bireyler sürekli olarak birbirleriyle ilişki halindedirler ve belirli noktalarda cinsel birleşme gerçekleşebilir ve canlılar ürerler. Türün karşıt cinse olan sadakatine göre bu birliktelikler tekil olabileceği gibi, bir birey pekçok karşıt cins ile de seks yaparak üreyebilemektedir.

 

Sosyal canlıların tamamına yakını, aynı zamanda bir beyne ve sinir sistemine sahip olan canlılardır. Dolayısıyla düşünme kapasitesine ve belirli bir zekaya sahiptirler. Bu tip canlı gruplarının çoğunda, zeka faktörü sosyal ilişkiler içerisindeki seks ilişkilerini de ilgilendirmektedir. Yani canlılar, kendi zeka kapasiteleri dahilinde ürettikleri düşünceler ile karşıt cinse ilgilerini göstermektedir, buna göre kur yapmaktadır ve başarılı olurlarsa bilinçli bir şekilde üreyebilmektedirler.

 

İşte bu sosyal hayvan türlerinden biri de, insandır. Ancak insanın cinsel ilişkilerini özel kılan önemli bir faktör vardır: yukarıda değindiğimiz zeka unsuru, insan türünde şimdiye kadar bilinen en ileri noktaya ulaşabilmiştir. Bu da, insanı pek çok açıdan etkilediği gibi, cinsel konularda da etkilemiştir.

 

İnsan, zekasının gelişmesiyle birlikte hiçbir hayvanda rastlanmamış (en azından bilindiği kadarıyla) bir algı düzeyine ulaşmıştır. Bu sayede çevresinde olup bitenleri çok daha net ve güçlü olarak anlayabilmeye ve çok daha isabetli neden-sonuç ilişkileri kurabilmeye başlamıştır. Bu, cinsel ilişkinin "ne" olduğunu da anlayabilmesine sebep olmuştur ve algıları, buna göre şekillenmeye başlamıştır. Karşıt cins ve özellikleri daha ayrıntılı analiz edilmeye başlanmış, hormonal aktiviteler buna göre evrimleşmiş, yani kısaca insanın cinsel yönden aktivitesi, bu algılarına paralel olarak gelişmiştir.

 

Şimdi, bu uzun ama önemli girişi yaptıktan sonra, sorunuza dönelim: 

 

 

Ensest Nedir?

 

Ensest, yakın akraba bireyler arasında meydana gelen cinsel birleşmenin adıdır. Yasal olarak hemen hemen bütün ülkelerde yasak olmakla birlikte, toplumların tamamına yakınında zaten kültürel bir ayıp ve bir tabu olarak görülmektedir. Toplumların ensest tanımları da farklı olabilmektedir: kimi toplumlar sadece "aynı ev içerisinde yaşayan, akrabalık ilişkisi olan insanların birbirleriyle yaptığı seks" kavramını ensest olarak sayarken, kimi toplumlarda klan içerisinde ya da ikinci derece akrabalarla yapılan seks de bu kapsama girmektedir.

 

Ensestin bir tabu olarak görülmesi, her tabu gibi hatalı olsa da (çünkü bu konuların konuşulmaması, toplumsal cehalete neden olmaktadır), her şeye rağmen yasal olarak engellenmesi çok önemlidir. Çünkü aileleri tarafından cinsel istismara uğrayan çocukların %95'inden fazlasında psikolojik travma görülmektedir. Üstelik veriler tam olarak net olmasa da, toplam çocuk (0-18 yaş) popülasyonun %10-15'inin bu yaş aralığında en az 1 kere aileleri tarafından cinsel temasa maruz kaldığı, %2 civarının ise aileleri tarafından cinsel olarak istismar edildikleri ve cinsel birleşmenin gerçekleştiği rapor edilmektedir. Bu, gerçekten büyük bir sayıdır.

 

ç

 

Yukarıdaki fotoğrafta belirtildiğine göre, Amerika'da her 3 çocuktan 1 tanesi 18 yaşına ulaşmadan cinsel olarak istismar edilmektedirler. Her 7 tanesinden 1'i ise cinsel olarak tecavüze uğramaktadır. Bunlar, önemli sayılardır ve önüne geçilmesi şarttır.

 

 

Yukarıdaki grafikteki verilere göre, Amerika'daki 37 eyaletteki veriler göz önüne alındığında cinsel olarak istismar edilen çocukların;

  • %78.5'i aileleri tarafından,
  • %6.5'i diğer akrabaları tarafından,
  • %0.4'ü üvey aileleri tarafından,
  • %0.2'si ev içerisinde çalışan görevliler tarafından,
  • %0.7'si bakıcılar tarafından,
  • %4.1'i bir ebeveynin evlenilmemiş sevgilisi tarafından,
  • %0.2'si yasal bakıcıları tarafından,
  • %0.2'si diğer profesyonel mesleğe sahip kişiler tarafından,
  • %0.3'ü arkadaşlar ya da komşular tarafından,
  • %5.1'i diğer kaynaklar tarafından,
  • %3.9'u ise tespit edilememiş kişiler tarafından

cinsel olarak kötüye kullanılmakta, istismar edilmekte, taciz edilmekte ve hatta tecavüz edilmektedir (veriler 2004 yılına aittir).


Ülkemizde ne yazık ki bu konuda çok kapsamlı araştırmalar yürütülmemiştir veya sadece cinsel istismara odaklanan araştırmaların sayısı azdır. Ancak yürütülen bazı araştırmaların sonuçları çarpıcıdır. Örneğin Türkiye'de istismara uğramış (sadece cinsel olmak zorunda değil, fiziksel veya psikolojik de olabilir) 50 çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada, istismara uğrayan çocukların %46'sı erkek, %54'ü kızdır. İstismara uğrayan çocukların %38'i sadece babaları tarafından, %28'i sadece anneleri tarafından, %34'ü ise ikisi birden tarafından istismar edilmiştir. Bu çocukların %44'ü hayatta kalmış, %14'ü hayatını kaybetmiş, %42'si ile olan tıbbi irtibat ise kesilmiştir (durumları meçhuldür). Kurtulanların %16'sı tekrardan istismara uğramamış, %42'si ise sakatlıklarla kurtulabilmiştir. Bu sayıların korkutucu olma sebebi, bu istismarın genellikle fiziksel olarak yapılması ve cinsel güdülerin istismara dahil olmamasıdır.


Türkiye'deki sadece cinsel istismar vakalarına odaklanmak, araştırma eksikliğinden ötürü güçtür. Ancak Hürriyet gazetesinde çıkan 4 Kasım 2011 tarihli bir habere göre Türkiye'deki cinsel istismar suçları baş döndürücü ve ürkütücü bir düzeydedir. Araştırmanın bazı önemli verileri şöyle:


  • Geride bırakılan 10 sene içerisinde Türkiye'de toplamda 250.000 çocuk cinsel istismara uğramış, sadece 2010 senesi içerisinde 7000 çocuğa tecavüz edilmiştir.


  • Araştırmayı yürüten Tuncer Günay'a göre geride bırakılan 20 yıl içerisindeyse toplamda 350.000 ila 400.000 çocuk cinsel istismara uğramıştır.

  • 2009 senesinde 200 çocuk öğretmenleri, yerel market çalışanları, resmi görevliler ve benzerleri tarafından istismar edildikleri gerekçesiyle soruşturulmuştur.

  • Türkiye sokaklarında evsiz olarak yaşayan çocuklardan 30.000 ila 50.000 civarının tecavüze veya cinsel istismara uğradığı bildirilmiştir.

  • Çeşitli suçlardan ötürü tutuklanan ve ıslahevlerine konulan 4000 çocuktan 250 civarının geçtiğimiz 5 sene içerisinde en az 1 defa ıslahevindeki diğer çocuklar veya daha yaşlı bireyler tarafından tecavüze uğradığı raporlanmıştır.

  • Eski Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu verilerinden derlenen bu çalışmada, Türkiye'deki tüm cinsel istismarların %66'sının kadınlara yönelikken, %22'si gibi devasa bir kısmının çocuklara yönelik olduğu belirtilmektedir. Buna karşılık cinsel istismarı yapanların %89'unu erkekler oluşturmaktadır.

  • Aile içi cinsel istismara yönelik verilerdeyse, istismara uğrayanların %58'ini kadınlar, %38'ini ise çocuklar oluşturmaktadır.

  • Tutulan polis raporlarına göre, sadece 2010 senesi içerisinde, tüm cinsel istismara uğrayanların %71'ini kadınlar, %17'sini çocuklar, %12'sini erkekler oluşturmaktadır.

  • Yapılan düzenlemeler sonucu eskiden Türkiye'den erişilebilen 23.000 porno sitesine erişim engellenmiştir. Engellenen bu sitelerin 15.000'inde çocuk pornosu da bulunmaktadır.

  • Cinsel istismar, cinsel taciz ve kasıtlı insan öldürme suçları konusunda Türkiye'de iller bazında İstanbul birinci sırada, bölgeler bazında Marmara da birinci sırada yer almaktadır.

  • Ülkemizdeki tüm çocuk istismarlarında, istismarların %96'sını erkeklerin yaptığı tahmin edilmektedir. Ayrıca tüm istismarların %80'i, çocuğun tanıdığı biriler tarafından gerçekleşmektedir. Yani sadece %20'lik bir kısmın sorumlusu yabancılardır.

  • Tüm istismarlar göz önüne alındığında, kızların istismar edilme oranının, erkeklere göre 3 kat fazla olduğu tahmin edilmektedir.

 

Ülkemizde bu konuya karşı duyarlılığın derhal arttırılması ve eğitim sisteminin bu konuları da içine alacak ve çocukları erken yaştan bilinçlendirecek şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu konular tabu olarak kaldıkça, sokakta oynayan çocuklarımızın yarın birileri tarafından cinsel istismara uğramayacağını garanti etmemiz, en azından içimizin rahat olması mümkün değildir. Konumuza geri dönelim:


Ensest ilişkiyi pek çok tipe ayırmak mümkündür: yetişkinler ile çocuklar arasında seks, çocukların kendi aralarında yaptıkları veya yapmaya zorlandıkları seks ve son olarak akrabalar arası seks bunun en geniş 3 tipidir. Özellikle kuzenlerin birbirleriyle ilişkiye girmeleri de biyolojik olarak ensest ilişkiden sayılmaktadır; halbuki birçok toplumda bu bilimsel olarak hatalıu bir biçimde, "normal" olarak görülmektedir.

 

Bunların çocukları işin içine dahil eden tiplerinde, çocuklar üzerinde çok ciddi travmalar ve hasarlar görülmektedir. Bu çocukların kendilerine güvenleri sıfıra inmektedir, insanlar arası ilişkilerde ciddi zorluklar çekmektedirler, cinsel olarak kendilerini yetersiz hissetmektedirler, depresyon, telaşlılık, fobik engelleme reaksiyonları, somatoform bozuklukları, uyuşturucu bağımlılığı, kişilik bozuklukları ve kompleks travma sonrası stres sendromu gibi pek çok zihinsel hastalığa çok daha fazla açık olurlar. 

 

 

 

Neden Ensest İlişkiler Canlılar Arasında Bulunmaktadır?

 

İlk olarak, anlaşılması gereken bir nokta, özelliklerimizin tamamına yakını gibi, ensest ilişkilerin de insan türüne özel olmamasıdır. Birçok canlı grubu içerisinde, genel-geçer olarak olmasa bile, insan popülasyonlarındaki gibi göreceli olarak az miktarda ensest ilişkiye rastlanmaktadır. 

 

İnsanlar, uzun bir süre bu ilişkileri doğaüstü güçlere bağlamış, "şeytan" gibi bilim-dışı figürlerin insanlar üzerinde oynadıkları oyunlar olarak değerlendirmiştir. Ne var ki Evrimsel Biyoloji'nin güçlenmesiyle birlikte, bu tip psikolojik, genetik ve çevresel etmenlerden doğan ilişkiler doğal yollarla açıklanmaya başlamıştır ve bu gerçek dışı kavramlar, bilimden uzaklaştırılmıştır.

 

Canlıların genomlarına bakıldığında, canlının milyonlarca farklı özelliğini etkileyecek olan binlerce farklı çeşit proteinin evrimsel süreçte kademeli olarak kodlandığını görürüz. Oldukça basit genlerden başlayan genetik yolculuk, 4 milyar yıl içerisinde akıl almaz bir karmaşıklığa ulaşmıştır. Sadece birkaç yüz genden oluşan canlılardan, binlerce genden oluşan canlılara doğru kademeli bir evrim gerçekleşmiştir. Bu süreçte genler sadece canlının özelliklerini belirleyecek faktörleri kodlayacak şekilde özelleşmemiş, aynı zamanda canlıların pek çok olumsuz özelliklerini (hastalıklar gibi) de taşımaya başlamışlardır.

 

Bu özelliklerin çoğu Doğal Seçilim ile genetik olarak elenir ve popülasyondan silinir. Çünkü ciddi hastalıklara sahip olan canlılar doğal çevrelerinde elenecektir ve kendilerindeki bu hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olan genler de elenmiş olacaktır. Ancak bu hastalıklar tamamen elenemez, çünkü genlerimizde özellikler çiftler halinde taşınır (aleller) ve bu alellerin çekiniklik/baskınlık durumu nihai hastalığı belirler. Bir noktada, bir mutasyon ya da bir diğer Evrim Mekanizması ile ortaya çıkan bir hastalık, iki alel üzerinde de belirli bir etkiye sahip olur, popülasyonda yayılabildiğince yayılır; canlılara dezavantaj sağlamaya başladığı noktada ise Doğal Seçilim ile elenmeye başlayarak baskılanır. Ancak tamamen yok olması, çok nadir görülen bir durumdur. Çekinik olarak popülasyon içerisinde hastalığın varlığını sürdürmesi mümkündür ve sıklıkla olan da budur.

 

İşte yakın akrabalarda, bu hastalıklara ait genlerin çekinik olarak taşınma ihtimali çok yüksektir. Çünkü kendilerini meydana getiren atalarında bu genler taşınıyorsa, bunların yavrulara farklı şekillerde dağılması mümkündür. Bir diğer soydan biriyle çiftleşildiğinde, bu çekinik genlerin bir araya gelmesi çok daha düşük ihtimaldir. Ancak yakın akrabalar çiftleştikleri zaman, atalarından ortak olarak aldıkları çekinik genler yavrularında birleşir ve ifade edilmeye başlar. Bu birleşimde, pek çok hastalığa sebep olabilecek çekinik genlerin bir araya denk gelme şansları, normal çiftleşmelere göre çok daha yüksektir. Bu sebeple de doğan yavrular sıklıkla hastalıklı ya da sorunlu doğmaktadırlar. Bir oran vermek gerekirse, ensest ilişkiler (insanlarda akraba evlilikleri gibi)sonucunda doğan yavruların sorunlu olma ihtimali, normal çiftleşmelere göre 64 kattan daha fazladır. Bu, çok ciddi bir orandır ve kesinlikle riske atılmamalıdır. Zaten birinci derece akraba evliliklerinden her türlü uzak durulmalıdır. Evrim Ağacı olarak bizler, ikinci derece akraba evliliklerinden de uzak durulmasını önemle tavsiye ediyoruz. Ancak illa ki ikinci derece bir akraba evliliği yapılacaksa, mutlaka öncesinde doktorlara danışarak olası genetik hastalıklar tespit edilmeli ve önlemler alınmalıdır. Aksi takdirde ömrü boyunca sakat kalacak bir çocuğun doğması işten bile değildir. Devam edelim:

 

Doğa, doğal olarak bu duruma karşı da bir seçilim baskısı uygulamaktadır. Çünkü ensest ilişkiye giren canlıların yavruları dezavantajlı olacak ve elenecektir. Dolayısıyla ensest ilişkiye yatkın olan bireylerin soyları elenecek ve bu yatkınlığa sebep olan genler de popülasyon içerisinde azalacaktır. Ancak çoğu zaman olduğu gibi, düşük bir frekansta bu bireyler popülasyon içerisinde kalacaktır. 

 

Elbette ensesti etkileyen tek sebep genler değildir; yetiştirilme biçimi ve bunun gibi çevresel etmenler, bir bireyin gelecekte enseste olan yatkınlığını çok ciddi bir şekilde etkilemektedir. Daha çok psikolojinin alanı olan bu sebeplere burada çok ayrıntısıyla girmeyeceğiz. Ancak Freud ile başlayan akım, çevresel etmenlerin psikoloji üzerindeki etkilerini çok net bir şekilde ortaya çıkarmaktadır (ancak Freud ve onun taraftarlarının sorunu, genlerin etkisini aşırı göz ardı etmek ve çevre etkisini aşırı abartmaktır; yine de Freud'un analizlerinin büyük bir kısmının sonuçları doğru, nedenleri ise hatalıdır veya eksiktir). Dolayısıyla bu konuların eğitim sistemi içerisine dahil edilmesi ve aileler tarafından çocukların bilinçlendirilmesi (kısaca tabuların yıkılması) elzemdir.

 

 

Enseste Karşı Evrimleşen Mekanizmalar Nelerdir?

 

Daha önce de belirttiğimiz gibi, enseste karşı genetik yollarla birkaç mekanizma evrimleşmiştir. Bu mekanizmaların etkisini büyük oranda kendi hayatınızda da hissedebilirsiniz. Kendinizi zorlayarak aile bireylerinizden biriyle cinsel ilişkiye girdiğinizi hayal etmeye çalıştığınızda bile zihniniz bunu reddedecek ve tiksinme duygusu uyanacaktır. İşte bu, genlerimizin etkisinde beynimizin ilgili bölgelerinin bu düşünceye verdiği biyokimyasal tepkiden ibarettir. Siz, aile üyelerinizden biriyle cinsel ilişkiyi düşündüğünüzde, beyniniz anında bu imgeyi yaratacak kimyasalları hafıza hücrelerinizden çağırır ve frontal beyniniz bir görüntü yaratır. Ancak bu görüntü, beynin enseste karşı tepki verilen kısımlarını da tetikler ve buralardan salgılanan enzimler ve bunların etkisindeki hormonlar, eş zamanlı olarak size tiksinme ve psikolojik ret hissini yaşatacak ve sizi uzak tutacaktır.  

 

Bu durum sadece insanlar için değil, dediğimiz gibi diğer hayvan türleri için de geçerlidir (hayvan dışı canlılarda ise genellikle bu görülmez). Üstelik, insan türü de dahil olmak üzere bu hayvanlarda, akrabalık derecesi azaldıkça, cinsel ret durumu da azalmaktadır. Yani bir birey uzak kuzenlerine, birinci derece akrabalarına göre çok daha fazla cinsel istek duyabilir; ancak yine de pek çok durumda beyin bu ihtimali reddedecektir. 

 

Ayrıca yine benzer şekilde, algısal olarak akraba olunduğunun bilinci de çok önemlidir. Yani kardeşinden, bebeklik döneminde, henüz algılar tam olarak çalışmazken ayrılan bireyler, yıllar sonra birleştiklerinde birbirlerine cinsel istek duyabilmektedirler. Kuşlar üzerinde yapılan bir araştırmada, aynı ebeveynlere ait olan yavrular, eğer aynı yuvada büyütüldülerse birbirleriyle asla çiftleşmemektedirler. Ancak aynı ebeveynler tarafından, farklı zamanlarda üretilen yavrular, eğer birbirleriyle aynı yuvada hiçbir zaman bulunmadılarsa, bir araya getirildiklerinde üreyebilmektedirler. Bu bize iki noktayı gösterir: Kuşların da zekası bulunmaktadır ve tercihler yapabilmektedirler (dediğimiz gibi beyni ve sinir sistemi olan her canlı bunu yapabilir) ve ensest ile ilgili evrimleşmiş savunma mekanizmalarımız genler tarafından şekillendirilse de, çevre tarafından çok ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Yani görsel hafızamızda akrabalarımızın imgelerinin bulunmaması, onlara duyduğumuz cinsel çekim reddinin azalmasına sebep olmaktadır.

 

Bu durum da Evrimsel Biyoloji sayesinde açıklanabilmektedir ve binlerce yıldır yapılan doğaüstü açıklamaların yerini almaktadır: bilimsel olarak aynı genel çevrede yaşayan kuşların, popülasyon içerisinde akrabalarına denk gelme ihtimalleri 1000'de 1 civarındadır. Bu da, oldukça düşük bir orandır (karşılaştıkları her 1000 kuştan 999'u yakın akrabaları değildir). Dolayısıyla herhangi bir görsel ve anısal bilgiye sahip olmayan bireylerin cinsel ret duymaları yönündeki evrimsel baskı azdır, çünkü doğada zaten canlıların uzaktan akrabalarıyla rastlantısal olarak karşılaşma ve çiftleşme şansları oldukça azdır. Ancak yakın akrabalar, sürekli bir arada bulundukarı için, bu bireyler arasında bir engelleme mekanizması zihinsel olarak evrimleşmiş ve genlerle taşınmaktadır.

 

Hayvanlar arasında ensesti önleyici mekanizmaların başında feromonlar gelmektedir. Feromonların ne olduğunu bir diğer yazımızda ayrıntısıyla açıklamıştık. Birbirlerinin feromonlarına kimyasal olarak duyarlı olan bireyler, birbirlerine cinsel çekim duymamaktadırlar; çünkü bu feromonlar biyokimyasal olarak beyni etkilemekte ve cinsel isteği baskılamaktadır. Dolayısıyla enseste yatkın olan bireylerde, feromonların algılanmasıyla ilgili genetik bir sorun olabileceği ihtimali üzerinde durulmuştur; ancak bu konuda henüz tatmin edici bir sonuç bulunmamaktadır.

 

 

İnsanlardaki Ensest Önleyici Mekanizma: Westermarck Mekanizması

 

Özellikle sosyal hayvan türlerinden (insan gibi), daha güçlü mekanizmalar görülebilmektedir. Feromonların etkisi halen görülmekle birlikte, karasal hayvanların en gelişmiş duyularından olan koku duyusu halen ensest önleyicilikte önemli bir rol oynamaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar, Sigmund Freud'un ensest ile ilgili ileri sürdüğü Oedipal dürtüler hipotezi ile çelişmekte ve Freud'un iddialarının en azından nedenlerinin yanlış olduğunu göstermektedir.

 

Yapılan araştırmalarda, insanların 6 yaşına kadar yakın akrabalarının kokularını net bir şekilde öğrendiğini ve beynin buna göre adapte olduğunu, bu yaştan sonra ise ömür boyunca, bir beyin hasarı gerçekleşmediği sürece, bu kokuların korunduğunu ve cinsel olarak itici bir etki yarattığı ortaya koyulmuştur. İşte bu mekanizmaya, Westermarck Mekanizması denmektedir. Dişilerin, bu konuda erkeklerden daha başarılı olduğu gösterilmekle birlikte, her iki cinsiyette de kritik düzeyde etkili olduğu görülmektedir. Mark Schneider ve ekip arkadaşlarının İnsan Doğası (Human Nature) dergisinde yayınladıkları araştırmalarına göre yetişkinler ile çocuklar arasında da bu mekanizma koku duyusuyla sağlanmaktadır. Yani yetişkin bireylerin, hiç tanımadıkları çocuklara karşı duydukları cinsel itim de bu mekanizmayla sağlanmaktadır. Ancak araştırmaya göre, beyin bu işlevi "genelleme" (generalization) isimli bir yöntem ile sağlamaktadır; yani bir çocuğa (kardeşe, yavruya, vs.) duyulan cinsel itim, tüm popülasyon içerisindeki çocuklara psikolojik olarak genellenmektedir ve her birinin kokusunun tanınmasına gerek kalmadan, beyin her çocukta uyarılarak cinsel iticilik sağlanmaktadır. Bunu, bir yemek ortada olmadığı halde, sadece onu düşünerek yemeğin kokusunu ve tadını hissetmek ile benzeştirmek mümkündür. 

 

 

 

Ensestin Biyolojik Sebepleri Nelerdir? 

 

Bahsettiğimiz mekanizmalar, genetik olarak bireye kazandırılan; ancak çevresel olarak son şeklini alan mekanizmalardır. Sonuçta ebeveynler yavrularına bu mekanizmayı beyinde oluşturacak genleri aktarmaktadırlar; ancak çocuk, bir başka ailede büyütülürse, bu aileye cinsel mesafe duyacak ve kendi biyolojik ailesine herhangi bir cinsel itim duymayacaktır. Bu, çevrenin genler üzerindeki etkisine önemli bir örnektir. Aslında burada çevre, genleri doğrudan değiştirmemekte, sadece genlerin var ettiği mekanizmanın içeriğine etki etmekte ve manipüle etmektedir.

 

Bu genlerde meydana gelecek mutasyonlar, mekanizmaların düzgün çalışmamasına sebep olabilir. İşte bu durumda birey ailesine karşı cinsel istek duyabilir. Benzer şekilde, çeşitli psikolojik etkiler altında ailesine karşı sürekli cinsel olarak kendisini yakın hissetmeye zorlanan bir birey, bir noktada çevresel olarak bu mekanizmanın etkisini yenebilecek ve ailesine cinsel istek duyabilecektir.

 

Toparlamak gerekirse, ensest bir doğa gerçeğidir; ancak özellikle insan popülasyonları arasında, özellikle de yetişkin-çocuk arasındaki cinsel birlikteliklere asla müsaade edilmemesi gerekmektedir. Çünkü çocuklar, belirli bir olgunluğa erişene kadar cinsel seçimlerini bilinçli bir şekilde yapamazlar. Benzer şekilde, evrimsel süreçte yavruların ailelerine duydukları güven sebebiyle ebeveynlerin bu güveni cinsel olarak istismar etmeleri çok ciddi sorunlar doğurabilmektedir. Tüm bunlar, sosyal yapımız içerisinde ensestin önlenmesi gereken bir sorun olduğunu göstermektedir. Ancak tabii ki pedofillerin (çocuklara cinsel istek duyan kişiler) üzerine de aşırı bir şekilde gitmenin bir faydası olmaz; zira onlar bu hisleri keyiflerinden hissetmemektedirler. Ancak elbette tedavi edilmeleri, en azından psikoterapik tedavi almaları şart olmalıdır.

 

Eğer çevrenizde çocuklarını istismar ettiğini bildiğiniz insanlar varsa, Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği gibi kurum ve kuruluşlara başvurabilir, Sosyal Hizmet uzmanlarından destek alabilir ve bu kişilerin Türk Ceza Kanunu'nun 103. ve 104. maddelerine göre 15 yaşından küçük bir çocuğa cinsel zorlama ile tecavüz durumunda en az 10 sene, zorlama olmadan cinsel birleşmede bulunulduğunda ise, çocuğun rızası olsa bile en az 5 sene hapis cezası verilmesini sağlayabilirsiniz. Unutmayın ki yukarıdaki veriler bile Amerika'daki felaket durumu gözler önüne sermekteyken, Dünya'da çocuk istismarı %1-10 arasında iken, Türkiye'de bu oran %10 ila %53 arasında değişmektedir! Bunun kabul edilemez bir durum olduğu açıktır. Umuyoruz ki bu yazımız, okurlarımızın bilinçlenmesi konusunda fayda sağlayacaktır.

 

Akraba evlilikkleri her ne kadar yaygın olsa da, bilim ve teknoloji sayesinde günümüzde riskler en aza indirilebilmektedir. Evrim Ağacı olarak akraba evliliklerinden kesinlikle uzak durmanız gerektiğini önemle hatırlatırken, "mecbur kalınan durumlarda" (aşk gibi), mutlaka ama mutlaka doktor kontrolünde ve genetik testleri yaptırmak suretiyle seks yapılmasını tavsiye ediyoruz. Unutmayın ki sizden doğacak çocuk, bir ömrü boyunca sizin düşüncesizce yaptığınız bir cinsel birleşmenin ya da evliliğin izlerini fiziksel ya da zihinsel olarak taşıyacaktır. Bunun yükünü hissederek hareket etmenizde fayda görüyoruz.

 

Umarız faydalı olmuştur.

 

Sevgilerimizle.

ÇMB (Evrim Ağacı)

 

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. SpringerLink
  2. ScienceDirect
  3. Kolber Typepad
  4. Child Abuse & Neglect
  5. Hürriyet Daily News

6 Yorum