Abiyogenez - 16: Panspermia Teorisi Üzerine...

Yazdır Abiyogenez - 16: Panspermia Teorisi Üzerine...

Abiyogenezden bu kadar bol miktarda bahsedip, modern bilim dahilinde bu sahada yapılan çalışmalardan bahsedip de, onunla bol miktarda karıştırılan Panspermia Teorisi'ne kısaca değinmemek hata olur diye düşünüyoruz. Bu sebeple bu makalemizde sizlerle büyük bir bilim kitlesinin gerçeklik payı bulduğu; ancak halen tam olarak ikna edici sonuçlara ulaşılamamış ve bazı sıkıntıları bulunan Panspermia Teorisi'nden bahsedeceğiz. Evrim Kuramı ve Mekanizmaları başlıklı kitabımızda da bahsettiğimiz gibi, teorilerin her biri aynı güçte ve kapsamda değildir. Panspermia Teorisi de Evrim Teorisi'ne kıyasla son derece güçsüz ve kapsamsız bir teoridir; ancak zaten alanlarının ayrı olmasından ötürü bu kıyaslama pek de yerinde olmamaktadır. Abiyogenez Teorisi'ne göre de oldukça zayıf bir konumda olan Panspermia Teorisi, kimi kaynakta Abiyogenez Kuramı'nın bir alt başlığı olarak ele alınır. Ancak yine de bilimde önemli ufuklar açması ve bu teorinin doğru olabileceğini düşündüren bazı veriler bulunması sebebiyle üzerinde durulması gerektiğini düşünüyoruz. Umuyoruz ki faydalı olacaktır.

 

Panspermia Nedir?

 

Panspermia, en geniş tanımıyla canlılığın gezegenler arasında geçiş yapabilmesi demektir. Kelime anlamı olarak Antik Yunan dilinde "tüm tohumlar" demektir. Bundan da anlaşılabileceği gibi, yaşamın tohumlarının tüm Evren'e dağılabileceğini ileri sürer. Dünya'ya uyarlayacak olursak, gezegenimize hayatın çok uzun zaman önce (3.8 milyar yıl önce), bir diğer gezegenden taşındığını ileri süren argümandır. Bu argümana göre hayat meteoroidlerle, asteroidlerle ve gezegenoidlerle bir gezegenden bir diğerine, bir galaksiden bir diğerine, Evren'in bir "ucundan" diğerine taşınabilmektedir. Bu görüşe göre yaşam sadece 1 defa başlamış olmak zorunda değildir. Birden fazla defa, birden fazla noktada başlamış ve Evren'de çeşitli uzay olaylarıyla taşınmış olabilir.

 

Yaşamın tüm tohumları... Bu hipotez ilk ileri sürüldüğünde ciddi bir şüpheyle yaklaşılmıştır ve kimse üzerinde durmamıştır. Resimde, bu görüşü anlatmak amacıyla yapılmış çizimlerden biri görülmektedir. Ancak ilerleyen zamanlarda yeni keşiflerin yapılmasıyla birlikte yeniden gündeme gelmiş ve günümüzdeki bir takım bilim insanınca konu üzerindeki araştırmalar sürdürülmüştür, sürdürülmektedir.

 

Panspermia'yı, eldeki bazı güçlü bulgular ve birden fazla bilimsel gerçeği son derece mantıklı bir şekilde birbirine bağlayabilmesi açısından bir kuram (teori) olarak ele alabiliriz. Elbette ki günümüzün ve bilim tarihinin en güçlü kuramlarından olan Evrim Kuramı, İzafiyet Kuramı, Kuantum Mekaniği gibi aşırı bir güce sahip olmasa da, teoriliğinin başlangıcında olan, önemli bir bilimsel düşünce sistemi olarak görmemiz faydalı olacaktır.

 

Panspermia ile ilgili olarak anlaşılması gereken ilk ve en önemli nokta, bu kuramın hayatın başlangıcı ve/veya Evrim'i ile ilgilenmemesidir! Panspermik görüşün ortaya çıkmasıyla birlikte, "canlılık" dediğimiz kavrama dair 3 kısmın var olduğu fark edilmiştir; daha doğrusu bu 3 aşamanın varlığının keşfiyle Panspermia görüşü ortaya çıkmıştır:

 

  1. Canlılığın Başlangıcı
  2. Canlılığın Yayılımı
  3. Canlılığın Evrimi

 

İlk aşama, insan türünün "canlı" olarak tanımladığı kriterlere uygun varlık tiplerinin oluşumudur, bu yüzden "başlangıç" olarak ele alınır. Bu konu, elbette bilimin en önemli ilgi alanlarının başında yer alır. Bu alanla Evrimsel Biyoloji ilgilenmez, "başlangıç kuramları" olarak adlandırdığımız ve sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar kuram ilgilenir. Bunlardan günümüzde bilinen en güçlüsü ve en yaygın olarak kabul göreni, Abiyogenez Kuramı'dır. Zaten tüm yazı dizimiz temel olarak bu konuyla ilgiliydi, o yüzden tekrar detaylarına girmemize gerek yok. Kısaca bu noktaya kadar anlattıklarımızı özetleyecek olursak: Abiyogenez, canlılığın cansızlıktan başladığını ortaya koyan bir kuramdır. Abiyogenez Kuramı haricinde artık günümüzde bilimsel hiçbir geçerliliği kalmamış olan, ancak bilim tarafından çürütüldüğü için hala bilimin tarihinde yer alan New Age İddiaları (canlılığı uzaylıların başlattığı ve yönettiği ile ilgili iddialar), Ototrof Hipotezi (canlılığın başlangıcında sadece bitkilerin var olduğunu iddia eden hipotez), Yaratılış İddiası (doğa üstü bir gücün yaşamı başlattığına dayanan iddia) ve benzerleri bulunmaktadır. Denildiği gibi bunlar artık bilimsel açıdan hatalı veya ispatsız mitler olarak sınıflandırılmaktadır. Belirttiğimiz gibi, Abiyogenez Kuramı'nın açıklayıcı gücü sayesinde bu ikincil açıklamaların hiçbirine gerek kalmamıştır. Zaten bunlar arasında yer alan "ototrof hipotezi" haricinde hiçbiri temelleri gereği bilimsel yaklaşımlar değildir.

 

Canlılığın başlangıcından sonra nasıl yayıldığı ile ilgili olarak uzun süre kimse düşünme ihtiyacı hissetmemiştir. Doğrudan, 3. basamağa atlanmış ve canlılığın nasıl çeşitlendiği ile ilgilenilmiştir. Zaten söylememize gerek kalmayan bir şekilde, günümüze bu konuyu açıklayan tek bilimsel kuram Evrim Kuramı'dır ve bu kuramın açıkladığı, doğada her an gözlenebilen evrim gerçeğidir (doğa yasası). Tüm Makale Arşivi'miz bu kuramı ve bu doğa yasasını ele aldığı için burada herhangi bir ek açıklamaya gerek duymuyoruz. 

 

Ancak 1. basamaktan 3. basamağa geçişin önemli bir sorunu vardır: Canlılığın sadece Dünya'da başladığını ve burada kaldığını ön kabul olarak görmek gereklidir. Ne var ki elimizde buna dair hiçbir veri bulunmamaktadır. Dünya isimli gezegenin bildiğimiz anlamıyla canlılığın sürmesi için gerekli koşulları sağladığı bir gerçektir. Ancak Dünya üzerinde yaşayan bazı canlı formları, Dünya'nınkiyle alakası bile olmayan koşullarda yaşayabilirler (ekstremofil olarak adlandırılan Arkeler veya Tardigrada şubesinden olan hayvanlar gibi). Bu canlıların varlığı, bir anda insanların aklında bir şimşek çakmış ve "Acaba Dünya'ya yaşam bir diğer gezegenden taşınmış olabilir mi?" sorusunu doğurmuştur.

 

İşte bu soru, Panspermia Kuramı'nın temelini oluşturmuştur. Günümüzde, Panspermia'nın karşısında durabilecek herhangi bir "sürdürülebilirlik kuramı" bulunmamaktadır. Yani yaşamın başlangıcıyla yayılımı arasındaki süreci doldurabilen herhangi bir güçlü açıklama bulunmamaktadır. Panspermia'ya karşı olarak ileri sürülebilecek diğer kuram, yaşamın sadece ve sadece Dünya'da başladığı ile ilgili olacaktır. Ancak bu iddianın doğrudan doğrulanması çok zor olduğu için, bilim insanları daha çok Panspermia'nın yanlışlanması üzerine gitmektedirler. Dolayısıyla Panspermia Kuramı, yukarıda açıkladığımız Canlılığın Yayılımı basamağını ele alan tek ve en güçlü kuramdır.

 

Hemen her kuramda olduğu gibi, Panspermia Kuramı'nın da kökenleri Antik Yunan filozoflarına kadar gitmektedir. İlk olarak Milattan Önce 5. Yüzyıl'da İzmir'in Klazomenai ilçesinde yaşamış olan Anaksagoras (aşağıdaki fotoğrafta) tarafından ileri sürülmüştür. Daha sonra uzun yıllar unutulan bu kuram, 1834'te Jöns Jacob Berzelius, 1871'de William Thomson Kelvin, 1879'da Hermann von Hermholtz, 1903 yılında Svante Arrhenius, 2001 yılına kadar Sir Fred Hoyle ve günümüze kadar Chandra Wickramasinghe tarafından gündeme yeniden getirilmiş ve güncel bilgilerle birleştirilerek geliştirilmiştir. Tekrar edelim, Panspermia'yı bir "kuram" yapabilecek kadar fazla bilimsel gerçek, gayet güzel bir şekilde bir araya getirilebilse de, günümüzde Panspermia'yı pozitif olarak destekleyecek ya da tamamen çürütebilecek tek bir veri dahi bulunmamaktadır. Bu yüzden şu anda "askıda" olan bir kuram olarak görülmektedir. Öte yandan günümüz bilim insanlarının, özellikle de astrobiyologlarının büyük bir kısmı Güneş Sistemi'nin dışından Dünya'ya kadar bir canlının hayatta kalarak ulaşmasını pek mümkün görmemektedirler. Yine de bilim dünyasındaki az sonra değineceğimiz bazı gelişmeler, insanın aklında soru işaretleri doğurabilmektedir.

 

Anaxagoras (MÖ 500-428)

 

 


Panspermia Mekanizmaları

 

Uzun bilim tarihi içerisinde, özellikle astronomide yapılan gelişmeler sonucunda birçok Panspermia Mekanizması ileri sürülmüştür. Bunlar, en geniş olarak 2 ana kategoride toplanmaktadır: Galaksiler Arası Geçiş ve Gezegenler Arası Geçiş. Bunlardan ilki, farklı yıldız sistemleri arasında yaşamı taşıyabilecek kuyruklu yıldızlar veya dev meteorlar gibi gök cisimlerinin varlığı üzerine kuruludur. İkincisi ise aynı yıldız sistemi içerisindeki farklı gezegenlerin arasında, küçük taş ve kaya parçalarının koparak hareketinde dayalıdır. İkisinin de olabilirliği günümüzde net bir şekilde bilinmektedir, özellikle de Dünya üzerinde bulunan ve sadece Mars'ta görülen bazı bileşenleri içeren kayaların varlığı, ikinci kategorinin olabilirliğini gözler önüne sermektedir.

 

Kuyrukluyıldız...


 

Bu yaşam geçişlerindeki en büyük sıkıntı, elbette ki canlılığın gezegenler arası boşluk olan uzayda hayatta kalmaları problemidir. Dünya üzerindeki canlıların çok büyük bir kısmı bu boşlukta 1 saniye bile hayatta kalamazlar. Ancak hepsi değil. 2006 yılında Thomas Dehel isimli bir bilim insanı "plazmoid manyetik alanları" isimli fiziksel olayların, gezegenlerin manyetosferlerinden yaşam sporlarını, uzay boşluğunu ölmeden geçebilecekleri hızda fırlatabileceklerini ileri sürmüştür. Daha sonradan NASA'nın başlattığı "Yıldız Tozu Görevi" (Stardust Mission), kuyrukluyıldızların üzerinde glisin gibi yaşamı oluşturan temel, organik yapıtaşlarından bazılarının bulunduğunu tespit etmiştir.

 

Bu durumda, şimdiye kadar bulunan ve Panspermia Kuramı'nı destekleyen bazı verileden bahsetmek faydalı olacaktır:

 

 

Panspermia Kuramı'nı Destekleyen Veriler

 

1. Arkeler: 

 

Aşağıda belirttiğimiz yazımızda da görebileceğiniz gibi Arkeler dediğimiz dev taksonomik Alan'a ait canlılar, Dünya üzerinde karşılaştığımız en sert, en acımasız, en zor koşullara dayanabilmektedirler. Bu canlı alanına buradaki makalemizde değinmiştik.

 

Bu zor koşullar arasında, uzay boşluğunda dayanılması gereken morötesi radyasyon, proton bombardımanları ve aşırı soğuklar da bulunmaktadır. Ancak uzay boşluğunda "sıcaklık", yaklaşık -270 santigrat derece civarındadır. Dünya üzerinde bu kadar soğuğa dayanabilen bir Arke şimdilik bilinmemektedir. Öte yandan Dünya'da var olduğu düşünülen on milyonlarca prokaryottan (arke ve bakteriden) sadece birkaç on bin tanesini tanıdığımız düşünülürse, ilerleyen zamanlarda hangi türleri keşfedeceğimiz merak konusudur.

 

Methanococcus türü arke...

 

 

2. Su Ayısı (Tardigrada):

 

Buradaki yazımızda da bahsettiğimiz gibi tardigradlar, ancak temel olarak Hayvanlar Alemi'nde yer alan 8 bacaklı, kısımlı vücut planına sahip bu hayvanlar Himalaya Dağları'nın 6.000 metrelik tepelerinde yaşadıkları gibi, okyanusların 4.000 metrelik derin tabanlarında da yaşayabilmektedirler. En büyükleri 1.5 milimetre boyuna ulaşabilen bu hayvanların en küçükleri 0.1 milimetreden kısadır. Ancak onları büyüleyici kılan, yaşadıkları ortamlardaki adaptasyonlarından ötürü aşırı koşullara da dayanabilmeleridir. Tardigratların birkaç türü -271 dereceye kadar hayatta kalabildikleri gibi, +151 dereceye kadar da normal yaşamlarına devam edebilirler. Bu canlılar üzerinde Eylül 2007'de yapılan bir deneyde, bir grup tardigrat FOTON-M3 görevi ile uzaya çıkarılmış, 10 gün boyunca uzay boşluğunun tüm koşullarına doğrudan maruz bırakılmış ve geri döndürüldüklerinde uzay boşluğunda hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarını sürdürdükleri ve hatta yumurtladıkları keşfedilmiştir. Mayıs 2011'de yapılan bir diğer uzay görevinde bu bulgular tekrarlanmış ve uzay boşluğunda yaşayabilen bazı canlıların Dünya üzerinde bile evrimleşebilecekleri keşfedilmiştir. Tüm bunlar göz önüne alındığında, türümüzün evrimsel açıdan aslında en azından fiziksel kapasite olarak ne kadar da zayıf olduğunu düşünmemek elde değildir.

 

Tardigrad

 


 

3.  Meteoroidlerdeki Buluntular

 

NASA ve Dünya'daki diğer uzay birimleri, göktaşlarının nice tiplerini sürekli olarak incelemeye almaktadırlar. Yapılan ayrıntılı araştırmalarda, bazı meteoroidlerde:

 

  • aminoasitler (sol-el yapısındakiler)
  • bakteriler
  • karbon


keşfedilmiştir. Her ne kadar meteoroidlerdeki bakteriler halen tartışma konusu olsa da, aminoasitlerin varlığı ve karbon elementinin bolca bulunması, canlılığın temellerinin atılabileceği fikri için yeterlidir. Bakterilerin tartışmalı olma sebepleri, çoğu zaman Dünya'ya meteorun düşmesiyle, bulunup test edilmesi arasında geçen sürede kontaminasyon (Dünya'da zaten var olan bakterilerin taşın üzerinde yayılması) gerçekleşmesinden ötürü bakterilerin çarpmadan önce mi, sonra mı var olduklarının tespit edilmesinin güçlüğüdür. Ancak az sonra değineceğimiz bazı veriler, bu soru işaretlerini bir miktar da olsa azaltmaktadır. Sol-elli aminoasitlerin göktaşlarında bulunması oldukça heyecan vericidir; çünkü Dünya'daki canlılığın büyük bir çoğunluğunda sol-elli aminoasitler bulunmaktadır. Bu durumda göktaşları, vücudumuzdaki aminoasitlerin kaynağı olma potansiyeli taşımaktadır. 

 

Meteor yağmuru...

 

 

4. Sporlar ve Kristal Yapı

 

Pek çoğumuzun lise bilgilerinden hatırlayacağı gibi bazı canlılar ve özellikle sporlar üreyen bakteriler ve virüsler, zor koşullarda kendilerini "dondurarak" uzun süreler bekleyebilirler. Bu yapıların varlığı, uzay koşullarında kendisini dondurup, bir gezegene indiğinde eğer ki koşullar uygunsa üremeye devam edebilecek sporların ve kristalize olmuş virüslerin yaşamı taşıyabileceği fikrini akla getirmektedir. Virüsler, tek başlarına hayat taşımaya yeterli olmasa da, evrimsel süreçlerin öngörülmesinin güçlüğünden ötürü virüslerden bile canlılığın evrimleşebileceğini düşündürmektedir. 

 

Spor yapısı...

 

 

5. Mars Gibi Bazı Gezegenlerin Yapısı

 

Mars gezegeninin bazı özellikleri, yaşamın oluşabilmesi için Dünya'nınkinden daha iyidir veya bir zamanlar daha iyiydi. Örneğin Mars'ta proton bombardımanlarına daha az rastlanmaktadır ve yerçekiminin daha az olması, canlılığın evrimini hızlandırabilmektedir. Öte yandan Mars'ın tarihi incelendiğinde, Dünya'dan daha öncelerinden itibaren oksijenli bir atmosfere sahip olduğu ve sıcaklık açısından Dünya'dan daha dengeli olduğu görülmektedir. Ne var ki gezegenler geçmişinde bir noktada, Güneş'te meydana gelen bir patlamanın doğrudan Mars'ı hedef almasından ötürü (tesadüfen), Mars'ın atmosferini neredeyse tamamen kaybettiği düşünülmektedir. Bu tehlike, her an, her saniye Dünya için de bulunmaktadır. Üstelik 2013 yılı itibariyle Mars'ta net bir şekilde suyun tespit edilmesi, bu "kardeş gezegenin" bir zamanlar yoğun bir canlılık barındırmış olabileceği fikrini kuvvetlendirmektedir.

 

Kızıl Gezegen Mars...

 

 


6. Abiyogenez Kuramı ve Miller-Urey Deneyleri

 

Daha önceki yazılarımızdan da hatırlayabileceğiniz gibi Miller-Urey Deneyleri'nin en güçlü tarafı, Evren içerisindeki herhangi bir gezegendeki, herhangi koşullara uygun şekilde modifiye edilerek tekrar tekrar uygulanabilmesidir. Örneğin Miller-Urey Deneyleri sadece Dünya için yüzlerce farklı ihtimal gözetilerek, yüzlerce farklı defa tekrarlanmıştır. Temel olarak bu deneyler canlılığın atmosfer içerisinde, okyanus yüzeylerinde ve okyanus diplerindeki volkanik bacalar civarında oluşabileceğini ön kabul alarak yapılmıştır (en muhtemel olarak 3. olasılık öne çıkmaktadır). Ancak dediğimiz gibi bu deneylerin, herhangi bir gezegenin, herhangi bir bölgesinin koşulları göz önüne alınarak tekrarlanması mümkündür.

 

Bu durumda, Miller-Urey Deneyleri'nin geliştirilmesiyle, Dünya'daki yaşama benzer en uygun gezegen koşullarının tespit edilmesi sağlanabilir. Bu deneylerin sorunu, 1 hafta içerisinde sonuç veriyor olsalar dahi, uzun vadeli sonuçlarının yine de yıllar içerisinde çıkmasıdır. Örneğin Stanley Miller'ın 1960'larda yaptıkları deneylerde sakladığı bazı deney tüpleri günümüzde ortaya çıkarılmış ve 40 küsür yıllık süreçte, Miller ve Urey'in keşfettiğinden çok daha fazla canlılık molekülünün cansızlardan evrimleştiği ortaya konulmuştur. Bunların detaylarını önceki yazılarımızda verdiğimiz için tekrar değinmek istemiyoruz.

 

Benzer kriterler diğer gezegenlerde uygulanarak, yaşam ihtimalleri önceden ortaya konulabilir. Tabii bu yöntemin zorluğu, istenilen gezegene ulaşmadan tüm koşulların keşfedilememesidir. Dediğimiz gibi Panspermia yaşamın nasıl başladığı ile ilgilenmez, nasıl yayıldığı ile ilgilenir. Panspermia da en nihayetinde Abiyogenez Kuramı'ndan gücünü alıp, bu gücü Evrim Kuramı'na ileten bir aracı kuram olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Miller-Urey Deney Düzeneği...

 

 


Panspermia'ya Kanıt Teşkil Eden Somut Veriler

 

Tüm bu veriler ışığında, bazı elde edilmiş verilere değinmek istiyoruz:

 

1. Viking Biyolojik Deneyleri: 1976 yılında Mars'a 4 farklı defa inen Viking uzay araştırma gemisinden sadece 1 tanesinde yapılan İşaretli Salınım deneyleri, yaşama dair bazı izler verebilecek sonuçlar üretmiştir. Daha sonra yapılan araştırmalar, elde edilen bulguların organik olmayan kimyasal tepkimelerden kaynaklandığını ortaya koysa da, deneyi hazırlayan bilim ekibi hala bulgularının Mars'ta hayat olabileceğini gösteren metabolik faaliyetlere delil oluşturduğunu düşünmektedir.

 

Viking Uzay Aracı

 

 

2. ALH84001 Meteoroidi: Mars'tan gelen bu meteoroit, 1996 yılında keşfedilmiş ve içeriğinde nanobakterilerin bulunduğu Dünya'ya ilan edilmiştir. Bu olay büyük ses getirmiş ve kısa sürede sadece Panspermia'nın değil, Abiyogenez'in de bir kanıtı olarak ileri sürülmeye başlamıştır. Bu veriler halen hiçbir bilim insanı tarafından çürütülememiştir ve halen bu meteoroid Mars'ta şu anda olmasa bile eskiden yaşam olduğuna dair en güçlü kanıtları sunmaktadır. 2009 yılında Johnson Uzay Merkezi'nden Prof. Dr. David McKay, bu meteoroidde bulunan magnetit kristallerinden yola çıkarak Mars'ta bir zamanlar en azından bakteriyel boyutta yaşam olduğunu keşfettiklerini açıklamıştır.

 

ALH84001 Meteoroidi

 


3. D'Argenio Bulguları: 11 Mayıs 2011 yılında Naples Üniversitesi'nden jeolog Bruno D'Argenio ve moleküler biyolog Giuseppe Geraci, buldukları bir meteoroidi incelemiş ve içerisindeki kristal yapılara gömülü bakteriler keşfettiklerini ilan etmişlerdir. Araştırmacılar aşırı yüksek sıcaklıkta ve yoğun alkolde meteoroidi sterilize etmişler, ancak bakteriler hala yaşamaya devam etmiştir. Tüm bunlar sonucunda, öldüklerini düşündükleri bakterileri, uygun bir besin ortamında yeniden hayata döndürebilmişlerdir. Bu canlılar üzerinde yapılan DNA analizleri, bu bakterilerin Dünya üzerindeki hiçbir bakteri grubuyla birebir aynı olmadığını göstermiştir. Araştırmanın en ilginç sonucu, bu bakterilerin genlerinin geçmişinin 4.5 milyar yıl öncesine kadar gittiğini keşfetmeleridir. Bilindiği üzere Dünya'nın oluşumu bile ancak 4.5 milyar yıl kadar eskiye gitmektedir ve 3.8 milyar yıl öncesinden daha eskisinde bir canlı hayatının olmadığı bilinmektedir. Bu da, bakterilerin Dünya'dan bile eski olabileceği fikrini doğurmaktadır. Daha da ötesi, yapılan araştırmalar bu bakterilerin Dünya üzerinde bulunan Bacillus subtilis ile akrabalıkları olabileceğini ortaya koymaktadır.

 

Bacillus subtilis

 

 

4. Hint Uzay Araştırmaları Organizasyonu: Chandra Wickramasinghe tarafından yönetilen bir Hint ve İngiliz araştırma grubu 2001 yılında Hindistan'ın Hyderabad kenti üzerindeki hava örneklerinde bazı yaşam formlarına rastlandığını göstermişlerdir. Bu hava örnekleri yerden 41 kilometre yukarıdan toplanmıştır ve bu noktaya, Dünya tabanı veya yüzeyinden herhangi bir hava molekülünün ulaşması olanaksızdır. Hava örneklerinden 2 bakteri (Bacillus simplex ve Staphylococcus pasteuri) ve 1 mantar (Engyodontium album) türü çıkarılmıştır ve deneyde hiçbir kontaminasyon olmadığı metodik olarak gösterilmiştir. Bu bakteri ve mantar türlerinin karadan veya havada, 41 kilometre yükseğe ulaşabilmeleri olanaksızdır; ancak stratosferde bu canlılara rastlanabilmiştir. Bu da, Panspermik bir aktarımın olabileceğini düşündürmektedir. Bu bulgulara NASA, SETI ve aynı üniversiteden bazı diğer bilim insanlarının tepkisi olmuş olsa da, net bir çürütme yapılamamıştır. Tek argüman olarak bu bakteri ve mantarların, Dünya üzerinde yaşayan türdaşlarından farklı bir adaptasyon geçirmemiş olmaları verilmiştir. Aynı organizasyon, 2005 yılında çok daha kapsamlı olarak yapılmış ve 20 kilometre ile 40 kilometre yükseklik arasından onlarca örnek toplanmıştır. Araştırmalar sonucunda toplamda 12 bakteri türü ve 6 mantar türü keşfedilmiştir. Bunların isimlerini tek tek vermeyeceğiz, ancak yapılan araştırmalar bu türlerin yeryüzünde yaşayan türdaşlarından morötesi ışımaya çok daha dirençli olduğunu, soğuğa daha dirençli olduklarını göstermiştir. Bunlar, Panspermia Kuramı ile ilgili çok güçlü bulgulardır.

 

Chandra Wickramasinghe

 

Elbette, böylesine güçlü ve ilgi çekici bir kuramla ilgili çürütülmüş bazı veriler de bulunmaktadır. Örneğin Surveyor 3 isimli uzay aracıyla getirilen bazı bakterilerin uzaydan geldiği iddia edilmiş, ancak bu bakterilerin en başından beri aracın yüzeyinde bulunduğu keşfedilmiştir. 

 

Benzer şekilde, bazı insanlar hayal güçleri ve hırslarıyla bu kuramı lekelemek adına bazı sahtekarlıklara da imza atmışlardır. 1965 yılında keşfedilen Orgueil asteroidinden elde edilen veriler ile yazılarımız arasında bulabileceğini spontane jenerasyon fikri hortlatılmaya çalışılmış, ancak bu sahtekarlık kısa sürede bilim insanlarınca açığa çıkarılmıştır.


Burada önemle belirtmek isteriz ki, Chandra Wickramasinghe de çok güvenilir bir bilim insanı olmamakla ün salmıştır. Örneğin Evrim Ağacı olarak bizi de yanılttığı bir örnek için burayı ve burayı okuyabilirsiniz.

 

 

Panspermia Kuramı'na Karşı Gelenlerin Dayanakları

 

Elbette Panspermia Kuramı halen genel geçer olarak kabul edilmiş bir kuram değildir ve aşırı sayıda açığı bulunmaktadır. Bazı bilim insanları bu açıklara dikkat çekerek bu kurama karşı gelmektedirler. 

 

1. Evren'in Düzensizliği: Yaşam için gerekli olan elementlerin oluşabilmeleri ve biyokimyasal tepkimelerin oluşabilmesi için bazı temel kuralların Evren'in ilgilenilen köşesinde bulunması gereklidir. Dünya üzerinde gerçekleşebilen tepkimelerin büyük bir kısmı, Evren için "genel geçer" olarak geçerli değildir. Bu yüzden bilim insanları Panspermik bir yaklaşım yerine, uzayda Dünya'dakine benzer koşulları olan alanların tespit edilip, buralardaki Abiyogenetik oluşumların incelenmesi gerektiğii savunmaktadırlar.

 

Evren içerisinden bir kare...

 

 

2. Uzayın Zarar Vericiliği: Uzay boşluğu, insanın hayret edeceği kadar kaotik (düzensiz) bir ortamdır. Bu ortamda yaşayabilen az sayıda canlı bulunmaktadır ve bunların bir gezegende yaşam başlatabilmeleri çok düşük bir ihtimaldir. Ancak en azından, yukarıda sayılan canlıların bu zorlu koşullarda yaşayabildikleri bilim insanlarınca tartışmasız kabul edilmektedir.

 

Mavi Gezegen Dünya...

 

 

3. Çarpmanın Yok Ediciliği: İddia edildiği üzere gök cisimleri ile taşınan canlıların, meteoroidlerin gök cisimlerine çarpmasıyla oluşturdukları kaotik ortamda yaşamaları olanaksız görülmektedir. Eğer ki bu canlılar özenle bir ortama taşınılıp bırakılsalardı, bahsedilen yaşamın aktarılması mümkün olabilirdi. Ancak meteorların çarpmasıyla oluşan sonuçlar, yaşamın, daha doğrusu o meteor üzerindeki canlıların sağ kalabilmelerini olanaksızlaştırmaktadır.

 

Bir artistin gözünden meteor çarpması...

 

 

4. Canlılığın Oluşabilmesinin Güçlüğü: Abiyogenez Kuramı'nın ortaya koyduğu üzere canlılığın oluşabilmesi için gereken deneme-yanılma ve seçilimlerin miktarı aşırı fazladır ve çok uzun zaman dilimleri gerektirmektedir. Her ne kadar Evren'in 13.5 milyar yıllık bir geçmişi olsa da, bu süre bile Evren'in birden fazla noktasında yaşamın başlamasını güçleştirmektedir. Bu yüzden bazı bilim insanları yaşamın sayısız gezegende oluşmasına şüpheyle yaklaşmaktadır. Öte yandan, Kaos Teorisyenleri'nin ortaya koydukları gibi, kimi zaman en beklenmedik olaylar bile birden fazla defa gerçekleşebilmektedir. Bu sebeple yaşamın birden fazla galakside oluşmuş olmasına gayet muhtemel gözüyle bakılmalıdır. Henüz hiçbir Dünya dışı yaşama rastlanmamasından ve aynı zamanda Evren'in milyarda birinin bile henüz araştırılmamış olmasından ötürü iki iddia da asılı konumdadır, zaman, hangi tarafın haklı olduğunu daha net bir şekilde gösterecektir.

 

Yaşam...

 

 

5. İlk Canlının Dayanıklılığı: Panspermia Kuramı'nın en güçlük çektiği konulardan biri ise, oluşacak olan ilk canlının Panspermia Kuramı'nın iddia ettiği yollarla aktarılabilecek kadar dayanıklı olması gerektiğidir. Ne var ki bu hem Evrim Kuramı ile hem de Abiyogenez Kuramı ile çelişmektedir. Her ne kadar günümüz aydın Panspermia savunucuları, Abiyogenez ile başlayan ilkin yapıların Evrim yoluyla çeşitlenmesinden sonra bazı güçlü yapıların galaksiler ve gezegenler arasında iletilebilmesinin mümkünlüğüne işaret etseler de, pek çok bilim insanı dahi olmayan, eski New Age akımlarına kapılan savunucusu, Panspermia Kuramı'nı kullanarak bir yaratıcı gücün varlığına işaret etmektedirler. Tabii ki tüm bunlar Occam'ın Usturası'na ve genel olarak bilimin ilkelerine takılarak, üzerinde durulmayan, komik ve popüler iddialar olmalarına sebep olmaktadır. Bizler, bilim insanları olarak bu kuramın son derece bilimsel temellerde geliştirilmesi gerektiğini savunuyoruz.

 

 

Sonuç


Kısaca, Panspermia Kuramı ile ilgili pek çok önemli bulgu ve nokta bulunmaktadır. Bilim insanları bu bulguları özenle değerlendirmektelerdir. Bizler, yukarıda da değindiğimiz gibi, Evrim Ağacı olarak bu bulguların her daim bilimsel temelde kalması gerektiğini savunuyoruz. Bize göre, Panspermia Kuramı'nın gelişmesi ve pozitif verilerle desteklenmesi sonucunda Evren'in uçsuz bucaksızlığında nice yaşam formlarına rastlama olasılığımızın bir hayli artması, insanlık için heyecan verici bir durumdur. Panspermia Kuramı'nın gücüyle Evrim Kuramı'nın sınırları Evren'in her köşesine yayılabilecektir. 

 

Ancak elbette bu kuramın ve dayanaklarının çürütülmesi de, bilimsel yollarla yapıldığı sürece bir hayal kırıklığı yaratmamalı, insanları daha iyi ve güçlü kuramlar yaratmak konusunda teşvik etmelidir.

 

Biz, Evrim Ağacı olarak sonsuz gibi görünen (ancak öyle olmayan) Evren'de, Dünya dışında canlı formları olduğunu düşünüyoruz. Bunun için pozitif bir kanıtımız ne yazık ki henüz olmasa da, matematiksel olarak ve astrobiyolojinin bulgularına dayanarak bu iddiamızın arkasında duruyoruz. Daha önce "uzaylılar" ile ilgili yazımızda belirttiğimiz gibi, bu canlıların kesinlikle "uzun yeşil canlılar" olduğunu düşünmüyoruz ve "uzaylı" kelimesini bilimsel anlamıyla kullanarak "uzayda bulunan herhangi bir yaşam formu" olarak değerlendiriyoruz. Bize göre uzayda bir bakterinin bile keşfedilmesi, bilim dünyası için muhteşem bir keşif olacak ve insanlığın gidişatını değiştirecektir. Dolayısıyla tüm okurlarımızı da "uzaylı" tanımı olarak "uygarlıklar inşa edip insanlar üzerinde deneyler yapan yeşil canlılar" kalıbından çıkarak, New Age iddialarından kurtularak, daha bilimsel, daha ayakları yere basan ve daha gerçekçi tanımlar üzerinden, hayalperestlik ile gerçekçiliğin çizgisini iyi bilerek argümanlar üretmeye davet ediyoruz.

 

Umarız faydalı bir yazı olabilmiştir.

 

En içten saygılarımızla.


Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)


---


Abiyogenez Yazı Dizisinin Diğer Yazıları:

Abiyogenez - 1: Kimyasal Evrim, Canlılık ve Cansızlık Tanımları
Abiyogenez - 2: Canlılığın Temelindeki Moleküllere Giriş: 'Hayat Molekülleri'
Abiyogenez - 3: Nükleotitler, Genler, DNA, Kromozom ve Diğer Genetik Yapıların Özellikleri ve İşleyişi
Abiyogenez - 4: İlk DNA Nasıl Oluştu? - Retrovirüsler, "Önce-RNA Hipotezi" ve "RNA Dünyası Kuramı"
Abiyogenez - 5: Ribozim, RNA ve DNA'nın Evrimi
Abiyogenez - 6: İlkin Dünya Koşullarında Koaservatların Cansızlıktan Evrimi ve Yağların Önemi
Abiyogenez - 7: Büyük Hayat Moleküllerinin Oluşumu ve Canlılığın Cansız Temeli
Abiyogenez - 8: Koaservatların Evriminin Kısa ve Dar Bir Özeti
Abiyogenez - 9: Proteinler Kendi Kendilerine Nasıl Oluştular? Proteinin Oluşma Hesapları Üzerine...
Abiyogenez - 10: Bütün Canlıların Ortak Amacı Neden "Hayatta Kalmak" ve "Üremek"tir?

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Nature
  2. Panspermia
  3. Space
  4. Panspermia Theory
  5. Northwestern University
  6. How Stuff Works
  7. Scientific American-1
  8. Scientific American-2
  9. Panspermia Society
  10. ScienceDaily
  11. Biogenesis, abiogenesis, biopoesis and all that, Carl Sagan, Origins of Life and Evolution of Biospheres, Volume 6, Number 4 (1975), 577, DOI: 10.1007/BF00928906
  12. Conversion of light energy into chemical one in abiogenesis as a precondition of the origin of life, T.E. Pavloyskaya, T.A. Telegina, Origins of Life and Evolution of Biospheres, Volume 19, Numbers 3-5 (1989), 227-28, DOI: 10.1007/BF02388822
  13. Abiogenesis and photostimulated heterogeneous reactions in the interstellar medium and on primitive earth: Relevance to the genesis of life, A.V. Emeline et al., Journal of Photochemistry and Photobiology C: Photochemistry Reviews, Volume 3, Issue 3, 31 January 2003, Pages 203–224
  14. The possibility of nucleotide abiogenic synthesis in conditions of “KOSMOS-2044” satellite space flight, E.A. Kuzicheva, Advances in Space Research, Volume 23, Issue 2, 1999, Pages 393–396
  15. The emergence of the non-cellular phase of life on the fine-grained clayish particles of the early Earth's regolith, Mark D. Nussinov, et al., Biosystems, Volume 42, Issues 2–3, 1997, Pages 111–118
  16. Models for protocellular photophosphorylation, Peter R. Bahn, et al., Biosystems, Volume 14, Issue 1, 1981, Pages 3–14
  17. Evolution and self-assembly of protocells, Richard V. Sole, The International Journal of Biochemistry & Cell Biology, Volume 41, Issue 2, February 2009, Pages 274–284
  18. Sufficient conditions for emergent synchronization in protocellmodels, Journal of Theoretical Biology, Volume 254, Issue 4, 21 October 2008, Pages 741–751
  19. The emergence of ribozymes synthesizing membrane components in RNA-based protocells, Wentao Ma, et al., Biosystems, Volume 99, Issue 3, March 2010, Pages 201–209
  20. The “protocell”: A mathematical model of self-maintenance, Helmut Schwegler, et al., Biosystems, Volume 19, Issue 4, 1986, Pages 307–315
  21. Computational studies on conditions of the emergence of autopoietic protocells, Naoaki Ono, Biosystems, Volume 81, Issue 3, September 2005, Pages 223–233
  22. Bifurcation for a free boundary problem modeling a protocell, Hua Zhang, et al., Nonlinear Analysis: Theory, Methods & Applications, Volume 70, Issue 7, 1 April 2009, Pages 2779–2795
  23. Protocell self-reproduction in a spatially extended metabolism–vesicle system, Javier Macia, et al., Journal of Theoretical Biology, Volume 245, Issue 3, 7 April 2007, Pages 400–410
  24. A nonlinear treatment of the protocell model by a boundary layer approximation, Kazuaki Tarumi, et al., Bulletin of Mathematical Biology, Volume 49, Issue 3, 1987, Pages 307–320
  25. A model for the origin of stable protocells in a primitive alkaline ocean, W.D. Snyder, et al., Biosystems, Volume 7, Issue 2, October 1975, Pages 222–229
  26. Facilitated diffusion of amino acids across bimolecular lipid membranes as a model for selective accumulation of amino acids in a primordial protocell, William Stillwell, Biosystems, Volume 8, Issue 3, December 1976, Pages 111–117
  27. The origins of behavior in macromolecules and protocells, Sidney W. Fox, Comparative Biochemistry and Physiology Part B: Comparative Biochemistry, Volume 67, Issue 3, 1980, Pages 423–436
  28. Self-organization of the protocell was a forward process, Sidney W. Fox, Journal of Theoretical Biology, Volume 101, Issue 2, 21 March 1983, Pages 321–323
  29. From prebiotic chemistry to cellular metabolism—Thechemicalevolution of metabolism before Darwinian natural selection,Enrique Melendez-Hevia, et al., Journal of Theoretical Biology, Volume 252, Issue 3, 7 June 2008, Pages 505–519
  30. Natural selection in chemical evolution, Chrisantha Fernando, et al., Journal of Theoretical Biology, Volume 247, Issue 1, 7 July 2007, Pages 152–167
  31. Chemical evolution of amino acid induced by soft X-ray with synchrotron radiation, F. Kaneko, et al., Journal of Electron Spectroscopy and Related Phenomena, Volumes 144–147, June 2005, Pages 291–294
  32. Radiation-induced chemicalevolution of biomolecules, Kazumichi Nakagawa, Radiation Physics and Chemistry, Volume 78, Issue 12, December 2009, Pages 1198–1201
  33. Evolution of DNA and RNA as catalysts for chemical reactions, Andres Jaschke, et al., Current Opinion in Chemical Biology, Volume 4, Issue 3, 1 June 2000, Pages 257–262
  34. Anatomical correlates for category-specific naming of living andnon-living things, Carlo Giussani, et al., NeuroImage, Volume 56, Issue 1, 1 May 2011, Pages 323–329
  35. Formamide in non-life/lifetransition, Raffaele Saladino, et al., Physics of Life Reviews, Volume 9, Issue 1, March 2012, Pages 121–123
  36. Major life-history transitions by deterministic directional natural selection, Lars Witting, Journal of Theoretical Biology, Volume 225, Issue 3, 7 December 2003, Pages 389–406
  37. From the primordial soup to the latest universal common ancestor, Mario Vaneechoutte, et al., Research in Microbiology, Volume 160, Issue 7, September 2009, Pages 437–440
  38. How life evolved: Forget the primordial soup, Nick Lane, The New Scientist, Volume 204, Issue 2730, 14 October 2009, Pages 38–42
  39. Modelling the early events of primordial life, Yu. N. Zhuravlev, et al., Ecological Modelling, Volume 212, Issues 3–4, 10 April 2008, Pages 536–544
  40. From a soup or a seed? Pyritic metabolic complexes in the origin of life, Matthew R. Edwards, Trends in Ecology & Evolution, Volume 13, Issue 5, May 1998, Pages 178–181
  41. Self-organization vs. self-ordering events in life-origin models, David L. Abel, Physics of Life Reviews, Volume 3, Issue 4, December 2006, Pages 211–228
  42. The steroid receptor RNA activator is the first functional RNA encoding a protein, S. Chooniedass-Kothari, et al., FEBS Letters, Volume 566, Issues 1–3, 21 May 2004, Pages 43–47
  43. RNA, the first macromolecular catalyst: the ribosome is a ribozyme, Thomas A. Steitz, et al., Trends in Ecology & Evolution, Volume 28, Issue 8, August 2003, Pages 411–418
  44. Did the first virus self-assemble from self-replicating prion proteins and RNA?, Omar Lupi, Medical Hypotheses, Volume 69, Issue 4, 2007, Pages 724–730
  45. Characters of very ancient proteins, Bin Guang-Ma, et al., Biochemical and Biophysical Research Communications, Volume 366, Issue 3, 15 February 2008, Pages 607–611
  46. Simple coacervate of pullulan formed by the addition of poly(ethylene oxide) in an aqueous solution, Hiroyuki Ohno, et al., Polymer, Volume 32, Issue 16, 1991, Pages 3062–3066
  47. Preparation of polyacrylamide derivatives showing thermo-reversible coacervate formation and their potential application to two-phase separation processes, Hiroaki Miyazaki, et al., Polymer, Volume 37, Issue 4, 1996, Pages 681–685
  48. Coacervate complex formation between cationic polyacrylamide and anionic sulfonated kraft lignin, Alois Vanerek, et al., Colloids and Surfaces A: Physicochemical and Engineering Aspects, Volume 273, Issues 1–3, 1 February 2006, Pages 55–62
  49. Complex coacervates as a foundation for synthetic underwater adhesives, Russell J. Stewart, et al., Advances in Colloid and Interface Science, Volume 167, Issues 1–2, 14 September 2011, Pages 85–93

6 Yorum