Ahlakın Evrimsel Kökenleri ve Ahlak ile Tiksinme Arasındaki İlişki

Yazdır Ahlakın Evrimsel Kökenleri ve Ahlak ile Tiksinme Arasındaki İlişki

Darwin’den itibaren pek çok filozof ve bilim insanı genel olarak insana atfedilen bir özellik olan ahlak kavramının evrimsel bir kökene sahip olduğunu düşünmüş ve onun birtakım evrimsel süreçlerin birlikteliğinden doğan bir ürün olduğunu ortaya koymuşlardır. Bazı yönlerden ahlakın dolaysız bir şekilde biyolojik evrimsel süreçlerin etkisi altında şekillendiğini söyleyebilmemize rağmen bazı yönlerden de belli başlı bazı ahlak kurallarının tamamıyla dolaysız bir şekilde biyolojik evrimimizle açıklanamayacak kadar karmaşık oluşu ahlak kavramını açıklama çabasını oldukça zorlu ama bir o kadar da gizemli kılmaktadır.

Yazımız boyunca ahlak kavramını 3 bölüm halinde inceleyerek masaya yatıracağız. 1. Bölümde ahlakın kökenlerini daha iyi anlayabilmek adına, öncelikle, insan ve diğer hayvan türlerinin evriminde rol alan bu süreçleri inceleyeceğiz ve daha sonra bunların “kültürel evrim” ununa bulanıp birtakım ahlaki kavramlar ve ikilemler olarak karşımıza nasıl çıktığına bakacağız. 2. Bölümü ise psikoloji literatüründe kendine sıklıkla yer edinmiş olan ahlak kavramı ve tiksinme duygusu arasındaki muhtemel ilişkiye ve ahlaki bir karar verme sürecinde beyin görüntülerinden elde edilen verilerin ne anlama geldiğini inceleyeceğiz. 3. Bölümde ise diğer iki bölümde ele almış olduğumuz konuları Evrim Ağacı Değerlendirmesi adı altında bir sonuçta toparlayacağız.

 

I. BÖLÜM: Ahlakın Evrimsel Kökenleri

 

1. Akraba Seçilimi, Özgecilik (Altruizm) ve Karşılıklılık İlkesi

Akraba seçilimi teorisi, insan da dahil pek çok hayvan türündeki bireylerin yakın akrabalarına karşı daha özgeci, daha korumacı, daha yardımsever, yani özetle “kayırmacı” davrandığını açıklamaktadır. Bunun sonucunda, kayırılan bireyler seçilerek soyunu devam ettirir, kayırılmayanlar ise elenmiş olur. Karşılıklı özgecilik teorisi de özgeciliğin (diğerkamlığın) akraba olmayanlar arasında bile görülebildiğini söyler. Başkasına yardım etmek, karşılıklılık ilkesi çerçevesinde yeri geldiğinde yardım edene de fayda sağlayacağından doğal seçilim tarafından desteklenen bir davranıştır ve nesilden nesile aktarılır. Örneğin, vampir yarasa türü (Desmodontinae) inek gibi diğer hayvanların kanlarını emer ve bunu yuvalarına götürerek yavrularını besler. Ancak sadece kendi yavrularını beslemekle kalmaz aç olan diğer vampir yarasa yavrularını da besler. Vampir yarasa türü içerisinde görülen bu tip bir karşılıklı özgeci davranış, yavruların korunmasını ve soy devamını garantiye aldığından hem yardım alan tarafa hem yardım edene büyük getiriler sağlayacaktır. Peki diğer taraf iş birliği yapmazsa (yardım etmezse) ne olur? Sapolsky ve ekibi[1] bu sorunun yanıtını aramak için bir grup anne vampir yarasanın kan keselerinin içini boşaltıp içlerini hava ile doldurdular. Dışarıdan bakınca keseleri kanla doluymuş gibi görünen bu yarasalar daha sonra yuvalarına döndü. Ancak yuvalarına dönüp de kanı paylaşmadıklarını gören diğer anne yarasalar, sıra kendilerine geldiğinde, keseleri hava ile doldurulmuş olan bu yarasaların yavrularını kanla beslemeyi reddedip “kısasa kısas” yöntemini uyguladılar.

Peki yukarıda bahsedilen bu özellikler/davranışlar ahlak yaşantımızda nasıl karşılık bulurlar? Bunun için şimdi de kültürel evrimimize bakalım. Pek çok din ve toplumsal yaşam görüşü, ana-babaya saygı duymayı ve akrabaya karşı iyi davranışlar içinde olmayı öğütlemektedir. Bunlar az önce saydığımız nedenlerden ötürü kültürel evrimimizde de tutunmuş ve oldukça makul, kabul edilebilir davranışlardır. Diğer yandan akraba seçiliminin dikte ettiği yakın akrabayı koruma dürtüsü, kimi durumda, ahlaki bir sorun olarak karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin, bir akrabayı bir kamu kuruluşunda işe almak “akrabayı kayırmak” olduğu ve o işe başvurmuş akraba olmayan diğer kişilere haksızlık olacağı için çoğu toplumda ahlaken yanlış olarak değerlendirilmektedir. Kısasa kısas stratejisine gelirsek, bunu kendi ahlaki dünyamızda uyguladığımızda, bunun ahlaken doğru olmadığını söyleyen bazı itirazlarla karşılaşabiliriz. Örneğin “Göze göz, bütün dünyayı kör eder” diyen Mahatma Gandhi, Budist ahlakı pasifist direnişe yansıtarak bu duruşu kendi kişiliğinde simgeleştirebilmiştir. Ya da “sana tokat atana, sen diğer yanağını çevir” diyen İncil, bu öğretiyle Hristiyan ahlakın nasıl olması gerektiğini özetlemiştir. Bu sebeple iyi ahlakı öğretmeye çalışan bu tarz fikirler bir toplumda yeşerdiğinde, o toplumda bunun aksi bir davranışı sergilemek (örneğimize dönersek, kısasa kısası tercih etmek), kötü ahlak olarak değerlendirilebilmektedir. Örnekler çoğaltılabilir, ancak görülecektir ki iyi/kötü ahlak kimi durumlarda ülkeden ülkeye, coğrafyadan coğrafyaya, hatta kişiler bazında bile değişiklik gösterebilmektedir. Bu kadar değişken bir kavramı tam manasıyla açıklamak, kimi zaman içinden çıkılması güç bir iştir.

2. Cinsel Seçilim

Üreme içgüdümüzün temeli olan cinsellik ile birtakım ahlak kurallarımızın arasında sıkı sıkıya bağ olduğu aşikardır. Örneğin, hemen hemen her toplumda ensest ilişkiler hoş karşılanmayıp ahlaken yanlış kabul edilir. Bunun arkasındaki mantık oldukça basittir çünkü birbirine yakın akraba olan kişiler daha fazla ortak gen taşıdıklarından zararlı genleri (hastalıkları) bir sonraki kuşağa aktarma olasılıkları daha yüksektir. Bu sebeple ensest olmayan ve kalıtımsal olan her türlü psikolojik ve davranışsal özellik söz konusu topluluğun birey sayısı ile de ilişkili olarak doğal seçilim tarafından desteklenir.

3. Kendini Koruma Dürtüsü ve Tiksinme Duygusu

Tiksinme duygusu, evrimsel olarak, pis, küflü ya da bozuk yiyecek ve içeceklere karşı verdiğimiz “kendimizi hastalıktan koruma” amaçlı bedensel tepkidir. Ancak bu dürtü bizi bir adım daha öteye götürebilir ve ahlak kavramının nasıl gelişmiş olabileceğine dair bize birtakım ipuçları sunabilir. İşte bu amaçla yakın zamanda yapılmış bazı çalışmalar tiksinme duygusunun ahlakın evrimiyle bağlantılı olabileceğini göstermeye çalışmıştır.

Psikolojik araştırmaların üzerinde sıklıkla durduğu ve çokça tartışılan bir konu olması sebebiyle, yazımızın geri kalanında ahlak ve tiksinme duygusu arasında var olduğu düşünülen bu ilişkiye daha ayrıntılı bir gözle bakacağız.

 

II. BÖLÜM: Ahlak ve Tiksinme Duygusu

Plos dergisinde 2 Ağustos 2016’da yayımlanmış “Deneyimlenen Tiksinme Duygusunun Ahlak ile İlgili Kararlar Üzerine Olan Etkileri” (Olatunji ve ark. 2016)”[2] adlı bir çalışmada, tiksinme duygusu evrimsel anlamıyla ele alınarak hastalık yapıcı durumlara karşı verdiğimiz tepki bağlamında temiz/temiz olmama durumları ile ilişkilendirilmiş ve tiksinmenin ahlaki yargılarımız üzerine olan etkisi incelenmiştir.

Bu çalışmada ahlaki bir yargıya varılırken tiksinme duygusunun bu süreç üzerindeki etkisinin büyüklüğü, “rahatsızlık” gibi diğer bir duygusal (affective) durumun etkisinin büyüklüğünden ne kadar farklı olduğu test edilmiştir. Katılımcılar rastgele olarak seçilmiş ve çalışma iki bölüm halinde tamamlanmıştır. Çalışma 1’de katılımcıların “tiksinme” duygusunu tetiklemek için ellerini sahte kusmuğun içine; “rahatsızlık” hissetmeleri için ellerini buz gibi suya ve etkisiz (nötr) durumda ne gibi kararlar verebileceklerini ölçmek için ise ellerini oda sıcaklığındaki suya batırmaları ve tüm bunlar olurken bazı suçlara dair ahlaki yargı değerlendirmelerinde bulunmaları istenmiştir. Sonuçlar, rahatsız durumdaki katılımcıların özellikle hafif suçlarda en ağır ahlaki yargılara vardıklarını göstermiştir.

Çalışma 2’de ise tiksinme duygusunun ahlak ihlalleri üzerine diğer duygulardan daha fazla etki edip etmediğini ölçmek için katılımcılardan temizlik ile ilgisi olan ve olmayan birtakım suçlar için ceza vermeleri istenmiştir. Temizlikle ilgili (örneğin, John’un başkasının arabasının kapı kolu üzerine işemesi) ve temizlikle ilgisi olmayan suçları (örneğin, John’un kaç saat çalışmış olduğuna dair yalan söylemesi gibi) değerlendirmeleri için yukarıda bahsedilen işlemler (ellerin sahte kusmuğa, soğuk suya ve oda sıcaklığındaki suya batırılması) uygulanmıştır. Sonuçlar, elleri sahte kusmuğa batırılmış katılımcıların, temizlik ile ilgisi olmayan ahlak ihlallerine nazaran, temizlikle ilgili olan ihlallere karşı daha sert cezalar teklif ettiklerini göstermiştir. Ellerini soğuk suya batıranlarınsa tersi cezalar (temizlik ihlallerine karşı daha hafif; temizlik ile ilgisi olmayan ahlak ihlallerine karşı ise daha sert cezalar) verdikleri görülmüştür (Görsel 1). Bu bulgular, ahlaki kararlar vermede deneyimlenmiş tiksinme duygusunun kısıtlı da olsa belli bir role sahip olduğunu göstermektedir. Araştırmacılar, yapılan bu çalışmanın küçük ölçekli olduğunu, deneyin büyük ölçekli araştırmalarla tekrarlanması halinde daha güvenilir sonuçlar elde edilebileceğini söylemişlerdir.

Görsel 1

 

Ahlaki Yargı Sürecinde Beyin Görüntülerinden Elde Edilen Bilgiler Tiksinme ile Ahlak Arasındaki İlişkiyi Kurabilir Mi?

Ahlaki yargıların, biri sezgisel/duygusal (emotional) ve diğeri mantıklı/faydacı (utilitarian) olmak üzere, iki farklı -hatta birbiriyle çatışan- değerlendirme süreci tarafından yönetildiğini söyleyen popüler beyanları kabul eden araştırmacılar (Hutcherson, Montaser-Kouhsari ve ark., 2015), bunların beyinde nasıl temsil edildiği ve bütüncül ahlaki bir yargıya varılırken nasıl bir etkiye sahip olduklarını açıklamaya çabalamışlardır. 9 Eylül 2015’te The Journal of Neuroscience’ta yayımlanmış olan makalelerinde[3] bu tartışmaya yönelik kavrayışlar sunmaktadırlar.

Deneyleri için fMRI (işlevsel manyetik rezonans görüntüleme) makinesine giren katılımcılardan, ilk etapta, iyi eylemler (örneğin, Devlet Başkanı’nın hayatını kurtarmak) ve kötü eylemler (örneğin, bir çocuğun organlarını çalmak) için duygusal ve faydacı bakış açısından değerlendirme yapmaları istenir. Değerlendirme iki ayrı oturumda, dört puanlık bir ölçek kullanılarak ilk oturumda duygusal (1 = Çok Berbat, 4 = Oldukça Cezbedici) ve ikinci oturumda faydacı (1 = Yüksek Maliyetli, 4 = Oldukça Faydalı) olmak üzere ayrı ayrı yapılır. Duygusal ve faydacı değerlendirmeleri yaparlarken katılımcılardan, sırasıyla, eylemin genel sosyal faydasını ve kendilerinin duygusal tepkilerini göz ardı etmeleri açık bir şekilde istenir.

Değerlendirme işini takiben katılımcıların, yukarıda belirtilen eylem kombinasyonlarıyla oluşturulan (örneğin, Başkan’ın hayatını kurtarmak için bir çocuğun organlarını çalmak gibi), ahlaki ikilemlerden oluşan bütüncül bir ahlaki yargı testini tamamlamaları gerekmektedir (1 = Çok Uygunsuz, 4 = Çok Uygun). (Daha fazla insanın iyiliği için kötü bir şey yapmanın ne kadar uygun olabileceğine dayalı genel bir ahlaki yargı değerini ortaya çıkarmak üzere farklı kombinasyonlar da denenmiştir.)

fMRI görüntüleme tekniği sayesinde Hutcherson, Montaser-Kouhsari ve ekibi ahlaki yargılara varılırken bu iki değerlendirme arasında sinirsel bir ayrışmanın varlığını saptamışlardır. Ön (anterior) singulat korteks (ACC), insula ve üst (superior) temporal girus (STG) aktivitesinin duygusal değerlendirmeyle alakalı; beynin temporal/paryetal bölümlerinin kesişim yeri (TPJ) ve dorsomedial prefrontal korteks (dmPFC) aktivitesinin ise faydacı değerlendirmeyle ilintili olduğunu göstermişlerdir (Görsel 2). Eylem kombinasyonları üzerinde düşünerek bütüncül bir ahlaki karara varan katılımcıların beyinlerinde bu bölgelerden gelen bilginin beynin başka bir bölgesinde birleştirildiğini görmüşlerdir (Görsel 3). Diğer bir deyişle araştırmacılar, duygusal ve faydacı yargılara varılırken beynin farklı bölümlerinin aktif hale geldiğini ancak bu beyin bölümlerinin birbirlerini sınırlandırmadığını, tam aksine, genel bir ahlaki karar verebilmek için ayrı bölgelerden gelen bilginin beynin ventromedial prefrontal korteks bölgesinde (vmPFC) değerlendirildiğini saptamışlardır. (vmPFC Görsel 3’te beynin arka kısmında kırmızı ile gösterilmiştir.)

Görsel 2: Duygusal Değerlendirme (Emotional Rating) kısmında beynin insula, STG ve ACC bölümleri daha aktifken Faydacı Değerlendirme (Utilitarian Rating) yapılırken beynin temporal/paryetal kesişim yeri (TPJ) ve dorsomedial prefrontal korteks (dmPFC) aktivitesinde artış gözlemlenmiştir.

 

Görsel 3: Genel bir ahlaki karara varılırken ayrı bölgelerden gelen bilgi, beynin ventromedial prefrontal korteks bölgesinde (vmPFC) birleştirilir.

Phillips ve ark. (2004)[4] ve Wicker ve ark. (2003)[5] tarafından yapılan iki ayrı çalışma da Hutcherson ve arkadaşlarının çalışmasını kısmen destekler niteliktedir. Bu deneyler de tiksinme/nefret ifadesini taşıyan yüzlere bakmaları istenilen deneklerin STG’lerinde büyük bir hareketlenme olduğunu belgelemiştir. Bu literatüre göre, ahlaki ikilemler karşısında duygusal değerlendirmeye tepki olarak hem orta insulanın hem de STG’nin dahil olması, ahlaken doğru bulmama ile tiksinme süreci arasındaki ortak sinirsel bir işarete kanıt olarak yorumlanabilir. Ancak Chapman and Anderson (2013)[6] , fiziksel tiksinme sürecine insula aktivitesi dahil olsa da bu bölgenin sadece tiksinmeyle ilişkilendirilemeyeceğini çünkü insulanın sadece tiksinme duygusunun alt yapısını oluşturmadığını ve bu nedenle yukarıda bahsedilen beyin işaretlerine dikkatle yaklaşmak gerektiğini ileri sürerler.

Diğer taraftan, tiksinme/nefret ifadesini taşıyan yüzlere bakmaya maruz bırakılma deneylerinde, tiksinme deneyimine cevaben ahlaki yargının faydacı değerlendirmesini yansıtan devrenin (temporal/paryetal kesişim yeri-TPJ ve dorsomedial prefrontal korteks-dmPFC) dahil olduğunu gösteren hiçbir veri bulunamamıştır. Bu durum, tiksinme ve ahlak arasındaki bağlantının faydacı değerlendirmeyle alakalı olmayıp sadece duyguyla (affective) açıklanabileceğini göstermekte ve dolayısıyla, önceki araştırmalarda aktarılmış olduğu üzere, ahlak kuralı ihlallerine cevaben tiksinmenin ahlaki karar verme üzerindeki şiddeti artırıcı etkisinin duygusal değerlendirme derecesine bağlı olabileceğini akla getirmektedir.[7] Yine de tüm bu bilgiler, ahlakın doğası üzerine yürütülen tartışmalara önemli bir katkı sağlamaktadır.

Yazımız boyunca ahlakın iğrenme duygusu ile olan ilişkisini destekleyen görüşlerden (deneylerden) bahsettik. Şimdi de bu ilişkiye şüpheyle yaklaşan geniş çaplı birkaç çalışmadan da söz ederek konumuzu toparlayalım.

Eleştirel Araştırmalar

Bahsettiğimiz tüm bu araştırmalar her ne kadar tiksinme duygusunu tetiklemenin ahlaki kararların ciddiyet derecesini artırdığına dair kanıt ortaya koyuyor olsa da bu bağlantının büyüklüğü yakın zamanda yapılmış başka çalışmalar ile beraber tartışılmaktadır. Johnson ve ekibi (2016)[8], yürütmüş oldukları çalışmalarıyla ilgili şunları söylemektedirler[9]:

“Önceki araştırmalara ve teorilere dayanarak tiksinme duygusunun ahlak yargıları üzerine olan etkilerinin beden durumlarına hassasiyet (sensitivity to bodily states) ve ruh haline erişimle (state mood accessibility) yönetip yönetilemeyeceğini iki büyük örnekle (total N=1,412) test ettik. Bulgularımız, tetiklenen tiksinme duygusunun ahlak yargılarının şiddetini artırdığı ya da kullanılan moderatörlerin (Ç.N. tiksinmeyi tetikleyici metotların) tiksinme etkilerini yönlendirdiğine dair hiçbir ipucu ortaya koymamıştır.”

Ayrıca, Schnall, Haidt, Clore, ve Jordan (2015)[10] koklama ile ilgili tiksinme duygusunun ahlaki yargı üzerine olan güçlü etkisini kabul etmekte ancak bu etkiyi ortaya çıkarmak için kullanılan diğer duyusal uyaranların ya da moderatörlerin (yani, beden durumlarına karşı hassasiyet ve ruh haline erişim) kişisel farkları dikkate almadığını söylemektedirler. Buna göre beden durumlarına karşı kişisel hassasiyet bazı insanların diğerlerine göre tiksinme duygusuna daha yatkın kılabilir. Örneğin Schnall, Haidt, Clore, ve Jordan tiksinmenin, Kişisel Beden Farkındalığı Ölçeği’ne göre (Private Body Consciousness Scale - PBC) nispeten yüksek puana sahip bireyler üzerine büyük bir etkiye sahip olabileceğini öngörmüştür. Üç deneyden ikisinde, tiksinmenin sadece PBC’si yüksek olan katılımcılarda ahlaki yargı şiddetini artırdığına dair önemli kanıtlar bulmuşlardır.

Tiksinmenin ahlaki yargılar üzerine olan etkilerini belirleyen diğer bir unsur ise kişisel ruh haline erişimdir (state mood accessibility). Schnall ve ark. (2015), bahsi geçen çalışmalarında, duygu şiddetini artırmaya yönelik olarak deneyle ilgili önlemleri almadan önce araştırmacılarca yanlış tutumlar sergilenebileceğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre, bazen araştırmacılar deneklerin ruh halini önceden ölçebilecek ya da onların dikkatlerini duygularına yoğunlaştıracak faaliyetler içinde bulunabilirler. Buradaki endişe şudur: Şayet katılımcılar deney esnasında ruh halleri üzerine odaklanırlarsa ahlaki uyarana verdikleri tepkilerini, ahlak ihlalinden ziyade, tetiklenmiş tiksinme duygusunun gerçek kaynağına yönlendirebilirler. Bu durum, tiksinmenin ahlaki yargılar üzerine olan etkisini yok edecektir.

 

III. BÖLÜM: Evrim Ağacı Değerlendirmesi

 

Birinci Bölüme Dair Değerlendirme

Yazımız boyunca bahsetmiş olduğumuz ve örneklerini verdiğimiz tüm bu ahlaki eğilimlerin ve içgüdülerin bazıları evrim mantığı açısından doğru ve anlaşılabilirdir. Peki neden sık sık kendimizi ahlaki ikilemler içinde bulmaktayızdır? Neden sürekli neyin ahlaken doğru, neyin yanlış olduğunu tartışıp durmaktayız? Tarih boyunca iktidarı sürdürmek, yabancıya toprak kaptırmamak adına yapılan ensest evlilik türlerini (örneğin, Eski Mısır kraliyet ailesi arasında kardeş kardeşe yapılan evlilikleri) ya da iktidarı sürdürmek/elde etmek için gerçekleştirilen baba-oğul veya kardeş cinayetlerini biyolojik evrim açısından nasıl açıklamalıyız? Tüm bu sorulara verilebilecek en kısa yanıt, bir bütün olarak ahlak kavramının biyolojik evrimimizden kök alıp ama salt onunla açıklanamayacak kadar zaman içerisinde karmaşıklaştığı ve bazı ahlaki değerlerin kültürler içerisinde zaman ve mekana bağlı olarak değişebileceğidir.

 

İkinci Bölüme Dair Değerlendirme

Beyin görüntüleme tekniklerinden elde edilen bulgular, ahlaki bir yargıya varılırken beynimizin en ilkel dürtüsü olan tiksinme duygusundan temel olarak yararlanıyor gibi göründüğünü ortaya koymaktadır. Diğer taraftan ahlaki karar verme sürecinde mantıklı/faydacı değerlendirme yaptığımızda, insan gelişiminde en geç gelişen ve muhakeme, karar verme, uygun sosyal davranışlar geliştirme gibi üst düzey bilişsel işlevlerde söz sahibi olan prefrontal korteksin belli kısımlarını (vlPFC ve dmPFC) kullanıyor oluşumuz ahlak kavramımıza ait bazı pratiklerimizin, sıkı sıkıya içinde yaşadığımız toplumla ve kültürle ilintili olduğuna ve dolayısıyla yine zaman ve mekana bağlı olarak değişebileceğine işaret etmektedir. Dahası, ahlak kavramının tiksinme duygusuyla ilintili olabileceğini gösteren bazı bulgulara ulaşılması deneyler esnasında uygulanan moderatörlerin titizlikle seçilerek bu konuda daha fazla çalışma yapılması hem verilerin güvenilirliğini artıracak hem de ahlak kavramının daha sağlam temeller üzerinde anlaşılmasını sağlayacaktır.

 

Düzenleyen: C. Caner Telimenli

Kaynaklar ve İleri Okuma: 

1- Robert Sapolsky Rocks

2- Plos One

3- The Journal of Neuroscience - 1

4- Science Direct - 1

5- Science Direct - 2

6- Semantics Scholar - 1

7- The Journal of Neuroscience - 2

8- David Johnson Files (Wordpress)

9- Sage Journals

10- Semantics Scholar - 2

11- Psychology Today

6 Yorum